Bir ankete cevap yazdığım zaman o an dünyanın en mutlu en huzurlu insanı oluyorum. kızgın kumlardan serin sulara atlar gibi, ekmeği tuza banıp yer gibi.
arapçadaki "hudûr" kökünden gelir. KÖkensel manası hazır olma, mevcut olma, şimdi ve burada olmadır. Dolayısıyla huzurlu olmak ta bulunduğumuz ana odaklanıp onun keyfini çıkarabilme derecesine bağlıdır. Ancak araya geçmişten ve gelecekten gelen parazitli sesler girdiği için huzurlu olunamamaktadır.
aklınızdaki soru işaretlerinin uçup gittiği an ile vuku bulur. hani hep sorunu kendinizde ararsınız, kendinizi suçlarsınız, kendinize kahredersiniz de aslında sorunun sizde olmadığını anladığınızda kuş kadar özgür olursunuz; işte bu huzurdur. bundan sonrası şükür; kurtulduğunuz için.
saatleri ayarlama enstitüsü gibi ( kadarı değil ) "insan"ı ve etrafını, etrafını algılayışını, hayatı sorgulayan muazzam bir ahmet hamdi tanpınar romanı.
romandan inciler:
ilk kısmı benden decartes'a gitsin..
"insanoğlunun ıstırabı kadar tabii ne vardı!şuurla var olmayı, gerçekten var olmayı ödüryordu. fakat insanoğlu bununla kalmıyor, bu büyük, değişmez zaruretin yanında kendi de yeni baştan talihler icat ediyordu. yaşıyorum diye başka ölümler yaratıyordu. hakikatte bunlar hep o varlık vehminin çocuklarıydı. çünkü hakiki ölüm ıstırap değildi, kurtuluştu; hepsini, hepsini bırakıyorum, sonsuzluğa karışıyorum. aklın bittiği yerde parlayan büyük incinin kendisi oldum;ondan bir zerre değil, kendisi. aklın serhaddinde hiçbir aydınlığın gölgelemediği yerde kendi içinde aydınlık, pırıl pırıl tutuşan bir su nergisiyim. fakat hayır, o bunu diyeceği yerde " madem ki düşünüyorum. o halde varım, madem ki duyuyorum o halde varım, madem ki harp ediyorum o halde varım, madem ki ıstırap çekiyorum, o halde varım, sefilim varım, budalayım varım!" diyordu "
" insanoğlu doğduğu günden itibaren mağluptur, şefkate muhtaçtır"