eskiden uzak doğu da üretilen pirinçler daha uzun süre dayansın diye bal kabaklarına doldurulurmuş. bir kaç kış böylece yenilirmiş. bazı kabaklar erken bozulup tatlarını pirinçlere geçirirmiş. bunu yiyen pirinçten bıkmış insan ise kabağın tadından şikayet edermiş, kabak tadı vermek de kullanıla kullanıla, kültürel etkileşim ile günümüze kadar gelmiş.
kabak sebzesinin kastedildiği deyim. hatta emre kongar ve mehmet barlas'ın beraberce sundukları yorum farkı isimli programda bizzat emre kongar hoca tarafından izah edilmiştir.
balkabağı mı yoksa kabak sebzesi mi hangisi kast ediliyor anlaşılmamış deyim.
birinci seçenekteki kabaksa bu deyime konu teşkil eden, bu lâfı üreten bünyenin aklından şüphe edilmelidir.
hakkında türlü şehir efsaneleri mevcuttur.
bir tanesine göre; devlet tarafından galatasaray lisesi öğrencilerine bedava yemek verilirmiş.tatlı olarak genellikle kabak tatlısı çıkarmış.zamanla çocuklar çıkan tatlıdan çok sıkılmışlar ve ne zaman insanı bıktırıcak bir şeyle karşılaştıklarında kabak tadı verdi demeye başlamışlar.öğrenciler arasında popülerleşen bu söz zamanla öğrencilerinden çevreye yayılmaya başlamış ve zamanla herkesin kullandığı bir söz olmuş"kabak tadı vermek"
ilginç bir hikayesi olan deyim.anlamı bıktırmak, usanç vermek, tatsız gelmeye başlamak.
eskiden tarlaya çalışmaya gidenler veya çobanlar kabağın içini oyup pilav koyarlarmış.kabağın içerisinde uzun bir süre beklediği zaman pilavın tadı değişir;kabak kokusu sinermiş yemeğe. uzunca bir süre bekleyince yemeğin tadının değiştiğini gören çoban da bu iş kabak tadı verdi demiş. ya ya.