Iscilerin, insanlik tarihinin kurtulus yolunu inceleyen ve cözümleyen, eserleriyle öldükten sonra bile ölümsüz kalan, ezilen halkin tarihsel eylemine isik tutan, ezilenlerin en büyük savunucusu olan, büyük dehayi 126.yilinda saygiyla aniyoruz ...
Seninle ayni safta oldugum icin gurur duyuyorum ...
30 yaşındayken "kominist manifesto" yu hazırlamış ve ömrünün son 25 yılını halkın anlayabileceği bir biçimde kapitalizmin eleştirel analizini yapmaya adamıştır. bu analizin sonucu olan "kapital" isimli eserinin ilk cildi sağlığında diğer ciltleri marx' ın çalışmalarını toparlayan engels tarafından, ölümünden sonra yayınlanmıştır.
aşmış insan. daha 24 yaşındayken yazdığı yazılarla para babalarını üzdü. daha sonra komünizmi ortaya koydu, para babalarini daha çok üzdü. hala da devam ediyor üzmeye.
uykusuz 2. sayfa karikatürü;
açıklama olarak: "tayfun talipoğlu akp den aday gösterilmesinden gurur duyduğunu zaten hiçbir zaman marksist olmadığını belirtti."
karikatürdeki karl marx: "çok da skimdeydi zaten ben de hiç bamteli izlemedim"
"din kitlelerin afyonudur" lâfı, kapitalizmin serpilmesi ile kapitalizmin öncülü olan feodal ilişkilerin koruyucu çatısından mahrum bırakılmış kitlelerin tutunmak için tek güvenli liman olarak dini görmesi, toplumsal bir sığınak olarak kapsamı eskiye oranla oldukça daralmış olan geleneğin ve dinin ön plana çıkması olarak ifade bulan filozof.
kitaplarının kalınlığını görüp "bu kadar uzun yazdıysa kesin saçmalamıştır" mantığındaki fikir yoksunu insanların anlamadan, anlamaya çalışmadan, anlayamayacaklarını zannederek hakkında saçma sapan çıkarımlara vardığı çağının ufku feylozoftur. "feylozoflar bugüne dek tarihi anlamaya çalıştılar, önemli olan onu değiştirmektir" demiş adamdır, zeki adamdır.
komünist ya da ismine ne derseniz deyin toplumsallığın bir modelden ziyade bir süreç olduğunun farkında olmasından daha ötesi, onu doğru bir şekilde, yani bu haliyle gösteren ilk düşün adamıdır. dialektik materyalizm tam da bunu anlatır, mevcut koşulların içinde evrilen yeni toplum nüvelerini anlatır.
17. yüzyıldan itibaren şekillenmiş ve bir kesimin dünyanın büyük bir bölümünün emeğini sömürmesi ile şekillenen kapitalizmin insanın toplumsallığına ne denli büyük bir ihanet olduğunu yazdıklarını okuyan birinin görmemesi imkânsızdır. "bireyi öldürüyor" denilerek fikirlerini "insan doğasına aykırı" bulan tiplerin insanların bir bölümü toplumsal kaynakların gereğinden fazla bölümünü iç ederken kitlelerin sefalet içinde sürüklenmesini, emeğin bir meta olarak kabulü ile insanın doğayı ve kendini şekillendirme yeteneğine en büyük ihanetin edildiğini görmemesi tuhaftır.
"dostlar arasında bunların lâfı olmaz" diyenlerin bile bütün insanları ortak olarak algılamaya vesile olan bu adamın fikirlerini değersizleştirme çabaları ise oldukça naiftir.
"insanın doğası" sömürüyü, katliamları, kana susamışlığı mı gerektirir ki marks'a bu denli öfke duyulur? marksizmi doktrinize etmiş ülkeler ve deneyler sadece bir süreçtir, bunu marksizm diye okumak ya da marks'ın bütün zamanların anlamını çzömüş olduğunu iddia etmek teolojiden başka nedir ki? marks'ın sunduğu bir anahtar, bir bakış açısıdır, uymadığı yerde değiştirmek insan yaratısının ve diğer düşünen insanların elindedir.
kapitalizmi insan doğası ile örtüştüren tiplerin 16. yüzyıla bir zaman makinası ile ışınlandıklarında feodal yapıyı insan doğası ile özdeşleştirecekleri aşikârdır, ama hayata diyalektik materyalizm ekseninde bakan birisi insanın ekonomik ve sosyal ilişkilerindeki temel çelişkilerin güç haline getirildiğini nasıl göremezler? hayata tutunmak için birilerinin kıçını yalamak zorunda bırakılan bizler için bunun insanın düşünsel kapasitesine haksızlık etmek olduğunu görmemek bize sunulan o iğrenç "besini" kanıksamış olmamız olabilir ancak.
insanlar eşittir, insanlar özgürdür ve özgürlükleri eyleyen olmalarıyla alâkalıdır. sscb'deki kimi yönleri oldukça başarısız yeni sınıflı yapıya bakıp marks'ı harcayanlar farklı kapitalizm örneklerinin ortak noktası olan kitlelerin sömürülmesini, kapitalizme içkin eşitsizliği nasıl görmeyebilirler tuhaf.
dini afyon olarak gören filozof, ekonomist. sebebi ise şöyle söylenmekte;
efendim herhangi bir dine mensup arkadaş bu dünyayla pek ilgilenmezmiş. neden? çünkü din kişilere yaptıkları sonucunda müeyyideler uygular. dini bütün insanlarda müeyyidelerin en güzeline layık olabilmek için ise bu dünyayı sallar diğer tarafa odaklanır yani mealen halihazırda ki burjuvazi-ploreterya çatışmasını görmezden gelirmiş. tabi bu ne kadar afyon olduğuna kanıt, tartışılır.
gençken george wilhelm friedrich hegel'in felsefesinden etkilenen, daha sonra hegel'i kıyasıya eleştirmiş yahudi kökenli alman filozof. almanya'nın chemnitz kasabasına adı verilmiş ve kasaba 1953-1990 arasında karl marx stadt adını taşımıştır. bu da karl marx'la ilgili türkçe makale:
marx her zaman haklıydı deyip, inanmaya devam edeceklere selam ederek aşağıdaki sözünü hatırlatmak isterim.
"bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. biz bugünki durumu ortadan kaldıran gerçek harekete komünizm diyoruz. bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar."
son ekonomik krizden sonra acaba marx haklı mıydı diye düşündürmüştür kimilerine. fakat yine yanlış değerlendirilmektedir. marx ın bahsettiği alternatif düzen haricinde bugünki sömürü düzenine alternatif sayılabilecek bir ekonomik ve sosyal düzen üretememiş siyasal ve düşünsel kısırlıktır bizi bugünlere getiren. elbette düşünce adamlarının ürettiği fikirler en önce radikaller tarafından kabul görmekte ve o potadan geçtiği için de uygulanılabilirliği azalmaktadır.
kapitalizmin beşiği ülkelerde bile kitapları basılıp dağıtılan insan, hem de devletçe. türkiye'de ise sokak efsanesi vardır "hikaye bunlar" . ekonomiyi iyi çözümlemiş insan, belki getirdiği sistem geçerli değildir ama, kapitalizmin tıkandığı yeri 120 yıl önceden görmüştür. 2009 malesef marx'ı haklı çıkaracak.
biz türkler tarafından aşırı derecede yanlış anlaşılmış kişi. aslında dunyanın sayılı yönetim sistemlerinden biri kurmuştur ama nendir bilmem bu bizim memleketlerde hep anarşiyle bir tutulmuştur.
sovyetler felaketinden sonra, bugünkü rus halkından özür dilemesi gereken şahıs. özellikle de üniversite bitirmiş, laleli de iş tutan ve ailelerine para yollayan, mühendis, doktor v.s. genç kızlardan.
en önemli eseri engels ile birlikte yazdığı rusya, çin ve üçüncü dünya' daki kominist devrimlere hayat veren " kominist manifesto" (1848) ve " kapital " (1867-1894) dir. ona ait olan tarihin maddeci görüşü ve yine onun yaptığı kapitalist toplumların analizi sayesinde, 20. yüzyılda toplum bilimleri üzerine en önemli düşünür olmuştur.
kapitalist devlerin, nerede hata yaptıklarını görmek için başvurdukları filozof/yazar. fakat bizim*; ekonomik krizle birlikte, das kapital'ini bir kez daha okumamızı ve kapitalizmin çürümüş yönlerini iyice anlamamızı sağlayan kişi.
marx hıristiyanlar için de kafirdir. ama onun kafirliği sebebiyle onun fikirlerini dinlememezlik etmemişlerdir. bilakis bütün hıristiyan batı marx'tan beri batı marx vasıtasıyla da yenilemektedir. çünkü kapitalizmin kusurlarını kapitalizme hep bir tehdit olarak dayatmıştır eserleriyle. şimdi bile das kapital'ın satışlarının bu kadar artmış olmasının başka bir sebebi yoktur. batıda din ile ekonomi çok iç içedir. ama o kadar ilginç bir bağ vardır ki bizim bunu anlayabilmemiz çok zordur. çünkü hıristiyanlığın paraya bakışı paranın gücünün hıristiyanlığı bozmuş olmasından kaynaklanmaktadır, halen de evangelism ile bozagelmektedir. yakında hıristiyanlar üçlemelerini dörtleme yapıp yanına da parayı ilave ederlerse hiç şaşırmam. zaten bu bir nevi olmaktadır. geçende bir kilisenin içine büyük araba şirketlerinin ikisinin arabalarını getirip koyarak tanrım bu şirketleri kurtar demeye başlamışlardır. bunu kendi anlayışımızdaki gibi masum bir hareket olarak görmemk lazım. biz gerekirse bir şirketin batmasını dinen gözardı edebiliriz. ama onlar o şirketlerin batmasını kabullenemezler. çünkü kiliseleri ekonomik bağlardan ari değildir. bizde ise din kurumu bir kilise sahipliğinde olmadığı gibi aynı zamanda maddi kaygılardan da uzaktır. biz yokluğu özendirmeyiz ama yokluk ile de yaşayabiliriz. onlar ise maddiyat ile var olabileceklerini düşünürler. çünkü tüketim kültürü din tarafından desteklenmektedir. biz ise "bir lokma bir hırka" diyebilecek insanlarız.