alt sınıflara ait bir sinemadır ken loach'ın sineması. ezilenlerden, yoksullardan, toplum dışına itilenlerden, onların yaşama tutunma heveslerinden bahseder. bunun sonucunda, gayet gerçekçi bir uslubu vardır. ken loach, adeta sol yumruğunu havaya kaldırarak filmlerini çeker. onun filmlerinde, 'ünlü' ve 'piyasa' oyunculardan çok, işlevsel ve yetenekli, tanınmamış oyuncuları görmek mümkündür. sinemanın amatör ruhunun hala ölmediğine bizi inandırır. kendi sinema dilini yaratabilen ender yönetmenlerdendir.
son filmi belki önceki başyapıtları kadar dikkat çekici değildi, ama ustaya saygı duruşu mahiyetinde, cannes'da ödülünü verdiler.
Ken Loach, ihaleyle insan çalıştıran Torino Film Festivalinin düzenleyici kurumunu protesto ederek kendisine verilen büyük ödülü reddetti
işçi filmleriyle tanınan, bir çok uluslararası ödülü olan Britanyalı film yönetmeni Ken Loach, italyanın prestijli festivallerinden Torino Film Festivali tarafından verilen yaşam boyu onur ödülünü reddetti. Ken Loach, festivali düzenleyen Ulusal Sinema Müzesinde, işçilerin taşeron şirket aracılığıyla çalıştırılmasını ve güvencesiz-düşük ücretle çalışmaya direnen işçilerin işten çıkartılmasını görmezden gelemeyeceğini açıkladı.
ingiliz toplumundaki sorunları ve tabakalar arasındaki farklılıkları ustaca filmlerine yansıtan ingiliz yönetmen. benim adım joe ve carla' nın şarkısı unutulmazlarıdır.
üstattır. dünyanın görülmek istenmeyen pis yönünü berrak ve açık bir dille gözler önüne serer. solcuysanız ** yapılan haksızlıkları, sömürüyü görüp daha bi küfredersiniz ve salondan sinirli çıkarsınız. huzursuz edicidir. ustanın en belirgin özelliği ise durumu çok net ortaya koymaktır.
"Sinemada taraf olmak, bir görüşü savunmak hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu Amerikalıların her zaman yaptığı bir şey değil mi? Amerikalılar, her yaptıkları filmde en fazla eziyeti Amerikalılar çekmiş gibi göstermiyor mu? Ya da gördüğümüz her film Amerikanın zenginliklerini, Amerikan ideallerinin üstünlüklerini anlatmıyor mu? Ben bunlara karşı olduğum için özür dilemeyeceğim. Hollywood sinemasının bize hep empoze ettiği bir bakış açısı var; bu bakış açısında CIA desteklenir, dünyayı Amerikalılar kurtarır, Amerikalılar hep iyi adamlardır. işte bu taraf tutmaktır. Bence bu durumda geriye kalanlar, yani bizler de diğer tarafı tutmalıyız. Bunda hiç bir sorun görmüyorum."
hakkında ingiltere adaları proletaryasının ve işsizlerin şairi gibi tanımlamalar yapılan başarılı bir yönetmen. loach'un filmografisine bakıldığında çoğu kez işçi sınıfının mücadelesi üzerine filmler sunduğu görülür. bu açıdan bakıldığında loach'un filmlerinin en büyük özelliği siyasi ve sosyal bilinç taşıyor olmasıdır. tüm bunların dışında filmlerinin oyuncu künyesi çoğu zaman amatör oyuncular ile şekillenir. lakin bu çoğu tecrübesiz oyuncu kadroları filme apayrı bir güzellik katmaktadır, o ayrı. filmografisinde yer alan rejisini yaptığı sinema projeleri ise şöyledir;
özgürlük rüzgarı - the wind that shakes the barley (2006)
biletler - tickets (2004)
duygudan da öte - ae fond kiss (2004)
11 eylül - september 11 (2002 senaryo)
afili delikanlı - sweet sixteen (2002)
ekmek ve güller - bread and roses (2000)
benim adım joe - my name is joe (1998)
carla nın şarkısı - carla's song (1996)
ülke ve özgürlük - land and freedom (1995)
yağan taşlar - raining stones (1993)
ayak takımı - riff raff (1991)
kerkenez - kes (1969)
sevdiğim, takip ettiğim başarılı bir yönetmendir. her filminde çevrenizden, yaşantılarınızdan ortak noktalar bulabileceğiniz, film arşivinin vazgeçilmez ismi.
isci sinifina yakinligiyla taninan ingiliz yonetmen. kieslowski'nin soyle bir sozu vardir kendisi hakkinda: "hic kimsenin asistani olmak istemedim, fakat ken loach bana sorsaydi, seve seve ona kahve yapardim" kieslowski gibi 90lara damgasını vurmus bir yonetmenden boylesine bir ovgu almasi yersiz degildir, haketmistir sonuna kadar.