Hayat sadece 5 harften oluşan bir kelimedir fakat içerdiği anlamlar trilyonlarca harfle bile ifade edilemez. Hayat; kimine göre küçük mutluluklardan ibarettir, maaştan arttırılan küçük miktar para ile aldığı bisikleti evladına verince candan bir parça olanın gözünün içindeki o tebessüm, kimine göre uzun süre devam eden bir hastalıktan sonra atılan sağlıklı adımlar, kimine göre yıllar boyu sadece 11 adımlık bir alanda volta attıktan sonra 12. adımı atmak, kimine göre başkasının parası ile saygın bir kişi olduğunu ispatlamaya çalışmak, kimine göre sonsuz maviye bakarak düşüncelere dalmak, kimine göre ise amaçsız fakat çoğu insanın gıpta ile baktığı bir hayat sürmektir.
olur olmaz sebepleri sorun bilip hayıflanırken, yaşayacağını hiç düşünmediğin bir olayla karşılaşıp kurtulduğunda yaşadığın mucizedir hayat .. nasıl mı?
yaşadığın sorunları öylesine büyütmüşsündür ki gözünde, hayat çekilmez olmuştur artık senin için. akşam işten çıkar eve gelirsin duvarlar üstüne üstüne yürür, çıkıp gidesin gelir.. üstünü bile değişmeyi beklemez basar gidersin.
herşeyin altüst olduğu kanısına varmışsındır çünkü.. onca şey üzerine birde ev arkadaşınla karşılıklı yaşadığın sorunlar.. isyan edersin. lanet edersin. kahretsin'ler uçuşur evin her tarafında. ta ki gecenin bir yarısı ev arkadaşın kapını açıp çaresiz biçimde evde birinin olduğunu söyleyene dek.
gün ışır, korkun tedirgin büyür ama elinden sadece gelen dua etmektir. bedenimize, canımıza zarar gelmedi diye. zarar büyüktür zira. ancak hayat anlatmıştır bize hayatta abuk subuk sorunlardan daha önemli şeyler var.
hayat en büyük sürprizdir, şaşırtmacadır, gizemdir, allak bullak edendir, insanı içinde barındırandır.
gerçek hayatın kim farkında acaba? günler bu kadar kolay geçerken hangi zamanın değerini biliyoruz? ne olmasını beklemek gerekir ki? illa en kötüsünü yaşamak mı? niçin hep 'bana olmaz, benim başıma gelmez' deriz? içimiz acımadan öğrenemiyeciğimiz için mi acaba?
biz insanlar herşeye hayıflanır, allah kahretsin der, isyan eder, ne şansızım diyerek soluk alan yaratıklarız. neymiş aşk acısı çekiyormuşsun, o seni aldatmış, paran bitmiş, iş kötüymüş, canın sıkılmış.. uzar da gider bu..
ee; ama iş böyle gitmez tabi. gün gelir alırlar ifadeni. beynini boşaltıp, akıl sağlığınla oynayıp seni kendine getirirler. niye mi? elindekilerin kıymetini bil, şımarma diye..
nasıl mı?
işte şöyle..
aptal düşüncelerinden sıyrılmayı denemek yerine; sabahın üçüne kadar oturursun, içini kemirirsin. ne insanlara kendini ifade edersin, ne yemek yersin, beynin yokmuş gibi, tam bir idiot gibi ortalıkta dolaşırsın. asalaklıktan yorgun düşen bedenin bunun sonucunda sabaha karşı uykuya dalar. ama gram huzur yok bu uykuda. hep rahatsızsındır.
ve sonra..
tek başına uyuduğun odanın kapısı açılır. içinden 'uff yine ne var' dersin. hoplayarak irkilir, kapıya doğru bakarsın. ve hayatında o ana kadar görmediğin bir adamın suratını görürsün. 'aklımı mı kaçırıyorum acaba' dersin. ama adam sana bir adım daha yaklaştıkça anlarsın. bu karabasan değil; gerçeğin ta kendisi. bağıramazsın. hani filmlerde olur ya; sesin çıkmaz, işte öyle.. sadece titrersin, hıçkırarak ağlarsın, aceleyle yatakta dağılmış üstünü başını kapatmaya çalışırsın, yatağının arkasındaki duvarı sırtınla ezmeye çalışarak kurtulmaya çalışırsın. ve tek cılız bir ses dökülür dudaklarından:
-sen kimsin??
ama hıçkırarak çıkar bu ses; sen bile inanamazsın derinliğine. adam sana bakar birkaç saniye, sonra eliyle iki kere sus işareti yapar ve kapıyı kapatır ardından. tek bir ses beklersin odandan fırlamak için. ve o hayat kurtarıcı ses gelir; ev kapısı kapanır. ama sesin hala çıkmıyor. duyaramıyorsun sesini karşı odaya. en sonunda -her nasıl bir kuvvetse- gelir sana; ayağa kalkarsın, ev kapısına yönelirsin, açarsın ve konuşursun:
- ne yapıyorsunuz siz?
anlamsızca bir davranış; lakin bunu algılaman zor. hala titriyorsun ve hala hıçkırıyorsun. hayatında biran bile yaşamamışsın böyle birşey. vücüdun bir garip hallerde. ev arkadaşının odasına gidip 'kalk' diyorsun. 'hırsız var' diyorsun. sonra diğer odadaki arkadaşına... ikisi de karşına geçip şaşkın şaşkın bakıyorlar. 'kafayı kırdı' diyorlar. ama konuşamıyorsun ki. lanet olası hıçkırık ve titreme vücudunda. dilin dönmüyor. yok böyle birşey, dilin dönemiyor. en sonunda 'gördüm' diyorsun. ama çok geç anlıyorlar seni. taa ki cüzdanlar, eşyalar kontrol edilene kadar...
aramandan 4 saat sonra polis geliyor. tam 4 saat sonra.. ve laga luga faslı. kimsenin bir boka yaradığı yok. sen o sahneyle beyninde savaş veriyorsun adeta..
uzun bir anlatım oldu; farkındayım. ama çıkarılacak o kadar çok şey var ki..
en başta ne kadar şanslı olduğumuz.
yada olduğum mu demeliyim? o adam tenime değmedi, saldırmadı bana. aklımda saatlerdir yüzen düşünce bu. ben hayattayım, ben nefes alıyorum. ben hiç birşeyden korkmuyorum artık. canımda çok yanmıyor. çünkü ben 'hayat nedir' i algıladım dün gece. o korku sonucu bilebildim yaşamı.
ve ben yaşıyorum. aklım bende; gitmedi dün gece o adamla.
siz de hayatı bilin.. hayat kendini feci bir biçimde öğretmeden..
Öncelik belirtmeden anlatmak istiyorum. anlatmak istiyorum ki, mesela, sigaram yok şu an ve gerek de yok sigaraya. bir nokta geliyor ki, sigara bile yanmıyor. bu değildi. başka bir şey vardı parmaklarımın ucunda, gözümün içinde. mezarlık diyecektim mesela; mezarlık... kar altında daha güzel görünüyor mezarlar, onu diyecektim. bir de şu mezar taşlarının üzerindeki yazılar, komik oluyor. bazı mezar taşları da, anason kokusu duymak istiyor, biliyorum.
"birinin hem doğumunu hem ölümünü görmemeli kimse." demişti babam. evet... bu da eklenmeli dünyanın düzenine. ne çok eksik var!
Öncelik belirtmeden anlatacağım. pencerenin önünde bir kedi var, hep hamile. hiç doğurmuyor... hayat çok komik, insanlar dramatik sadece.
salıncaklar var bir kere bu hayatta. salıncak... üstlerine oturup yalnızca sallandığımız şeyler. sallanmak mutlu ediyor bizi. yok, sadece çocukları değil, sadece çocukları olsaydı, parklarda büyüklere salıncak yasağı konmazdı. böyle bir yasak var mesela, hala komik değil diyorlar yaşamak.
trafik ışıklarına mavi de eklenmeli. neyi işaret eder bilmem. ama olmalı. trafik ışıkları da çok eksik mavi'siz. trafik bu yüzden sıkışıyordur büyük ihtimalle. zaten maviye ihtiyacı olmasa denizin üstünde ne işi var o kadar arabanın. iki yakanın birbirine bağlanması bahane sadece. anadolu'nun ve avrupa'nın birbirine hiç ihtiyacı olmadı aslında.
oral dönemdeki takılmalarım yüzünden hala oje süremiyorum mesela ben. ne zaman şık bir kız olmaya kalksam 0-18 ay aralığındaki hallerim gelip yapışıyor yakama. daha ne anlatayım, hayat komik.
o kadar kısa ki. ne gecmişin ne gelecegin degeri var.cunku hayat diye tabir edilen ''bu an''. bu an ise su an da gecmiş. o an ise gelecek ''bu an'' olacak.