bazılarının doğanın kanunları ile bu sistemi aklamaya çalışması kendi idealist düşüncelerinin iflası manasına geliyor. öylesine bir akıl karmaşası ve hengamesi var ki; kapitalizmi haklı çıkarmaya çalışan söylemler gerçeklikten çok uzaklar. o halde yaşasın post modernizmin akıl bulanıklığı!
"bugünkü tuhaflığı bir düşünün; 30-40 yıl önce, geleceğin komünist mi, faşist mi, kapitalist mi olacağını tartışıyorduk. bugün kimse bu konular hakkında tartışmıyor. hepimiz sessizce küresel kapitalizmin kalıcı olduğunu kabul ediyoruz. diğer taraftan da evrensel felaketlere kafayı takmış durumdayız. dünyadaki tüm yaşamın, bir tür virüs yahut bir göktaşı çarpması sonucunda yok olacağı ve bunun gibi şeyler. yani paradoks şu ki, yerküredeki tüm hayatın bittiğini hayal etmek, kapitalizmde küçük ama radikal bir değişimi hayal etmekten daha kolay."
"tanrının verdiği kadarı"yla yetinmeyip, doğadan olabildiğince yararlanmak, mal elde etmek, kısaca üretmek kaygısı taşıyıp, zamanının* tek yönetim mekanizması olan dinle bir nevi çatıştığı için, laiklik kavramının doğuşunu kolaylaştıran, ya da bu doğuşun nedeni olan kavram, sistem*. maddiyat ve maneviyatı birbirinden ayırmaya yönelik belki de ilk eforu sarfeden kapitalizm, ya da kaymak yeme sistemi, büyük olasılıkla bu efor sayesinde kaymak yemiştir, yemektedir.
ayrıca, insanı sürekli ikilemde bırakan -izmdir. basit bir örnek olarak farz edin ki bir kişi, star wars fanıdır, herhangi bir mağazada gördüğü gudik veya değil her figüre, oyuncağa saldırıp satın almakta ya da almak istemektedir. özüne bakıldığında star wars yaratısı, insan hayalgücünün, yaratıcılığının güzel bir örneğidir, sanattır. ancak fazla öze bakmadan yapılan bir gözlemle, bu sanatın büyük bir sektöre dönüştüğü, desenli iç çamaşırlarından neredeyse tuvalet kağıdına varan değişik dallarda ürünler verdiği görülebilir. işte bunun gerekliliği ya da gereksizliği, olayın para boyutunun aşırı büyümesi; bahsettiğimiz star wars severin ikileme düşmesine, hatta yaratıdan soğumasına neden olabilir.
şu da ileri sürülebilir ki, kapitalizm, insanlara şu sınırlı hayatlarında tadabilecekleri, deneyimleyebilecekleri türlü "şeyler"i kolayca ulaştırmakta, sevdikleri şeylerle ilgili yenilikler, güncellemeler, alternatifler* sunmaktadır. ancak bu "şeyler" hep madde, insanlar da madde bağımlısı mı olmak zorundadırlar? deneyimleyecek yeni düşünceler, fikirler, duygular, kısaca soyut kavramlar yok mudur? ya da, aynı işlevi gören bir cihaza yüzlerce alternatif oluşturulması ele alınırsa, dünyanın bazı yerlerinde insanların bu devasa üretimi gerçekleştirebilmek ve 2-3 kuruş almak uğruna ölmesi doğru mu? peki ya kutusu yeni açılan bir objenin bünyede yarattığı mutluluk, heyecan? ikilemler, yanıtlanması kolay olmayan sorular... yine de, -varsa- insancıl çözümler öneren sistemleri tercih etmek, yoksa da yenilerini yaratmak daha doğru geliyor. daha kolay değil, daha doğru.
ismet özel'in tabiriyle kapitalizm bir sırtından oturduğun bir kaplandır. üzerinden inersen seni anında yer, üzerinde kalırsan onun istediği yere gidersin.
komunizm , sosyalizm , yoldaş , devrim ve türevleriyle beraber 15-20 yaş gençliğinin , ki bu türkiye'DE sadece okuyarak tarihi bilgiler edinebilen bi kesime tekabül eder , en çok kullandığı kelimelerden biridir. efendim mcdonalds çok kapitalist değil mi osman , ya huriye valla 14 şubat da öyle. kahrolsun bu 14 şubat kahrolsun abd , bush defol vs vs. vs .vs. temalı anektodlarda da sıkça yerini bulur. kapital ana para demektir, kapitalist düzende de bu ana para , bile- beyin gücü eşit olacak şekilde değil de , kim ne kadar koparırsa o kadarını alır mantığıyla dağılır. sen kalk buna karşı çık? neymiş, mutlak eşitlikmiş che'ymiş oymuş buymuş. bıktırdınız yahu insanı. ağzınıza alırken , orda burda öterken hele de çok bilirmiş gibi konuşurken biraz edepli olun , sonra benim gibi normalde nötr olan adamları bile "bunlar anca öterler , dünyadan bi haberler , 10 seneye kalmaz geçer" cümlelerinin sahibi yapıyorsunuz.
insan canlı bi varlıktır , canlılık bilimini de biyoloji inceler. biyolojik olarak da , doğada mutlak eşitlik yoktur, senin yaşadığın dünyada bi kere oksijen azot para yer sınırlı bunlar illa ki , rekabet ortamı yaratıcak. ve elbette ki , kimi insanlar daha donanımlı kimileri daha az donanımlı olucak. ormanda aslan nasık kralsa , çekirgeyle yılan muhattap değilse , aynen insanların dünyaları da öyle. kimisi daha güçlü , kimisi güçsüz. bu güçlüyü ezmeyi mi gerektiriyo , evet yoksa elenirsiniz.
şimdi bunlar belliyken, hala iyimser bi tavırla , bilek gücü beyin gücü eşit olsun , insanlar sevsin sevilsin , ırakta çocuklar ölmesin , uluslararası silahsızlanma olsun vs. diyenlere saygı duyarım en azından mecalleri vardır hala adaletsizliği anlatmaya , ama sen kalkıp da bu sistem böyle boktan bilmem ne kahrolsun bilmem ne , bak bak pis kapitalistler vs diye hem agresif olursan , hem ortaya bişi sunamazsan , doğanın varolan ve sadece insanlar için mevcut olmayan yasalarını bilmediğinden ya da bilmezlikten gelmek sana prim kazandırdığından ötürü aslında sunacak bi sistemin olmadığını da idrak edemezsen derler ki , olm git büyü ,yaşadığın koşulları öğren sonra eleştirel böcük ol..
kimse de , kimseye bu dünya çok adil bi yer , eşitlik var demedi , ne kutsal kitaplarda var bu , ne doğada. sistemde var olmayan eşitliği sağlıcam diye uğraş , beni bağlamaz ama kalkıp da, ota boka klişe yargılarla klişe cevaplar verip , ucuna köşesine de bu uğurda ölmüş , heba olmuş adamların adlarını ağzına alıyosan derler ki sana , siktir lan..
-üretim araçlarına sahip *** bir kesimin bulunması *.
-sermaye birikimi. sermayenin bu kesimin elinde toplanması.
üretim araçlarına sahip olmayan kesim, sermaye sahiplerine emeğini kiralayarak *, belli bir karşılık, ücret, alır. sermaye sahibi, üreticinin emeğinin karşılığının bir kısmını * kendine ayırır *. üreticiye ayrılan kısım, onun üretime devam etmesini sağlayabilecek kadardır. böylece emeğin yada üretilen ürünün karşılığı olan sermaye işverenin elinde birikir. zaten işçiye emeğinin tam karşılığını verse kendine bişey kalmaz.
şöyle bir olay var. bu sistem yıkılır mı yıkılmaz mı konusuna gelirsek, bu sistemden kasıt "dünya liberal ekonomik birliği" ise, yıkıla da bilir, çöke de bilir, sonsuza kadar da gidebilir vs. amma velakin, "bulduğum/aldığım/sahip olduğum/kapattığım benimdir" fikriatıysa bahsedilen, sizleri çevirimiçi nah çekme servisine yönlendirmek isterim. lakin, şimdi hatırlayamadım adresi.
insan oglunun icindeki hirsin, bencilligin, guce olan tutkunun sonucu dogmus bir sistemdir. dengesizlik uzerine kurulmustur, kazananin oldugu yerde mutlaka kaybedende olucaktir. bir kesim zenginlesirken, diger kesim fakirlesicektir. iste devletin islevi bu dengesizligi minimize etmektir. avrupa'da bu kismen basarili bir sekilde yapilmaktadir.
dini imanı para olmak. bakın abd dolarının üzerine in god we trust yazmışlar. ürettiği malları satabilmek için türlü türlü katakulliler yapıp paranın üzerine bunu yazmak dalga geçmekten başka bir şey değildir.
avrupa'da sanayi devrimi'nin ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkan üretim fazlasını "nasıl pazarlarız"endişesiyle ortaya çıkan kavram,çelişkiler yumağı,kötü niyetler bileşkesi.
sanayi devrimi'nin -özellikle dönemin büyük devleti britanya'da-büyük bir sanayi üretimi fazlası vermesi ve iç talebin bu üretimi karşılamaması sonucunda yeni pazar ihtiyacı arayan avrupa,ürünlerini pazarlayabilmek ve bunu meşrulaştırabilmek için önce teoriye ihtiyaç duymuştur.adam smith,tam da bu aşamada devreye girer ve bakın ne kadar masum(!)ve sevgi dolu cümleler sarfeder:"bireylerin amacı,karlarını maksimize etmektir.zaten bireylerin kendi karları için çalışması,devletin de refahını artırıcı birşeydir.dolayısıyla bireyin ticaretinin önündeki tüm engellerin kalkması demek,devletlerin refahının da artması demektir." bu veciz(!)cümleleri elbette birey mirey için değil,basbayağı sistemin yeni versiyonu için etmiştir a.smith,bu teorisine "klasik iktisat teorisi"denmektedir."laissez faire,laissez passer"(bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler"cümlesiyle özetlenebilecek bu olgu,bireyin refahı artacak kılıfına bir güzel yerleştirildikten sonra pratiğe geçmiştir.
kapitalizmin en büyük iddiası olan "serbestlik",aynı zamanda onun en büyük açmazıdır.çünkü serbest piyasa demek,kurtlarla kuzuların aynı piyasada rekabet edebileceğine inandırmak oldukça saçmadır.serbestleşme olgusu her zaman daha güçlü olanın atılım gücünü pekiştiren bir unsur olarak belirmiştir.bu durum da küçük yatırımcıyı ve sanayileşememiş orta sınıf tüccarı tüketmiştir,büyük daha büyük,küçük daha küçük olmuştur moda tabirle.
yine adam smith'in ortaya attığı iddiaya göre kapitalizm demek "an invisible hand divits"yani "görünmez el müdahalesi" demektir.buna göre piyasalar belli bir kurum tarafından yönetilmemektedir,süreç kendi kendini yönetme sorumluluğunu üstlenmektedir.bu iddia oldukça çürük ve mesnetsizdir.piyasanın tek bir elden yönetilen bir olgu olmadığı doğrudur,lakin bunu yönetenlerin kimlikleri ve nitelikleri oldukça belirgindir,hiç de kıyıda köşede değildirler.bu "invisible hand"lerin kimi zaman meclislerde güçlü lobileri,kimi zaman çok okunan gazeteleri,kimi zaman çok satılan çikolataları,kimi zaman çok sağlam arkalı akrabaları vardır ve bütün bu kişiler birbirlerinin tavuğuna kışt demeyen büyük yatırımcılardır,aralarına yeni bir dev katılacağı zaman bu başka bir devin tasfiyesini gerektirir.kısacası kişiler değişir,ama işleyen sistem asla değişmez.
dünyanın neredeyse her döneminde kapital ve para önemli kavramlar olagelmişlerdir.ancak wallerstein gibi birtakım uzmanların ifadesine göre bu dönemin ayırıcı vasfı,sonsuz sermaye birikiminin ana hedef olması ve kutsanmasıdır.
bu sistem yıkılacak mı?
wallerstein abimize sorulacak olursa,kapitalizm 25-50 yıl arasında nihai krizini yaşayacaktır.bunun sebepleri ise kabaca şunlardır:
büyüyen çevre sorunları,fabrika atıklarıyla bu sorunu körükleyen dev şirketler önünde büyük bir sorun doğuracaktır.çünkü sebep oldukları korkunç çevre tahribinin kendi ceplerinden düzeltilmesi demek,karlarında büyük bir sıkışma olması demektir,bunu göze alamazlar.ama maliyetlerini dışsallaştırıp bunun bedelini doğaya ve hükümetlere,dolayısıyla halklara yüklemeye edvam ettikleri takdirde de çevre sorunu sebebiyle dünyanın ömrü iyice kısalacak ve bu maddi-manevi bedele halkların sabrı kalmayacaktır.
diğer bir sebep ise,işçilerin kentleşmesidir wallerstein'e göre.eskiden şirketler köylerden topladıkları ve az maaşa çalışmaya razı olan insanlarla istihdam sağlarken,dünyanın kırsallıktan çıkarak yüzde 70lerin üzerindeki dünya kentli nüfusunun artması ve işçilerin maaş zammı taleplerinin doruğa yükselmesi sebebiyle az maaşa razı olmamaya başlaması sorun olacaktır.şirketler işçilere zam yapmayı kabul ederse karlarını kısacaklar,kabul etmezlerse de yakın zamanda dev grevlerle ve istifalarla sarsılacaklardır.
birkaç sebep daha sayıyor wallerstein ve sistemin 25-50 yıl arasında çökmeye mahkum olduğunu iddia ediyor.lakin ismet özel'in bu konudaki bir tesbiti konuyu daha da karmaşıklaştırıyor zihinlerimizde:"bir sistemin yıkılması ve yerine yenisinin gelmesi için,o sistemi yıkma iradesi gösteren insanların zuhur etmesi gerekir".bu tesbite hak verirsek-ki vermemek mümkün değil-,rahatını bozmayı sevmeyen ve bir şekilde yaşayabildiği müddetçe risk almaktan ve bedel ödemekten kaçınan insanoğlunun çok da doğru bir tutum izlemesini beklemek mantıklı olmayacaktır.bu durumda,bir sistem yıkılsa da yerine geçecek düzenin eski düzen ile bir mahiyet farkı olmayacaktır,karın maksimizasyonu ve sonsuz sermaye birikimi öncülü ile hareket eden neo-kapitalizmi doğurabilecektir,bunun da yeni bir sistem olmasından elbette söz edilemez.
sömürmek, sonuna kadar kanını emmek. kısacası insanların üste çıkabilmek için birbirlerini ezmek zorunda olduğu ekonomik sömürü düzeni olan sistem. (bkz: altta kalanın canı çıksın)
meta tagleri özgürlük*, sermaye, patron, fırii ekınımi falan fişmek olan sistem. her sistemde her daim köpekler, ve insanlar olarak iki sınıfın bulunacağını gözler önüne seren, şamar gibi yüze çarpan izm. komünizmden aslen tek farkı sizin, benim aslında kulübe köpeği yerine sokak köpeği olduğumuzdur. lakin bunun farkında değilizdir.* farkında olan azınlık da malesef ki genellikle komünist olmayı(kulübede yaşamak istemeyi) tercih eder. ilginçtir. güldürür bu homuna gaydımın sistemleri beni.