bazı kişilere itici ve antipatik gelmesine rağmen, yeterli kültür birikimine sahip, hakkını en etkili ve dogru şekilde aramasını bilen, yazısı ve konuşması güçlü olan kişiliktir.
her telden çalan futbol siyaset magazin konularında gazete(ler)in boy boy sayfalarca yer ayırdığı entel(!).sadece bizim gibi az gelişmiş ülkelerde pirim yapabilir böyleleri.herseyi bildiğini sanan insan hiçbir şey bilmiyodur aslında.bilgelik ve entellektüel birikim bunu gösterir.
(bkz: entelektüel)
herşey hakkında yorum yapıp herşey * hakkında tek bilgi sahibi.
yüzünü televizyonda gördüğümde iğrendiğim ;aslında hiçbir şey bilmeyen polemik adamı..
hiçbir maça gitmemesine rağmen türkiyenin tek futbol yorumcusu...
yeri gelince bir vali yeri gelince belediye başkanı olup emir yağdırabilen kişi..
ama yaşı birass geçkin olanlar hatırlar köşesinde yazmaya birşey bulmadığı için sabah gazetesi basın ekspress yolunda olduğu zamanlar köşesinde işe gelirken şu plakalı araç kırmızı da geçti şu plakalı araç sellektör yaptı şu plakalı araç kornaya şu kadar bastı diye şikayette bulunup kendine fahri polis zanneden gülüşü ilginç varlık..
işin ilginçi polis te bu adamı dikkate alıp adamlarını evine ceza makbuzu gönderiyordu..
an itibariyle fenerbahçeli alex'in düşürüldüğü ve dünya alemin penaltı dediği pozisyonun penaltı olmadığını kanıtlamaya çalışan dinozor.haşmet babaoğlu ve fuat akdağ'ı bile * güldürmeyi başarmıştır.
Saygıdeğer sözlük efradı; hepimiz biliriz ki bu ülkede bir hıncal uluç gerçeği vardır. seveni de sevmeyeni de pazartesi günü ne diyeceğini, kendi köşesinde neler yazacağını merak eder. Sevenleri her daim "büyüksün, seni kesseler acımaz" nidalarıyla ağzından çıkan her cümleyi adeta bir shakespeare dizesizymişcesine ilgiyle karşılayıp yere göğe sığdıramaz; sevmeyenleri de ağızlarından salyalar saçarak kendisine genelde çemkirir. (bkz: çemkirmek) hatta bazen hakarete varan e-mailller de çekilir kendisine. dün akşam yine spor medyasının bilge kişisi teşbihte hata olmazsa adeta marcus aurelius'u sayın hıncal uluç'u seyretmek için Ntv'deki 90 dakika programını açtım. Fuat Akdağ'ın gittikçe pasifize olan haline acıdım. Atv'de spor spikeri olduğu günler aklıma geldi. yaşlandığımı hissedip hüzünlendim. Haşmet Babaoğlu denen günümüz şovalyesini görüp halime şükrettim. çünkü en azından bu hayatta her dediğine "evet haklısın, aynen katılıyorum" demek zorunda olduğum bir kişi yok. dediğim gibi şükrettim, ama bu yazdıklarımdan sonra bana nişantaşı'nda saldırmasından korkuyorum. umarım bişi olmaz. dediğim gibi şükrettim ve içimi bir huzur kapladı. sonra program artık bunaltan rutinliğinde devam ederken sıra 10 aralık 2006 ankaragücü fenerbahçe maçına geldi. gelmez olaydı. bilge kişi cümle alemin, hatta ve hatta kör gözün bile görebileceği 50. dakika da vuku bulan penaltı pozisyonu için "yahu bu nasıl penaltı kardeşim" gibilerinden saçmalama girişimde bulundu. o an için kanım dondu. koltuğumda uyuklamakta olan ben ayağa kalktım. tüm türkiye'nin consesus'a vardığı bir konuda bilge bunak penaltı değil, alex ayağını takıyor diyiverdi. bu adamın fenerbahçe kompleksi var bu bir gerçek. hatta fenerbahçelileri bir kaşık suda boğacak bir nefreti de var elbette. çünkü 24 yaşında olan ben 70'e merdiven dayamış bu kişiden daha çok derby galibiyeti görmüşümdür. ama düşünüyorum da eskiden bir spor ahlakına sahipti bu adam, en azından sezarın hakkını sezara verin düsturuna sahipti. şimdi ahmet çakar mode: on olaraktan sana burdan tek bir şey söyleyeceğim eyy hıncal. adamsan fenerbahçeyi kendine ve hezeyanlarına meze yapma. he adam değilsen zaten sorun değil. en azından sen de bunu öğrenmiş olursun. anlayabilirsen
viagra kullanıyor olmasını, yaşamı anlatan bir köşe yazmasına bağlayan ve bu ilacı almasının yaptığı gazeticilik mesleğinin kendisine yüklediği bir sorumluluk olduğunu biz aptal okur kitlesine* belirten ve bendenizi derin düşüncelere gark ettirmiş medya duayeni!
kendisinden en kısa sürede şişme kadın, kayganlaştırıcı krem ve vibratör gibi ürünleride kutsal gezeticilik mesleği adına deneyip biz sevgili okurlarına bilgiler vermesini bekliyoruz . çünkü seni sadece erkekler okumuyor.
neden bilmiyorum ama hergün bende okuma istegi doğuran yazar. Yok sevmiyorum bazen cidden boş şeyler yazdığını düşünüyorum ara sıra , ama nedense ısrarla hergün ya bi bakiyim ne yazmis diyorum ve keyif aliyorum , enteresan duygular yaratan insan.
şu dünyada boğazına fular (yanlışsa cahilliğime verin) takıp, üç tane müze katoloğundan okuduğu tanıtım yazıları ve klasik müzik cdleri arkasına gökhan özen cdleri saklayan entelejansımızdan sona nefret ettiğim (lakin üzerlerine kusmak istemek konusda tek geçtiğim -mustafa sandal gibi-) insan gürühu "yiğidi öldür hakkını ver" deyimin altına saklanmış geri zekalı totaliter rejim manyaklığıdır. Zatımızın gerek yazılarından, gerek düşüncelerinden hele hele nil karaibrahimgil tarzı özgürlüğünden nefretimin yanına (nefret etmek halen götümüze girmiyor değil mi?) bir de az önce bahsettiğim manyaklığı eklediya artık içimde rahat etti. Şu zamana kadar içimde hafif bir kuşku vardı, ulan bu kadar güzel kızın; ayşe arman'ın bile önünde saygıyla eğildiği bu kişilikten nefret ettiğimden. Hatta bazı geceler uyuyamaz, rüyalarıma Hıncal gelirdi, koluna taktığı gazeteci olma hevesiyle yanan (yanmaktan kasıt sadece meslek yangınıdır) kızlarla birlikte. Fularla boğar, kahkasıyla soyardı beni... burada durmalıyım sanırım.
Hıncal hakkındaki korkularım evet uluç değildir zira benim için; pinochet'i övdüğü, türkmenbaşı'nı yaladığı o yazıyla kıçımı sildiğim an bitmiştir.
hani diyorya sezar'ın hakkı sezar'a, afedersiniz ama sezar ve pinochet şöyle emmeli gömmeli dalsa birbirine ancak o zaman ferahlarım. pinochet'in elindeki kanlar çöp kutusundaki orkidlerin üzerindeki kan değil hıncal.
genel olarak ne antipatik ne de sempatik bulduğum ama bugün denk gelip de okuduğum yazısında anlatılan olayla yarmış kişi. şöyle:
Bu hafta Pazar neşemiz Bülent Özcan'dan..
Berlin Utanç Duvarı yıkıldığı zaman, çevrede oturan aileler onun bir parçasını alıp evlerinde saklamaya karar vermişler.. Böylece yaşamları boyunca pencereden her baktıklarında gördükleri o tuhaf şeyin küçük bir anısına sahip olabilecek, geçmişin somut bir kanıtını gösterebileceklermiş torunlarına. Yaşlı bir karıkocanın payına da üstünde yazı olan bir parça düşmüş.. Bilirsiniz, duvarın Batı'ya bakan yüzü renkli duvar yazılarıyla süslüydü. Kentin özgür tarafında yaşayan gençler yıllar boyunca bu utanç anıtının üstüne kardeşliğe ve Birleşik Almanya'ya duydukları özlemi yazmışlardı). Yaşlı karıkocanın aldıkları parçanın üzerindeki sözcüklerin yabancı bir dildeymiş. Bunun hangi dil olduğu ve ne yazdığı hakkında en küçük bir fikirleri yokmuş. Duvar parçasını sevgiyle saklamışlar, kutsal bir emanet gibi üzerine titremişler. Anlamını çözemedikleri yazının ne demek istediğiniyse, yıllar sonra evlerine gelen bir Türk dostları sayesinde keşfetmişler: "Yetmiş ikiye bir tertip Samsunlu Nuri kimseyi beceremeden bu diyarlardan gidiyor.." http://www.sabah.com.tr/yaz02-10-136.html
mekteb-i mülkiye'nin harbiden mekteb-i mülkiye olduğu dönemlerde öğrencilik yapmış ve bundan sebep entellektüel kişiliği sağlam olan o yüzdendir ki her konuda fikir sahibi olmasıda pek garipsenmeyecek kişilik.
bilenler bilirler zamanında mülkiye'de verilen eğitimler bugünküne göre muhteşemmiş bir konu hakkında bir kelime yakaladıkları zaman o konu hakkında sayfalarca görüş bildirirlermiş.
her ülkede bir tane olan insan. evet. siz hıncalı bir kişi mi zannettiniz. hıncaldan her ülkede var. serpiştirilmiş. ama asıl teorim hıncal bir kişi değil. nasıl diyim bir kukla. hani oturuyor ya masada, hah oradan birisi koluylan oynatıyor. aslında hıncal diye biri yoktur yani. ve hiç bitmeyecektir. 60 yıl sonrada hıncal aynı hıncal. zira 10 yıl öncede aynı hıncaldı. bu arada;
(bkz: delirdim ben)
her şeyi bilen! adam; spor, magazin, ekonomi, politika, eğitim, sağlık, gelecek, geçmiş, borsa, kimya, matematik, fizik, geometri... daha uzar da gider... her şeye bir yorumu vardır kesinlikle ve onun yorumunun üstünde yorum tanımaz...
futbol eleştirmenliği,sinema yorumculuğu,güzellik yarışması jüri üyeliği gibi hemen her konuya burnunu sokmuş alim desen alim, zalim desen zalim şahsiyet.
bir galatasarayli olarak, hincal ulucun bu yazisini besledigi hamasetten dolayi yazdigini dusunuyorum. Yazisinda da belirtilmis, genelkurmaya sormus yapip yapmadigini. Yanit, kisisel haklara tecavuz oldugundan verilmemis. Adamin belki gencliginde aciklayamayacagi bir hastaligi oldu, neden uzerine gidiliyor ki. Daha mantikli ve duzeyli yazilarla bekliyoruz sizi sayin uluc, ya da emekli olun, ne bileyim bodrumami yerlesirsiniz, marmarise mi artik..olmadi saraplari yazin, bir donem modaydi.Nostalji olur.
yazısını okuduktan sonra aziz yıldırımın fenerbahçe cumhuriyetine borcunu tesis yaparak ödediğine ama türkiye cumhuriyetine hala vatani borcu bulunduguna kanaat getirilen sabah gazetesi yazarı. ayrıca;
(bkz: hepimiz hıncal ulucuz)