üzerimdeki gökyüzü diyerek bilimin pozitivizmi, içimdeki ahlak yasası diyerek insanın bilmeden duymadan sadece inananark sezinlediği din/inanç sisteminin bütünleşmesini açıklar, kısacık bi cümleyle.
Burdaki tartışmaları gören , kant ile ilgili bir fikri olmayan dostlar, kant'ı mutlaka okuyun. Karşınıza mükemmel bir dil ve inanılmaz aydınlatıcı şeyler çıkacak.
Şu sıralar Prolegomena adlı eserini okuduğum ünlü Alman filozof. Dili, tarzı ve özellikle ele aldığı konuların anlaşılması zordur, anlamak için ciddi emek gerekir.
Ve evet bu sadece Kant'ta yok tabi diğer filozoflar içinde geçerli, millet iki sayfa okuyor biliyorum havalarına girip komik hareketlerde bulunuyor üstüne de eleştiri de yapıyor. Ne kadar zekisin sen öyle. Böyle insanlarla aynı ortamda bulunmaktan kaçının, akıl sağlığınız için.
Etkileyici kavramları ve ziyadesiyle açık olan rasyonalizasyon yeteneği ile kendisiyle yıllarca uğraşan bir insana dahi sempatik, farklı ve "büyük" bir filozof olarak gelebilir; ismi söylendiğinde en çok ihtimam gösterilmesi gereken birisi sanılabilir, sözde başarısı küçümsediğinde "bu sentezi gerçekleştirmek asıl başarı" denilebilir ve dahi herkesçe ulviyeti ifade edilip onu eleştirenlere, -ne ile eleştirdiği tasavvur edilmeden- karşı çıkılabilir fakat bu adam zekası asla reddedilemez bir aktördür.
odev ahlaki kardesim. uc psikolog var ve hepsi de danisana maddi sikintisindan oturu dusuk ucretle yardimci olcagini soyluyo. ilki bu benim gorevim ve bi insana yardim etmeliyim diye kabul ediyo. ikincisi bos durcagima az da olsa para kazanmis olurum diyo. ucuncusu de danisana uzuldugunden yardim ediyo.
bunlarin hangisi etik biliyonuz mu sadece ilki. niyet onemli kardesim sonuc degil. gorev bilinci onemli. az ahlakli olun. bendeki kant bu kadar.
Bilgi teorisini ilk kez felsefenin metafizikten ayrı bir disiplini olarak sunan filozoftur. Lakin elbette kendisi bugün bizim isimlendirdiğimiz gibi "bilgi teorisi" dememiştir; bundan söz etmek istediğinde aşkınsal idealizm, aşkınsal felsefeyi kullanmıştır.
Buradaki aşkınsal ifadesi birçok yönden anlam ifade eder ve Zaten kant'ın da birkaç farklı cihetten kullanıdığı kavramdır. Bunlardan birisi bilgide öznenin kendisini aşarak nesneyi kavramasıdır.
Bir şekilde dönüp dolaşıp çarpmak zorunda kaldığımız filozof. Eğer sezgiyi temellendirmek isterseniz onun "sezginin arı formu"na başvuruyorsunuz, düşünmeyi sınırlandırma ya da tasavvur etme yoluna giderseniz ona veya Wittgenstein'a çarpıyorsunuz. Öyle ya da böyle bir şekilde rastlıyorsunuz.
Kendisine gelene kadar ve kendisinden sonraki görüşlerin tamamı müspet ya da menfi bir biçimde sınırlandırılabilirken onun "aşkınsal felsefe"sinin sırf şu "aşkınsanlık"ı oldukça karmaşıklaşırıyor.
Yine de mekan görüşünün zaman görüşü kadar sağlam olmayışı tüm bu diğer düşüncelerini hırpalamaya yarıyor. Şimdiye kadarki çalışmalarıma büyük darbe vursa da kendisinin içinden çıkacağım.
bu epigrafımızı da şöyle düşelim ki göte möte geliriz mazallah "ben demiştim" deme hakkım olsun.
şimdi kant; evet kalbur-üstü bir amca kimine göre safi saçmalıklar üzerinde durmuş bir ahmak, kimine göre felsefeyi şahlandıran dahi adam, kimine göre ise felsefeyi şahlandıran, avrupa'yı derin uykusundan uyandıran bir "ahmak". görüşler muhtelif.
bu dayımız 3 türlü bilgiden söz eder: duyusal, anlamaya dayalı ve akla dayalı bilgilerdir bunlar. duyusal bilgiler çeşitlilik altında sıralanır, meşhur kategoriler'i ise "anlama" altında listelenirken mantıksal ideler, reel idealar akıl başlığı altında sıralanır. reel diyalekttir, ideler ise duyusal olarak verilmemiştir bu da "yanılsamanın mantığı" denilen köprüye uzanır ki orada da tanrı-ruh ve özgürlük üçlüsünü görürüz. ki buna "aklın aşırılaşması" (ben buna mala bağlamak diyorum kızıyorlar) durumu peydah olur.
kant'ın açıklanmasında; paralogismos tanrı'ya, antinomiler ise rasyonal kozmolojiye bağlar kurmuştur ve tümü analitik ve sentetik birlik kuramları altında şekillenir ki kant'ın fenomenler-numenler'den sonra en çok üzerinde durduğu şey: sentetik birliktir. yukarıda bahsettiğimiz duyusal alan uzam ve zaman'ı içerirken duyusal ve anlama kısımlarının birliğinden de bilgi'nin yetisine yani fenomenler alanına ulaşılır.
ennnnnnn genel anlamıyla yani bir giriş mahiyetinde böyle özetlenebilir mevzu ki asıl özet pratik aklın eleştirisi'dir. ha bu arada kendisi zanneildiği gibi evden çıkmayan, asosyal bir manyak değildir. manyak olduğu doğrudur ama asosyal ve içe kapanık biri değildir bu söylenenler ömrünün son yılları için geçerlidir yoksa balolarda orda burda düklerin, baronların karısına kızına iş olduğunu da biliriz.
yıl 2006...
üniversitede uygarlık tarihi dersi, felsefik akımlar üzerine sunum yapılıyor. dia odasının en sonunda oturuyorum. genelde uyurdum bu derste. neyse...
bir grup kız arkadaş, immanuel kant hakkında bir şeyler anlatıyor ama sürekli birinci kant, birinci kant diyorlar. hatunlar almışlar googledan direkt yapıştırmışlar ı. kant diye. birincisinde gülmedim, ikincisinde gülmedim, artık üçüncüsünde kendimi tutamadım, başladım muttley gibi gülmeye. neyse kızların da dikkati dağılmaya başladı, ben kendimi durduramıyorum. hoca konsantrasyonlarının bozulduğunu anlayınca noldu diye sordu bunlara. kızlar da bazı arkadaşlarımız gülüyor dedi. derste topu topu 15 kişiyiz. hoca döndü baktı, ben ve yamuk bir ağızımla karşılaşınca, naznaz neden gülüyorsun dedi.
ben de, hocam birinci kant kaçıncı alman kralı hatırlayamadım, kendime gülüyordum dedim. sonra hoca da gülmeye başladı.
sonra kadın kızlara yavrum o birinci kant değil, immanuel o, kısaltması dedi. sonra bütün sınıf güldü.
o arkadaşlar şu anda iyi mimarlar ama bir şeyi okumaktan aciz insanlar, o günden beri bunu söylerim.