bazı fırsatçı lokanta sahipleri (artvin) dönerini kuzu etinden yapabiliyor. normalde zannımca kuzu döner daha pahalı olur bundan ama adamlar masrafa girmeden bir taşla iki kuş vuruyor. güzel mi kötü mü karar veremedim.
isminin iskender olmasına anlam veremediğim elif şafak romanı. bence kitap iskender'i değil pembe'yi daha çok anlatıyor.
yazarın naif ve anlaşılır dili bana çok yatkın. edebi dil kullanacağım diye bir cümleyi 3-4 kez okutan kitabı direk kapatır rafa kaldırırım. bu açıdan olumlu bir kitap. daha önce elif şafak'tan baba ve piç romanını okumuştum. kitabı bitirdiğimde bir kaç gün tadı üzerimde kalmıştı. olaylar, karakterler zihnimden geçmeye devam etmişti. iskender ise aynı etkiyi yapamadı. bunun nedeni ise olayların karmaşık anlatılması, çok fazla karakter çok fazla detayla olaydan kopuş, ve esas konuyu ilk 100 sayfada çözmüş olmak. bize, geri kalan sayfalarda detayları sıkıcı olabilecek şekilde öğrenmek kalıyor. neden bu kadar çok karakteri esas konuyla bağlantısız olaylarla analiz etmiş anlam veremedim. bana kalırsa olayları bir başından bir kıçından yazmak yerine akışıyla yazsaydı ve bize iskender'i anlatsaydı daha fazla bir etki uyandırırdı.
benim için son dönemde sadece mecun'nun babasıdır. babadır. sadece aylak oğluna değil tanımadığı ak sakallı, az sakallı dedelere, dosto'ta hatta şeytan'a evini açacak kadar, onların karnı doysun diye iş ayırmaksızın çalışacak, dalga geçilmeyi umursamayacak kadar babadır. yeri gelince de anadır. zorla evlendirildiği pakize'si çekip gittiğinden beri gizli gizli onun yasını tutmaktadır. bir yanı hep eksiktir. kendi de dedi ya "evlenince hep iki kişi olucaz diye düşünüyosun ama o çekip gidince tekrar bir kişi kalmıyosun. yarım kalıyosun" diye. işte o günden beri yarımdır.
bursalı olmayanların, bursalılar için günde üç öğün yediklerini sandıkları yemektir. sanki sokaklarda falan dağıtılıyor o kadar bol ki. nerenin nesi meşhursa orada yemeyeceksin arkadaş. yoksa yediğiniz şey daha çok... *
--spoiler--
vaktiyle bursa da yaşamış olan ve bildiğimiz yaprak döner ve pidenin üzerine yoğurt ve tere yağı dökmeyi akıl etmiş * bir lokanta sahibinin soyadıdır.
tanım: et yemeği.
uzun süredir yemediğim yemek. anısını da anlatayım.
2-3 sene önce filan. daha ergenliğe girmemişim yaş ya 7 ya 8. bi abi geldi seni iskendere götüreyim mi dedi. olur dedim çağlayanda bir iskenderciye gittik. garson abi geldi söyledik ama senin paranla ödeyeceğiz baban sana bunun parasını verdi dedi tamam dedim. neyse iskender geldi yiyorum böyle. allam bi haller gelmeye başladı ama tadı güzeldi bitti. akşam evde ateşleniyorum. tabii annemle babama da aldım onlar da yedi ateşlendi. 1 hafta boyunca ateşliydik. eve doktor geldi.
iskender var ya
hani şu büyük dedikleri
günlerden bir gün
dersler aldığı hocasına demiş ki,
hocam, var mı senin de bir hocan?
hocası da hocaymış hani
koskoca aristo
aristo demiş ki,
iskender, var benim de hoca olarak gördüğüm, sevip saydığım bir büyüğüm
lakin anadolu 'da yaşar
gidelim demiş iskender
yola koyulmuşlar, sinop 'a doğru
benim hocam demiş aristo,
bir fıçının içinde yaşar, ismi de diyojendir
bu dünyadan çekmiştir elini eteğini, paçavralar içindedir
bir su kabı vardı eskiden, lakin bir gün çeşmeden su içen çocukları görmüş
eliyle içtiklerini görünce, bu kabada ihtiyacım yok deyip onu da atmış
deniz kıyısında hiç birşeyi olmadan yaşar diyojen
derken sinop 'a varmışlar
kıyıya kıyıya kıyıya gitmişler
kıyıya kıyıya kıyıya doğru
altından giyinmiş iskender, bakmış fıçıyı görünce
parlayan zırhı, kocaman kırmızı pelerini, ardında aristo ve yüzlerce atlı askeriyle beraber
yanaşmış fıçıya,
bakmış içinde yaşlı paçavralar içinde,
yaşlı paçavralar içinde diyojen
sen demiş iskender,
sen,
dile benden ne dilersen
dile benden ne dilersen
ben dünyanın hakimi büyük iskender
diyojen şöyle bir bakmış,
kafasını kaldırmış, iskenderi süzmüş süzmüş süzmüş
demiş ki, demiş ki, ve demiş ki,
gölge etme, gölge etme, gölge etme, gölge etme başka ihsan istemem
'Bir oğlan çocuğundan erkek çıkaracak iki şey vardır bu dünyada. Unutma! Birincisi bir kadının aşkıdır. ikincisi de başka bir adamın nefreti.' diye iddialı bir cümleyle 'erkek olma'yı tanımlayan kurgusu ve akıcı dili ile kendini bir solukta okutan Elif Şafak kitabıdır.
dönerciye gittiğimde illa da yoğurtsuz diyerek ısmarlamak zorunda kaldığım yiyecek. memlekette soslu döner diye bir kavram yok, sade dersen hiçbir şey eklemeden getiriyorlar. illa da "yoğurtsuz iskender" denecek. ayrıca tabağın kenarına iliştirilen, karıştırırsanız eti soğutan o yoğurt niye, nasıl bir yemeğin adını değiştirir, anlamış değilim.
ha, yoğurt "yoğurt" olur, dadından yinmez anlarım da sütaş taze yoğurt koyuyor adamlar!
Yerken insanı şekilden şekile sokacak zevki bile verebilen bir yemektir. Ama gel gelelim yedikten bir süre sonra bir güzelce midenize oturur. işte bu anda pişmanlık devreye girer. Bir dahaki sefere daha az yiyeceğim denir; lakin yine iskender yeme zamanı gelince aynı miktar yenir ve bu döngü böyle devam eder.
okuduğum ilk elif şafak kitabı olmasa da ilk elif şafak romanı. (bkz: firarperest)
öncelikle roman çok etkileyici ve sürükleyiciydi. kitap elimden bir saniye bile düşmedi çünkü garip konusu ve farklı yazım şekliyle yeterince ilginç, mükemmel bir romandı. tabii ki kusurları, hataları vardı fakat bundan bahsetmeye bile gerek yok. okunası,harika bir romandı. kitap öneri listemin en başlarına yerleşti. hep kitap olanından bahsettim. yemek olanına gelince.. yemeyin, yanında yatın efendim.