rus işgalinden iç savaşlara, taliban çatışmalarından, amerikan işgaline kadar, yaşanan bütün çatışmaların yansımalarını, evlerin duvarlarındaki mermi izlerinden görebileceğiniz tarihi bir şehirdir.
son zamanlardaki durumunu pek bilmesem de, şehirdeki hemen hemen bütün önemli binaların önünde, kalın beton duvarlardan setler örülmüş, bir de bunlara eklenen polis kontrol noktalarıyla, kent dev bir labirente dönmüştür. paranız varsa, pek çok medeni ihtiyacınızı temin edebilirsiniz. bunun için "chicken street" en ideal yerdir, ancak yabancı olmanız istedikleriniz için kazıklanmayı peşinen göze aldığınız anlamına gelir. bunun dışında "mandavi" denilen çarşısı da oldukça meşhurdur. karabiber ve safran gibi baharatların, birinci sınıf çok kaliteli örneklerinin yanı sıra, hoş kokulu çaylar da uygun fiyatla bu çarşıda bulunur. aynı çarşı içindeki "ali baba" restaurant, yabancılar tarafından pek bilinmez ancak, temiz ve leziz "kofte kebbabı" servis eder. halkın alışveriş yaptığı köhne bakkal dükkanlarında, genellikle iran'dan ithal, kötü bisküviler, ambalajsız, kokusuz kalıp sabunlar, yemeklik pamuk yağı, düşük kaliteli makarnalar vs. satılır. çarşı pazar yakınlarında, ortalık yerde erkeklere saç traşı yapan berberlere rastlamak olağandır.
ucakla inerken gozunuze pencereden kerpic evler carpar. havaalanina sahip buyuk bir koye indiginizi dusunursunuz. icinizi bir huzun kaplar. havaalaninda ve havaalanindan sonra her yerde dua etmeye baslarsiniz o insanlar icin. disarida satilan etler, yikanmaya luzum bile gorulmemis iskembeler gozunuze carpar, her taraf ve her yer toz altindadir, cunku ruzgar yoktur ve sehirdeki hareketliligin kaldirdigi toz hic bir yere gitmemektedir, uzulursunuz ve hasta olursunuz, midenizden bagirsaklarinizdan vaz gecersiniz, bindiginiz taksideki adama turkis muzik? sen seviyor? ibrahim tatlises? dersiniz, Tarkan! cevabini alirsiniz, hala uzulursunuz, herneyse aradan birkac gun gecer, artik afganlarla ve pakistanlilarla ve ozbeklerle calismaya baslarsiniz, 10 da gelip, 3 te terkederler sizi, madeni rulman almaya gittiginiz esnaf! yerinden bile kalkmadan ayaginin ucuyla raftaki rulmani size isaret eder, artik uzulme bitmistir yavas yavas, isler degistirmistir artik bir daha hic eskiye donmemek uzere...
neredeyse tüm araçların toyota marka olduğu şehirdir. araba, otobüs, minibüs, kamyonet, arazi araçları.. neredeyse % 99 oranında toyota. özelikle toyota corolla'nın envai çeşitini görme şansınız var. gelin diye pek önermesem de eğer işiniz düşer de gelirseniz fiyatlara alışmanız epey zaman alabilir. örneğin 1 karton kısa marlboro 15 ytl. bir kutu kola 50 ykr. yaklaşık 8 km taksi yolculuğu 6 tl, büyük bardakta taze sıkılmış meyva suları 80 ykr buradaki bir firmadan gsm hattı alırsanız 10 dk türkiyeyi aramak 6 tl, 5 kişi tıka basa kentuck fried chicken taklidi bir yerde yemek yemek 20 tl. herşey inanılmaz ucuz. ama bunun yanında her yer pislik içinde lağımlar sokaklarda açık kanallardan akıyor, o kanalın 1-2 metre uzağında asılmış etler var kasap et satıyo ve hatta et büyükse yere koyup kesiyor. hasta olmadan yemek yemek isteyenler için bir kaç seçenek var sadece. onlar da istanbul restaurant, afghan fried chicken ve kabul city center bünyesindeki cafe ve restaurant. kalacak yer için en iyi yerler türk konsolosluğu bünyesindeki veya istanbul restauranta bağlı olan otellerdir. taksiler çok ucuz olsa da pazarlık etmeden binilmemesi önerilir. dilinizi yada ingilizce bilmeselerde siz yeri söyleyip eline cep telefonunu verip yaz derseniz rakamı oraya yazarak pazarlık edebilirsiniz.
nüfusu 3 milyondur. Hindikuş dağları içinde Kabil nehri boyunca ilerleyen dar bir vadide deniz seviyesinden 1800 metre yükseklikte kurulmuştur.*
Kabil'in güneyinde kentsel genişleme, 1990'ların başlarında birbirlerini kırıp geçiren gerilla gruplarından geriye kalan bina kalıntılarıyla gecekondulardan oluşuyor. işin garibi Afgan başkenti 1980'lerdeki Sovyet işgali sırasında bu kadar zarar görmemişti. Çünkü mücadelelerin büyük bölümü dağlarda ya da çölde gerçekleşiyordu. Bugün 20 yıldan uzun süren savaştan sonra oluşan hassas barış sürecinde kent, ülkelerinin geleceği için umutla dolu olarak geri dönen mülteciler ve yeni binalarla dolu.*
insanoğlunun yeni yeni dünyaya hükmetmeye başladığı dönemlerde iki kardeş vardı. habil ve kabil. o dönemde toplumun çivisi çıkmasın diye farklı annelerden olan çocuklar evlendiriliyordu. ancak kabil kendi karındaşına(kardeşine) aşık olmak suretiyle çok fazla dikkat çekti. bu arada hz. adem kabil'in kardeşini habil'le evlendirmeyi düşünmektedir. kabil buna şiddetle karşı çıkar ve akabinde hz. adem şöyle bir çözüm getirir. "ikinizde tanrıya birer kurban sunun tanrı hanginizin kurbanını kabul ederse kız onundur". bu arada şunuda belirtiyim kabil ilk çiftci habil de ilk çoban/kasapdır. ikiside yüksek bir tepeye çıkar yanlarında kurbanlıkları ile. kabil buğdaylardan bir demet yapar habil de bir koyun götürür. kurbanlarını tanrıya sunarlar ve beklemeye başlarlar. bir süre sonra gök yüzünden gelen bir melek (yada kuş) habilin koyunu alır ve yok olur. bu duruma çok sinirlenen kabil çok daha sonra bir ressam tarafından betimlenen bir şekilde habilin kafasına büyük bir taşla vurarak öldürür. bu olay sonrasında kabil sürgün edilir. tanrı ise kıyamet gününe kadar asla dünyadaki olaylara karışmayacağını, razı olup olmadığını göstermeyeceğini beyan eder. hikayenin burdan sonrası biraz enteresanlaşıyor. kabil sürgüne gönderildikten sonra kendisi gibi sürgün olan annesi lilith'i bulur (habilin annesi havva'dır). ve ana-oğul birlikte dünyaya kötülük saçmaya başlarlar taki kıyamet gününe kadar.