hakkında batılı erkek yazarların yazdıkları fanteziden öteye geçemez. çünkü bırakın batılı yazarların, sultan'ın bile harem'e girmesi yasaktı aslında. filmlerde gösterildiği gibi ne vezir, ne sultan'ın öyle dingonun ahırına girer gibi girmesi mümkün değildi. dolayısıyla harem'de gerçekten neler olduğunu bilmeden, sadece tahmin, biraz da hayal katarak resmetmiş veya anlatmışlardır.
içerisinde barındırdığı otantik ortam mahiyeti ile, zaman zaman bir "köle"ymişcesine; salt padişah hazzı için tutulan kadınlar, en tabii dürtüleri olan cinselliğn yaşayabilmek için, çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. cinselliği yaşamak için; belirlenen zaman dilimlerinde kendi saflarına çektikleri bir harem görevlisini, "karışıklık çıkmışcasına" harekete geçirir, havaya bir el ateş açmasını sağlarlardı. dışarıda muhafız titrinde görevli askerler, bunun bir işaret olduğunu bildiklerinden, derhal içeri girmeye yeltenirlerdi. sonuçta hem harem görevlisi hem de, asker silah olayın içine girdiğinden, orada bulunmalılardı. görünürde yanlış bir durumda yoktu. bu kaos atmosferinde; kadınlarca içeri alınan askerler, harem çalışanları ile birlikte 1 gece geçirirlerdi.
sanıldığı gibi, padişahın istediği kadınla yatmasını sağlayan bir düzen değildir. harem; ülkedeki kızların okul okudukları yerdir. (enderun mektebinde erkeklerin eğitilmesi gibi.) orda amaç sadece kızları eğitmek ve yetiştirmektir. bu kızlardan en zeki ve güzel olanı da padişahla evlendirilirken, diğer kızlarda devletin yüksek kademelerindeki kişilerle, eğitim almış birer kız olarak evlendirilir. ayrıca hareme dışardan birisinin girmesi yasaktır ve padişah haremdeyken, cariyeler saklanırlar bile!
adı bu yüzden, ''haram''dan gelen kelime ''harem''dir zaten... ama ne yazık ki, insanlarımız haremi, içeri girilmesinin bile yasak olduğu halde, haremi gördüklerini iddia eden ve haremi genel eve benzeten avrupalı yazarların ya da tarihçilerin söylediklerine bakılarak senaryosu hazırlanan, para uğruna atalarını bile sapık gibi tanıtan yapımcıların yaptığı ve adını anmak bile istemediğim malum diziden dolayı, genel ev gibi görürler...
başrolde monica belluci'nin olacağı türk-italyan yapımı ortak film.
filmde monica, turhan sultanı oynayacak.
çekimleri nisan'da başlayacak film ilk olarak 2 eylül venedik film festivali'nde gösterilecek. 15 ekim 2011'de türkiye'de vizyona girecek 'harem'in bütçesi ise 3 milyon euro olarak açıklandı.
fimin senaryosu zülfü ve eşi aylin livaneli tarafından yazılmış.
nedense harem denilince herkesin aklına sırf padişahı eğlendirmek için onunla seks yapmakla görevli cariye topluluğu geliyor...
ne kadar kötü.
hiç araştırmadan, kulaktan dolma bilgilere inana cahillere acıyorum.
padişah; karısından başka hiç kimseyle cinsel münasebette bulunamaz.
ve en fazla 4 tane karısı olabilir.
haremdeki cariyeler padişaha görünmez bile!
ciddiyim. harem sistemini baya bir araştırdım.
hatta bir keresinde harem koridorlarında bir padişah yürürken bir cariyeye denk gelmiş ve bundan rahatsız olmuş.
bu yüzden padişah koridorda dolaşırken cariyelerin gezmesi katiyen yasaktır!
bilinenin aksine osmanlı'da en baştan beri olmayan, osmanlı'nın bizans'tan aldığı bir kültürdür.
Harem genellikle Müslümanlara özgü bir uygulama olarak düşünülürse de, islâm öncesi Ortadoğu uygarlıklarında da haremlerin olduğu bilinmektedir.
bunun dışında eski Yunan evlerindeki ( Gynaikeion) ya da ( Gynaikonitis ) adı verilen bölüm de kadınlara ayrılmış bir bölümdü.
kurban bayramı arefesinde insanların otobüslerde yer bulabilmek için doluştuğu; bulanların ise bagaja 4 adet araba lastiği, yavru köpek, yavru ördek (ama uyuyormuş!), leğen ve ne olduğunu anlayamadığım yaklaşık bir buçuk metre çapında halka şeklinde bir cisme benzer şeyler sokmaya çalıştığı otogar.
derler ki valide sultan olmak için en çabuk padişah altına yatma rekoru kıranlarla dolu imiş içi.
derler ki padişahın gözdesi cariyeler hava basarmış burda. en çok beni sikertzliyor diye göt kaldırırmış bunlar.
derler ki kadın efendilerle valide sultanlar arasında taht kavgaları yaşanırmış. iktidar hırsıyla alevler içinde yanan ateşli kızların mekanıymış.
derler ki içine giren göğüsleri yeni tomurcuklanmış çıtır kızlar ölene kadar çıkamaz seks kölesi olarak ulu, yakışıklı, adonis kasına sahip padişahlarına hizmet verirlermiş.
derler ki büyük bir kuku çekişmesi yaşanırmış o çinili duvarların ardında. kukularını her daim hazır ve nazır tutmak durumunda imişler.
derler ki şehzadeler için ergenlikten çıkma mekanı imiş. adam yapma merkezi imiş bi nevi.
derler ki 20 yaşında bakire çıtırları buraya doldurulur padişah da aralarından armut seçer gibi kendine eş seçermiş.
derler ki hadım harem ağaları varmış burda. bazıları testislerini korumayı başarmış am üstünde erkek götü sikmiş.
derler ki validesi zaten türk olmayan ama türlükle bağdaştırılan padişahlar kendilerine eş buldu mu bakmazmış burdaki cariyelere. o derece sadıkmış.
derler ki oğlancı padişahlar için zulüm merkezi imiş. dostlar alışverişte görsün hesabı.
derler ki cariyeler hanedanın ortak malıymış. tahta çıkan, çıkmayan kullanırmış bu fasiliteyi.
akad dilinden arap diline geçmiş bir kelimedir. korunan, mukaddes şey ve yer anlamına gelir. hayal gücü yüksek olan avrupa haremle ilgili çeşitli fanteziler üretir ve bunlar bir süre sonra bizim de kafamıza yerleşir. bir kere harem kurumu sadece müslüman toplumlarda değil dünyanın her tarafında değişik din ve medeniyetlerde görülür. vasat insanların kafa yapısına göre harem denince akla cinsellik gelir ancak harem-i hümayün adıyla kurulan kurum, padişahın evi ve eğitim kurumudur. harem-i hümayrun iki kurumu içinde barındırır: enderun ve harem. enderun, osmanlı devletinin erkek yöneticilerini yetiştiren üst düzey bir okuldur. harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir mektep. harem kadınları fethedilen yerlerde esir alınan kadın veya kızlardır. saraya ilk getirildiklerinde acemi denilen bu kızlar, islam ve osmanlı kültürünü, oturup kalkma adabını, el işi, dans, müzik aleti çalma gibi eğitimler verilerek cariyeliğe yükselirlerdi. cariye asıl anlamıyla kadın köle demektir. padişahın hizmetine verilmiş olan cariyeye gedikli, padişahın yatağına aldığı gedikliye ikbal ya da hasekidenirdi. haseki çocuk doğurursa ayrıcalık kazanır, cariyelerden güzelliği ve zekasıyla öne çıkan ve erkek çocuğu doğuranlar valide sultanlığa kadar yükselebilirdi. valide sultanlar haremin yöneticisi olurlardı. padişahlar iyi eğitim görmüş bu kölelerle evlenip, türk kızlarıyla evlenmeyerek o dönemde yaygın olan hanedana dayanan yeni güç odakları yaratmanın önüne geçmişlerdi. en ünlü harem kadınlarından yıldırım bayezıdın annesi gülçiçek hatun rum, 3. muradın annesi nurbanu sultan ile 3. mehmedin annesi italyan, 1. mustafanın annesi abaza, 4. mehmedin annesi hatice turhan sultan ve 2. selimin annesi hürrem sultan ukraynalı, kösem sultan ise rumdur.
işlevselliği iyi incelenmesi gereken kurumdur. kurumdur diyorum, haremi ve içersinde gerçekleşenleri özellikle devlet politikasından ayrı tutmak pek mümkün değildir. bence bunun anlaşılması haremin işlevselliğinin doğru değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Padişah kızlarının bilhassa sadaret makamındaki devlet adamlarına verilmesi bu politikanın parçası olarak kabul edilebilir.
Haremi özellikle padişahın salt zevk ü sefa'sını giderme mekanı olarak görmek yanlıştır. bu da herhalükarda tartışmalı bir konudur.öncelikle harem üzerinde-özellikle batılı kaynakların- yaptıkları spekülasyonlar harem kurumunu doğru yansıtmaz. bu konuda da azımsanmayacak sayıda batılı kaynağın da haremi batının görmek istediği şekilde yansıttıkları ayrı bir gerçek. bu konuda ise batıda dolaşan "şehvetli türk" imgesinin etkili olmakla birlikte bazı kaynakların da haremi yansıtmak açısından önemli geçerlilikleri vardır. ama hem osmanlı tarihçilerinini olsun hem de batılı kaynakların haremi doğru yansıtmak açısından ana sorunsallardan birisi de "kaynak sorunu"dur. Haremin kapalı yapısı bu konuda etkindir. bu konuda güvenilmesi gereken yerleşik elçilerin raporları ile[ki yerleşik elçiler harem içersindeki güç ilişkilerini iyi takip etmek zorundaydılar] bir zamanlar haremde içoğlan olarak bulunmuş kişilerin anlattıklarına güvenilebilir. bu çeşit bilgileri kaynak olarak gösteren batı kaynaklarına güvenilebilir. bu konuda da bobovious olarak tanınan bizim ise ali ufki bey olarak bildiğimiz sabık içoğlanı fransızca bir kitaba kaynaklık etmesi örnek gösterilebilir. harem kadınlarının faaliyetlerini tenvir eden osmanlı kaynakları da bu konuda birebir başucu kaynaklarıdır.
bunların dışında, özellikle yorumlarken de haremin sanki sürekli sabit kalmış bir kurum olarak değerlendirilmesi ayrı bir yanlıştır. bu hata özellikle haremi yorumlarken kendi insanımızın da içine düştüğü yanlıştır. bilindiği gibi harem sultan süleyman döneminde saraya eklemlenmiştir. daha önceki dönemde sultan sarayındna ayrı bir yerde bulunmaktadır. "eski saray" adı verilen bu bölümde ise harem saraya eklemlendikten sonra, ölen şehzade ya da padişahların hasekileri ya da valideleri için bir barınma mekanı olmuştur. bununla birlikte haremin saraya eklemlenmesi kadınların siyasette etkinliğinin de artmasına nedEn olmuştur.[BU DÖNEME "KADINLAR SALTANATI" ADI VERiLiR] aslında bu etkinlik ise başta ismail hakkı uzun çarşılı olmak üzere osmanlıdaki gerilemenin bir sebebi addedilmiştir. ama dikkat edilmesi gerken bir gerçeklik ise kadınların siyasete girmelerinini bir anlamda "devlet-i aliye" nin kendisi tarafından meşrulaştırılmış olmasıdır. çok küçük yaşta tahta çıkan osmanlı padişahlarının "naibe" ünvanı ile tahta geçmeleri ya da vasi olarak bulunmaları bunun bir örneğidir. ya da yanlış hatırlamıyorsam "deli ibrahim"(1640-48)in "hal"inde annesinini de fikri sorulup cevaz alınmıştır.
bununla birlikte harem salt serbestliğin bulunduğu bir alan olmasından ziyade, daha çok kurallarla belirlenmiş hiyerarşik bir yapısı olan kurumdur. (bkz: batıdaki kamusal özel ayrımını osmanlı'ya genellemek) bu hiyerarşinin başında valide sultan olmakla birlikte, haseki, daye(padişahın sütninesi), şeklinde devam ederdi. padişah genel olarak haremde evlilik nakdi ile bağlı bulunduğu kişiden değil de, cariyelerden çocuk sahibi olurdu ve bu "hadise"de da bir anneye bir oğul kuralı geçerliydi.[bu olayın kökenleri 1. bayezid dönemine kadar gider. batılı kaynaklarda bu olayın kökeni olarak 1.bayezid'in sırp kökenli karısının timur tarafından saki olarak kullanılması ya da mihr kavramı ile irtibatlandırılır]. cariyelerden bir anneye bir oğul kavramı etkinliğini sürdürmekle birlikte, sultan süleyman döneminden itibaren bu kuralın ciddi anlamda ihlal edildiği bir gerçektir. daha sonra ise "deli ibrahim" gibi birkısım padişah tarafından ise iyiden iyiye batı kaynaklarını haklı çıkartacak şekilde davranmaları gözardı edilemez; ama onun bile bu şekilde davranması belirli bir zorunluluğun sonucudur. ailenin iktidarsız bir dönem geçiren erkeği olan "deli ibrahim" hanedanın tek erkeğidir ve "ben sizin babanızım" şeklindeki sözleri ciddi anlamda hanedanın soyunun tükenmesi tehlikesi "deli ibrahim" in bu aktiviteleri vasıtası ile bertaraf edilmiştir.
ne yazıktır ki harem'e bir zevk sefa meskeni olarak bakılır.bu bakış avrupalıların fantezilerinin tezahürü olan tablolardan ne yazık ki bizim aydın(!)larımıza da geçmiştir..
harem bir eğitim mekanıdır..13 numaralı entry'e bakmak kafidir zannımca..
sarayda yaşayan bayanların eğitim görmeleri için ayrılmış bölümü. nasılki erkekler enderunda eğitim görüyorlarsa; bayanlarda haremde eğitim görürler. ondan sonra da genellikle enderundan bir erkekle evlendirilirler. böylece gttikleri yerlere de osmanlı kültürünü götürürler.
topkapi sarayina girişte bayıldığınız paraya ek olarak bir kez daha para verip girebileceğiniz yer. içeride çoğu yerde fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor ama türk olduğunuzu anladıklarında çaktırmadan birkaç kare almanıza pek ses etmiyorlar.
kelime anlamı olarak harem; girilmesi yasak yer anlamına gelir. genellikle, ev reisinin kadınları, çocukları ve cariyeleri ile birlikte yaşadığı yer demektir. aynı zamanda evin kadını anlamına da gelir.
haremin asıl adı ise; dar üs saade dir, anlamı saadet evi demektir. hindistan'da; "perde" veya "zenane", iran'da; "enderun", arabistan'da; "harem" tabiri kullanılmaktadır. bizde ise harem tabiri dar üs saade'den daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
osmanlı hareminden bahsediyorsak;
osmanlı sarayları haremleri, mabeyin ve kızlar ağası dairesi arasında yer alır. ortada hükümdarın yatıp kalktığı daire ile valide sultan dairesinin etrafında kurulmuştur. taşlığın etrafında cariyeler dairesi, valide sultanlar, kadın efendiler ve şehzadeler dairesi bulunurdu. (topkapı sarayı haremi örnek olarak bu şekildedir)
son olarak haremdeki cariyeler hakkındaki yanlış bir genel düşünceyi düzeltmek isterim;
cariyelerin hepsi padişaha ait kölelerdir, fakat hepsi padişah'ın kadını olmuş veya olacak değildir, cariyelerin pek çoğu harem hizmetlisidir. (zaten cariye kelimesinin manası budur)
her konudan erotizm ve şehvani arzu üreten hayvani hisleri tavan yapmış batılı yazarların sanki gezip görmüşler, içine girip tanık olmuşlar da anlatıyorlar dedirten, uydurdukları hikayelere konu olan osmanlı eğitim kurumu.
batılılar yazar da biz geri durur muyuz diyen bir kısım haddini bilmez, sınır tanımaz, hesap sorulamaz densiz-edepsiz yerli temsilcileri da bu akımdan nasibini almış, geri durmamış, adeta kendi faztezilerini harem dairesi üzerine boca etmişlerdir.
harem üzerine örülen çirkin ağ yalnızca yazılarla kalmamış, sanki padişah poz vermiş de resmini yaptırmışçasına
-padişah süt banyosunda,
-padişah çıplak caireyelerle birlikte,
-cariyeler hamam sefasında... vs türünden aslı astarı olmayan, müslüman olmayı bir tarafa bırakıp haya ve edep duygusunu kaybetmeden asla sergilenemeyecek tavırların osmanlı hanedanına uyarlanması oldukça manidardır.
bütün bu örnekler, bilmediği ve anlamadığı, bir o kadar da anlamaktan korktuğu ve asla anlamak dahi istemediği doğu medeniyetine çamur atmaktır.
amaç; kendi doğrularını üretip, bu birbirine referans verile verile çoğalan uydurmalar manzumesini tarihi kanıtlar gibi öne sürmek suretiyle gerçeklerin üstünü örtmektir.
işte bu, tam anlamıyla bizim oryantalizm dediğimiz şeydir
doğu onlar için erotizm demektir ve her türlü çirkin ve pis işin mekanıdır.
halbuki bakınız bütün * sapık akımlar, sekste uç noktalar, katliamlar ve büyük savaşlar batının ürünüdür.
işin en acı yanı, bugün aklımızın almadığı, namus ve haya çerçevemize sığmayan kareleri müslüman ceddimize reva görmektir.ne de olsa şimdi geçmişine küfretmek moda.
harem, kelime itibariyle yasak, kutsal, tabu, dokunulamaz anlamına gelmektedir ve tıpkı osmanlı'nın çözülemeyen bir çok sırrı gibi henüz aralanamamış sis bir perdedir. aralandığında, osmanlı'yı yüzlerce yıl ayakta tutan anlayış ve aile kurumu ortaya çıkacaktır.