kendisinin çaylak olduğunu öğrendiğim dost. öle bağıra bağıra tartışma benimle sonu kötü olur demiştim. * Sohbetimiz sırasında anladım ki benimle çatışmaya giricek bie kaç adamdan birisi. her ne kadar aynı düşünsekde bazı konularda. *
kendisini her hangi birine yazdığı her hangi bir yeni yazar? entry siyle tanıdım. amaaaann dedim sikko yeni bir yazar girişi işte. yine de bi bakayım belki iyi yazıyordur deyu kısa bir göz gezdirdim. baktım uzun uzun entry leri var. dedim bi okuyayım.gel zaman git zaman ama ne zaman şöyle sakin kafayla kaldığım yerden okumaya kalkışsam, sayfasına gitmek için tıkladığımda çaylak olduğunu gördüm. nedir o nu bu kadar çaylak yapan sır henüz vakıf olamadım? ifade edişi, düşündüklerini anlatabilme ihtisası, dile getirdikleri, birikimi derken takip etmeye başladığım sözlük yazarı oluverdi. peki benim kendisini takip etmemin o na ne faydası var? tabi ki hiç bir numarası yoktur. kendisini tanımam etmem lakin marsla bir yakınlığı olduğunu istihbarattan edindiklerimle, iddia edebilirim.
rivayete göre bu adam istenmeyen adam olmaktan ziyade çok istenen adam olup artık bundan ötürü fazlasıyla kafayı bozup kendine istenmeyen adam süsü vererek ortalıkta gözlük ve şapkasıyla gezinen silik bir tip olmaya çalışıyormuş. lakin turuncu sarıdan daha dikkat çeker düsturunu henüz kendisine kimse söylememiş olduğunu tahmin ettiğim için bunu hatırlatmayı bir borç bilirim. aslında istenmemesinin sebebi; sigara kokusu sinmiş ekmekleridir.
adından sözlüğümüzde çokça bahsedilmeyen önemli işlere imza atmış adamların adlarını yine yeniden haklarında bilgi vermeyi iş edinir. mesela bunların kimisini tarihin sağlam ayarları altında dile getirir.
zaman zaman sözlük sahiplerini haklı eleştirilerine maruz bırakır. yöneticilerin daha çok doldurun diskomu diye bağırdıklarını hayal ederek bizleri de bu düşüncesine ortak eder. kitleleri peşinden sürükleyip istifa edebilme konusunda konferans vereceğine dair duyumlar alıyoruz. kim bilir belki bir gün.
kendisiyle birlikte sınava gireceklerin ilgisini dağıtıp 7 kişi 7 kişidir düsturuyla beyaz keten içine kırmızı tanga giyenlerden sınav öncesi bahseder ki algıda seçiciliği bu yöne çekmeyi hedefler. ha zaten o çekmese de kendiliğinden çekilecek olanlar pek tabi bi sürüdür.
sıkça çaylak olduğundan kelli romantik komedi film kuşağına sarar da sarar. #5372898
sonra deneysel filmleri de izler bişey anlayamaz. izlediği filmlere genellikle 10 üzerinden 6 verir. sanırım kendisi susam sokağı çocuklarından olduğu için 6 uğurlu rakamıdır.
sıkça yazdığı uzun yazı konularından yaşlılar da nasibini alır. devamını bekliyoruz tabi. part 1 de kalmasın. (#5320663)
sıkı bir votka! limon içicisi olduğunu artık cümle alemimiz bilir hale geldik öyle değil mi beyler?(#5313960)
aöf sınavları için yaptığı tanımsa en çok güldüklerim arasında yerini almıştır.
(#5298388) , (#5297389)
kimi zamanda beyinsizlere laf anlatacam diye helak olur boşa kürek sallar (#5276822)
yediği dayaklara ve dayak fantezilerine ara ara değinmekten geri kalmaz.
günün ilk ışıklarını sever, her gece sırf bu günün ilk ışıklarını görebilmek için uyumaz. yoksa etrafındakilerden kaçmanın diğer bir yolu mudur acaba gündüzleri uyuyup geceleri ayık kalmak?
''eskiler kendini taklit etmekten başka bir şey yapmadılar,
biz de eleştirmekten başka''.. diyerek hüzünlü serzenişlere sürüklemiştir bizleri. ne de doğru demiştir oysa ki.
bok böceklerinden yani sözlükteki adamlardan medet ummaya bir son verir ve artık tanrının işine karışmamak için kendine telkinde bulunur. sonra da gelir buraya bu hikayeyi bizimle paylaşır. (#5197145)
salakla zeki arasındaki farka 'zeki yazar' diyip ince noktayı fark edemediğimi mesajla kendisine bildirememiştim. burdan kendisine sormak istiyorum. bu başlığa verilen zeki yazar ne demek ağbi?
winamp ın çakallıkları başlığında yazdığı dandik entyrlerini savunma gereği duyar bizleri samimiyetiyle hüzünlendirir.
ayva göbekli türk kızlarını sever kot pantolon reklamlarındaki yakışıklı gençleri kendince kovmaya çalışır. soyadı da çalapkulu dur.
sürekli, sözlükte açılan hoşlanmadığı, geri zekalıca ve tamamen iç güdü sel yazılmış bulduğu entrylerin başlıklarında bu beğenmemezliğini dile getirir. hepimizin yaptığı gibi. beğenmeyiz ama yeni bir şeyle de gelemeyiz. bu bizim makus kaderimiz sanırım.
not:bu nick altı entyr yazım tarzını da kendisinden öğrendim. adım can ankaradayım diyeyim de tam olsun.
sözlükte ki gidişat konusunda gelmiş geçmiş en kapsamlı ve açıklayıcı entry girmiş olup, yeni yazar olacaklara önce bu entry i gösterdikten sonra bir kaç dipnotlu soru sorup içeri almak gerektiği kanaatindeyim. hem okuduğumuzu anlıyor muyuz hem de okuyabiliyor muyuz diye analiz yapabiliriz bu entry sayesinde. hem bir yazar bu yazıyı okuduktan sonra nasıl devam edeceğine, hangi taktikleri izleyeceğine karar verir. iyi olur bence.(#5059083)
sözlüğü oyun parkı gibi görmeyen adam gibi adam. şov değil kimsenin diline alamadığı şeyleri dost tavsiyesi olarak söylemiştir. on numara delikanlıdır. kimsenin şüphesi olmasın.
(#5455225) nolu entrysinde çok küfür etmeden çok sağlam bir ayar vermiştir. herkesin bildiği çarpıklıkların sorumlusu olarak zall ı işaret etmiştir. doğru veya yanlış tartışılır.
üslubu tanıdık geliyor, cesareti, özgüveni ve bilgisi ise altıncı nesillerden çok daha önce buralarda olduğunu gösteriyor. çok büyük ihtimalle birinci veya ikinci nesil yazar silik yazar. hatta, eski modlardan biri olması bile beni şaşırtmaz...
iki haftada ya da üç beş günde bir açarım sözlüğü. açar açmaz görürüm ki, sol framede niki var. okurum, çaylak olmuş yine. beş defa yaşadım bunu. tekrar gördüm nikini. neyse bu defa çaylak değil. sevindim.
bütün ses getiren entrylerini "ekle" butonuna basmadan önce word dosyasına kopyalayan sonra msn üzerinden bana gönderip, "nasıl ağbi, olmuş mu ağbi, ekliyim mi ağbi" minvalli şeyler söyleyip, onayımı aldıktan sonra yazılarını yayınlayan üstad.
#5455225 entrysi ile ayakta alkışlanıcak, sahibi güzel olmasada sevdiğimiz güzel sözlüğümüzün en nadide yazarlarından. 10 üzerinden 10. süpersin.zallduy bunları duy...
okumaz büyük ihtimalle bu nick altı yazıyı, okumayacaktır. yada okur belki, ne bileyim; direk konuya gireyim en iyisi. sıcak bir kış akşamıydı. yıkanmıştım, vücudumdan su damlaları akıyordu. çırılçıplaktım, üzerime bornozumu aldım. viskimi yudumlamaya başladım ve bunu yaparken de uşağımı çağırdım. kıyafetlerimi, giyindikten sonra ise; arabamı hazırlamasını istedim. başka bir uşağıma ise, sözlüğe benim için girmesini ve zirve olup olmadığını kontrol etmesini istedim. vardı! gözleri parladı, istenmeyen adam düzenliyor derken bana. daha önce pek bir şey duymamıştım hakkında.. yalan söylemeye gerek yok, bi' şey bildiğim yoktu. arabam hazırlandı, malikhanemin önüne geldi. bindim, bir iki kızı da arabaya aldıktan sonra - moda barlar sokağına gittik. kızları uzakta bıraktım, limuzinle birlikte; zengin olduğum anlaşılmasın, özel muamele görmiyeyim diye. bir sokak yürüdüm, yanımda iskoçyalı ile. yürüdüm ve yürüdüm. küçüktüm daha, küçücük. almayacaklar diye korktum beni içeri, siktir git lan veled derler diye. korkusuzca daldım, içeri koştum. ben geldim dedim, ben! bir bucuk iskender yaninda light kola. bir çoğu ilk seferinde anlayamadı, bazıları ise hiç. ender insanlardan biriydi - istenmeyen adam; beslemeden içinde kin, bana koştu. sarıldı. kucağıma atladı. ilk dakikalar soğuktu aram, ortamla. ilk defa milli oluyordum, terliyordum bu yüzden. bu dakikaları kolay atlatmamı sağladı, istenmeyen adam. yanımıza geldi. hedesini arayan hodo ile ben - ve sağ tarafımızda oturan grup ile geyikler açtı, bizi konuşmaların içine soktu. mutlu etti bizi kısaca, ortama soktu. evet evet, milli olduğum gece - ortama soktu beni, rahatladım. neyse.. çok uzun kalamayacaktım, çok uluslu bir şirketin ceo su olmanın dezavantajlarından birisiydi belki de.. çıkmak zorundaydım, o - istenmeyen adam - geyiğini yarım bıraktı. ben, herkesle vedalaştıktan sonra, beni ve iskoçyalıyı - kapıya kadar geçirme alçakgönüllülüğünde bulundu. mutluydum, bir iki arkadaş edinmiştim; birisi de istenmeyen adam dı. sonra çok muhabbet ettik, bir çok instant messenger programı üzerinden. sen de irc, ben diyim icq ve msn. bir o cam açıyor, bir ben açıyordum. pipilerimizi birbirimize gösteriyorduk, mutluydum. sevdiğim adamı sonunda bulmuştum, uzun süre muhabbet ettik. sonra bir gün geldi, sanırım üzgündü - yada ters bir anına denk geldi. ters bir şey söyledim, yok yok - bildiğin küfür ettim; ama o alışıktı bunlara.. tersledi beni, konuşma kalbini kırarım dedi. ona hiç söyleyemedim, ne kadar üzgün olduğumu - yemedi belkide. belki de çok içerledim. ama yinede.. gururumu bir kenara koyup, özür dilerim bi'tanem diyemedim. ama pişmanım. eğer bu yazıyı okursan, anla ki - özledim seni ve muhabbetimizi.
yazıları genelde kitabe şeklinde olup, okuyana havale geçirttirmektedir.
sanırım biz nasıl okuyorsak, o da öyle yazıyor. hayatın keşmekeşliğinde kaybolup giden, özenle harfler seçen bir canlı. evet canlı, ayakta durmaya çalışıyor, hacı yatmaz gibi olmak mı? asla.
sessiz harflerde kaybolan insan, gizli bir özne. içimizden bir gerçek.
ayar nasıl verilir derseniz işte o dersi veren yazardır. karakterine, kişiliğini bilen bilir, bilmeyen de arkasından atıp tutmaya devam etsin, biz her zaman yanındayız.