bugün

bir efsaneye göre ferhan şensoy charles de gaulle galatasaray lisesini 100.kuruluş yılı kutlamalarında geldiğinde ''ibne de gaulle''diye bağırmış ve tercümanlar neyapacağını şaşırmışlar.de gaulle bu ne demek istiyor diye sorduğunda güzel şey anlamına geldiğini söylemiş tercümanlar.de gaulle'de bunun üzerine gülümsemiş ve ''ibne istanbul ibne galatasaray''demiştir.
nam-i diger mekteb-i sultani. turkiyedeki en koklu ve kaliteli okullardan biridir. dunyada ornegine cok nadir rastlanacak bicimde, bir ilkogretim okulu, bir universitesi, bir spor kulubu vardir. bu yan(!) kurumlarin hepsi de kaliteli ve basarilidir.
gok gürledi. beyaz saçlı, uzun beyaz sakallı adam okuduğu kitaptanbaşını kaldırdıi kulübenin penceresinden dışarı baktı, tel çerçeveli gözlüğünü çıkardı, katlayıp okuduğu sayfaya koydu, kapattı kitabı, usul usul kalktı sedirden. ocağa iki odun daha attı. ayaz esiyordu, fırtına patlamak üzereydi. pastırma yazını beklerken paldır küldür gelmişti istanbul'a kış. kulübenin gıcırdayan kapısını açtı, sarı ve kırmızı gül saksılarından bir ikisini içeri aldı. öbürlerini saçağın altına doğru çekti. yeni fidelerdi bunlar, narindiler, korunmaları gerekiyordu. bahçedeki eski fidelere bir şey olmazdı, onları budamıştı zaten, ilkbaharda azacaklardı. bus kesiyordu hava. ölecek bütün yeni fideler diye düşündü yaşlı adam. saçağın altındaki odunları kulübenin içine taşımaya başladı.
birden karardı gökyüzü, bardaktan boşandı yağmur. ocağa yeni odunlar attı, gene gelip sedirde oturdu, kitabını açtı, gözlüğünü taktı, kaldığı yerden okumaya koyuldu. gökgürültülerine nal sesleri, at kişnemeleri karıştı, pencereden baktı, orman tarafından beş tane atlı geliyoru. gene gözlüğünün arasına koydu kapattı kitabı, kalktı, gidip kapıyı açtı. en önde gelen atlı, yanaşıp seslendi:
-selâmün aleyküm ihtiyar!
-aleyküm selâm evlat!
-ava çıkmış idük, fırtına hasıl oldu, hânende bir nebze soluk alabilir müyüz?
buyut etti beş adamı kulübesine. giyim kuşamlarından zengin oldukları belliydi. içlerinde ağaları olduğu hissedilen, elâ gözlü, sağ yanağında bir ben olan, kumral, ince uzun parmaklı, samur kürklü adam soru yağmuruna tuttu ihtiyarı. duvardaki sazından, okuduğu kitaba kadar herşeyi sorup, terekte dizili kitapları bir bir inceledi. ayrıntılı sorular sordu. sonunda yaşlı adam bunaldı:
-zaptiye misün be kâfir? sormaduğun bir anamın adı kadlı!
dedi. meraklı sorularıyla onu bunaltan adam gülümsedi:
-hoşsohbet zât imişsün, adın bağışlar mısun?
-gül baba derler nâmıma. burda sarı ve kırmızı güller yetiştirür, tophane'den gelen meraklı gençlere saz çalmayı öğretirum.
-makbul adamsın gül baba, hoşlaştum senden. bu ıssız ormanda vaktün neye göre ayarlarsun? namazın neye göre kılarsun?
-gökyüzüne bakarum, anlarım ben zamanı... kasvet bulut günlerde bellü olmaz vakit, öyle günler namaz kılmam saz çalarum.
-bir camii istemez mü yani bu yerlere?
-isterdü amma, camiiden önce başka şeyler gereklü.
-bre camiiden önde gelen ne ola?
diye kaldırdı kaşını meraklı soruların sahibi adam.
-camii insana allah'ı öğretmez, insanı bilen bülür allah'ı, bunu öğretmek gerek insanoğlu'na.
bir an duraladı samur kürklü adam, ince uzun parmaklarıyla kır sakalını sıvazladı. adamlarına baktı. adamları ona baktılar.
-bize bu fırtınada kapınu açtun, sana bir ihsan eylemek isterüm gül baba, dile benden ne dilersün?
-sağluğun dilerüm beyim, ne dileyeyüm?
-yok yok. bir dileğün vardır elbet, söyle, edelüm.
-belli ki zengünsün beyim, velâkin benim dediğimi hakikat eylemeye senin de gücün yetmez.
-benim zengünlüğüm sen ne bilirsün?
-senin zengünlüğün bilmem amma, benim dileğümü bir tek sultan hakikat eyleyebilür.
-belki sultanım ben!
deyince samur kürklü adam, birden bakakaldı ihtiyar. ürkerek baktı adamın elâ gözünün içine ve o an padişahla karşı karşıya olduğunu anladı. hemen atılıp elini öptü, tanıyamadığı için af diledi.
-kusurun yok affoluncak, söyle nedir dileğün?
dedi sultan 2.beyazıt han.
-dilim varmaz sultanım.
diyerek boynunu büktü gül baba.
-bir konak mı isterdün eyyamın geçürecek? sarayda mı yaşamayı isterdün? sancak mı isterdün? vezirlük mü? üç tuğ mu? söyle! hakikat eyleyeyim rüyanı.
diye kükredi sultan 2.beyazıt han.
-sultanım, sancakta vezirlikte gözüm yoktur. o işleri beceremem. konak saray gerekmez ban. kulübemden güllerimden ayrılamam. buraya camii yerine bir mektep, bir ilim irfan yuvasu inşa edilsün. burada âlimer yetüşsün. devet uğruna pek hayurlu bir iş olur.
-sen meğer pek mühim bir zât imişsün gül baba! seni karşıma çıkaran fırtınaya hamdolsun! fikrül mektep pek münasip, osmanlı'nın mülkü çoğaldıkça güçleşiyor idaresi! bize mektepler, mekteplüler gerek.
diye gül baba'nın sırtını sıvazlayarak adamlarına döndü padişah.
-tez irade çıka! mimar hayrettin ve kemalettin efendiler,burada iki ahşap mektep binasının inşâsına başlayacaklar!
buyurdu.
çabuk tamamlandı inşaat, mektebin ilk öğretmeni gül baba, ilk öğrencileri padişahın çocuğu sultanlar oldu. bu sultanlar okuluna "mekteb-i sultani" denildi. yüzlerce çocuğu vardı padişahın, büyükler küçüklerin ağabeyleriydi, bu yüzden büyük sultan küçük sultana bir tokat çaktığında küçük ona:
-ne vuruyorsun lan?
diyemedi. vuran öz ağbisiydi.

ferhan şensoy - kalemimin sapını gülle donattım
"memleketin tüm xxx mekteb-i sultaniye'de, ah bir müdür olsam topunu xxx tek saniyede" -neyzen tevfik
büyüklük yapıp kapısını direnişçi kardeşlerimize açan güzide klübün güzide lisesi. mekteb-i sultani.
1915te mezun veremeyen lise.
edit: mezun olması gereken öğrenciler çanakkale'de şehit düşmüştür.
bu okuldan neden hep önemli yazarlar çıktığını açıklayan küçük bir anekdot. yer galatasaray lisesi .. engin ardıc, ferhan şensoy, nedim gürsel gibi günümüzün önemli isimlerinin yer aldığı sınıfta öğrenciler birbirleriyle şakalaşırken, elinde tahta ağızlığıyla bir adam giriyor içeriye.. gerisini ferhan şensoyun kaleminden okuyalım;

"..derken bir gün zart diye giriyor sınıfa, gözünde şişe dibi gözlükler, elinde tahta ağızlığı, dolma parmaklar sıkı sıkı tutuyor ağızlığı, ağır ağır yürüyor kürsüye, saçı epeyce dökülmüş, kararlı dev adam. kırlaşmış pos bıyıkları gülümseyen ağzını saklıyor.

- oturun!, diyor, isteksizce ve yarım göt ayağa kalkmış ve gereken suskunluğa henüz ulaşamamış bizlere. şöyle bir bakıyor sınıfa. biz de ona bakıyoruz. sırıtıyor. biz de sırıtsak mı acaba?

- mollalar, o önünüzdeki, üstünde "edebiyat" yazan kitap okunmayacak. ananıza babanıza söyleyin, size birer sait faik külliyatı alsın... haftaya edebiyat! bu ders serbestsiniz, ne isterseniz yapın! diyerek çekip gidiyor sınıftan.

bu karizmatik hoca, tahir alangudur..
konumu itibariyle istanbul'un en güzel yerindedir*.
wireless şifresini gezi parkı direnişçilerine açmıştır.
en temel kuruluşu enderunda gerçekleşmiştir fakat abdülaziz döneminde mekteb-i sultani olarak değiştirilerek günümüz galatasaray lisesinin de temelini atmıştır.
kanımca, robert kolej ve avusturya lisesi ile beraber türkiye'nin en iyi okullarındandır. burada 1 yıl bile okumuş olmanız, mekteb-i sultanili yapar sizi. üst sınıflarda bulunan öğrencilere 'abi' sıfatıyla hitap eder, daha alt sınıflarda okuyanlar.

bir de cemiyetleri vardır, ki dediğim gibi okulda yalnızca kısa bir dönem bile okuyan kişiler, buraya rahatlıkla girebilir. mezunları ya da galatasaray lisesi'nde eğitim görmüş olanlar, okul sonrasında da kendi aralarında güçlü bağlantılar kurar; iş paylaşımı, iş bulma, beraber olma konusunda çok hassastırlar liseliler birbirlerine karşı.

birçok fikir adamı, yazar, ressam, müzisyen, gazeteci, tiyatrocu, iş adamı çıkmıştır bu kurumdan.

günümüzde eğitim seviyesinin geçtiğimiz dönemlere oranla biraz düşmesine rağmen, tarihi yapısı, cemiyeti ve istiklal caddesi'nin göbeğindeki muhteşem binasıyla halen, memleketin en önemli eğitim lokomotiflerinden biridir.

(bkz: mekteb i sultani)
türkiye'nin en köklü lisesi.yüzyıllardan beri içinde her türlü düşünce ve bakış açısını kardeşlik kavramının altında birleştiren ve içinde yaşamadan anlayamazsınız diyebileceğim tek yer.
içine giren kişi adamsa,insanüstü bir varlık olarak çıkan lakin hıyarsa extra-hıyar olarak çıkan; ah keşke biraz daha çalışsaydım minikken de girebilseydim şu okula, şimdi nerelerde olurdum kimbilir dediğim hayran olunası okul.
bir çoklarının işgalcilere yardım ve yataklık ettiğini iddia ettiği okuldur.

1917 yılında sadece 5 (beş) mezun verebilmiştir. kimilerine göre, mezun olamayan diğer öğrenciler yanlarına okul hizmetlilerini de alarak pera'da dolaşmış, haftasonları da çamlıca'da gönül eğlendirmişlerdir.

mezun olamayan bu öğrencilerin ve okul görevlilerinin isimlerinin neden okulun girişine altın yaldızlarla yazıldığı ise bu kişiler için bir muamma olarak kalacaktır.

değil mi ?
bu yil* itibariyle oss'de en cok birinci cikarmis mekteptir. **