bir türlü ısınamadığım kişi. gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum. bir çok sıradan barda bile kendisinden daha iyi ses ya da sahne yapacak çok insan dinledim.
mesela ceylan ertem bunun bir tık üstü.
o nun bir tık üstü birsen tezer.
mesela şimdi vereceğim linkten jehan barbur un ve ceylan ertem in tempo ve ritim takipsizliğine bakın. nefeslerinin yetmemesi filan. birde birsen tezer i gözlemleyin.
Bir behzat C hayranı olarak ve o dönem ki aşk hayatımdan dolayı Seni seviyorum şarkısı sayesin de büyük hayranı olmuştum kendisinin ama şuan düşününce yine seni seviyorum şarkısı dışında başka ekstra bir sarkisi olduğunu düşünmüyorum açıkçası.
(bkz: öylesine) parçasını ara ara dinlerim, bi hüzün kaplar içimi her dinlediğimde, biraz da onu hatırlatır. imkansızlığını hatırlatır, olmayacağını hatırlatır, sonra geçer. ta ki tekrar dinleyene kadar.
Bir ara sokakta öldüm…dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm…dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım
kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün,
her öğle,
Her gece..
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı
iş olsun diye
Yüzer gram kahve alıp evde
iş olsun diye öğütüyorlar..
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü ..
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine…?
"Bir ay doğar" türküsünü yeniden yorumlamış olan sanatçı. Ama öyle bir güzel söylemiş ki, ay olsam cam bir kase ile takas ederdim kendimi muhsin. iyi ki ay değilim.