“Zaten bu hastalığın aşırı zekâdan olduğunu söylüyorlar. Ama hanım duruyor duruyor aynı şeyi söylüyor. Allah bizi niye seçti diyor; niye biz diyor yani? Diyorum yav isyankâr mı olacaksın, böyle soru sorulur mu hanım. Günaha girmektir bu, bunu sorgulayamazsın, her şeyin bir sebebi vardır. bitti! Yazıldıysa, bitti!”
-ya doktor! bi insan, bi başkasını cezalandırmak için hakkaten kendini öldürebilir mi doktor? Olabilir mi böyle bi şey? He?
-zaten intiharların çoğu, başka birini cezalandırmak için yapılmıyo mu savcı bey?
Bir zamanlar Anadolu’da,
Savcı, doktor; Taner birsel, Muhammet Uzuner.
"savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın, nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı, güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın. şimdilik, ölümüne kadar hayattasın..."
“Annesi ölene öksüz; babası ölene yetim; karısı ya da kocası ölene dul denir ama çocuğu ölene hiçbir şey denmez, belki de adı konulamayacak kadar korkunç bir şeydir.”
--spoiler--
hayır doktor öyle değil öyle değil başka bir şey söyle
kim söyletiyor sana bunlar ha?
kenan mı he,cengiz mi?
kim? kim oyun oynuyor?
kandırıyorsun değil mi beni?
beni dize getirmek için değil mi?
tamam, geldim dize.
eğdim boynumu, oynamayın tamam yenildim.
öyle deme, öyle deme ama doktor.
--spoiler--
Halil: Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım.
Meral: iyi ama âşık olduğun resim benim resmim. işte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
Halil: Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
Meral: Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
Halil: Evet. Bu korku sevdiğim bir şeye ebediyen sahip olmak için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor. Ve ebediyen bakacak.