Pink Floyd'un kaydettiği son stüdyo şarkısıdır, şarkı Pink Floyd'un geçmişini ve son halini anlatır. Gilmour'un şarkının sonunda atmış olduğu solo belki de en hisli Pink Floyd solosudur. Keza sözleride çok muhteşemdir şarkının.
Bu gerçekten bir şarkı değil. Şarkının ötesinde bişey bu. Klasik söylemlerden kaçınmaya çalışıyorum ama başaramıyorum. Sadece "Mükemmel", "Süper" "Çok iyi şarkı" demek geliyor içimden. Dinledğiniz andan itibaren kendinizi gerçekten yaşadığınız hayattan bir adım ötesine taşıyorsunuz kendinizi. ve o anda son bölüme geldiğinde "forever and ever" dedikten sonra vücudunuzun titremesine ve soloya girmesiyle birlikte bütün duygularınız gün ışığına çıkıyor. ve şarkı bittikten sonra, kendinize geldiğinizde pink floyd'un ne kadar büyük bir grup olduğunu tekrardan anlıyorsunuz. ve diyorsunuz ki "Bu şarkıysa diğerleri ne?"
sözlerini david gilmour ve eşinin birlikte yazdıkları harikulade ilahi. tam şizofrenlik bir klibi de bulunmakta. hayatımın jeneriğinde çalan üç şarkıdan bir tanesidir. ahh gilmour ahh yapılır mı öyle şarkı lan? ne istiyorsun benden.
tartışmasız, birim zamanda insana en çok duyguyu hissettirebilen şarkı. bu yoğunluktan öleceğimi bilmesem, "forever and ever", sonsuza kadar sürmeli bu şarkı diyeceğim..
Gilmour babanın biraz da abartarak en sevdiğini söylediği pink floyd şarkısı.
Abartarak diyorum belki ama şarkıdaki duygu ve müzik o kadar doğru ve yerindeki. Başlangıçtaki tedirgin edici piyano sesleri, gilmour'un yorgun ama güçlü sesiyle hızlanan şarkı ve orta solodaki muhteşem yaratılan hissiyatla insanın bunalıma ve belki de ölüme ne kadar yakın olduğunu anlaması.
Aslında bu orta solo sonrasındaki bölümede ayrı bir parantez açmak gerek. Son bir kez tekrarlanan geçmişe duyulan özlem ve sonsuza değin diyerek bitirilen bir yaşam biçimi var aslında.
Final solosu ise başlı başına bir mit, bir destan. Hızlı, sinirli fakat tedirgin edici bir huzurla finalini yapıyor. Pink Floyd ve onu oluşturan değerler gibi belki de.
Hızlı echoes günlerinden, sinirli young lust günlerine ardındansa on the turning away ve high hopes'la noktalanan tedirgin edici huzur anlarına. Bir anlamda hem floyd'un hem de bizim hayatlarımızın özeti gibi...
ilk iki uc saniyesi yine gilmour'un yazdigi, atom heart mother'da bulunan fat old sun ile aynidir. biraz daha derinden geliyor sesler high hopes'da. gilmour'un grubun o genclik gunlerine olan ozlemini aktarmak icin kullandigi seylerden biri.
gerçekten de büyük umutların büyük mistisizmler içerdiğini ve umutlar büyüdükçe gerçeklerden uzaklaşabileceğiniz duygusunu uyandıran şarkıdır. yanlış anlaşılmasın bu satırların yazarı büyük umutlara sahiptir ve büyük anlatıların destekçisidir ancak günümüzün umutlarının ne olduğunu bilen biridir. renkli ve donuk umutlar büyüdükçe bizden uzaklaşırlar.