"hiç boşluk bırakmadan, durmaksızın yukarıya, hep yukarıya doğru, dürbünlerimizin menzili dışına çıkana değin, eklene eklene yükselen bir yaşamın üzerine eğilirsek, vicdanımız bir daha rahat yüzü görmez. ama vicdanda böyle geniş yaraların açılması hiç de fena değildir; böylece her ısırığa karşı daha duyarlı olur. yalnızca insanı ısıran ve iğneleyen kitaplar okunmalı okunacaksa. eğer okuduğumuz kitap, kafamıza vuracağı bir yumrukla bizi sarsmazsa neden oturup okuyalım o kitabı?..."
daha yirmi yaşındayken içimizdeki "donmuş deniz"den söz eden. yine de kendisini "bekleyen bir çocuk. yelkenli"ye benzetirim. istemiyor bitsin. bitmedi.
türkçe çevirmenlerine minnet duyduğum, duygu adamı, düşünce adamı, okumaktan asla bıkmayacağım harika kişilik. salome'yi dinleyin, aşk nasıldır, bir insan nasıl sevilir, izleyin.
dönüşüm kitabında bir gecede böceğe dönüşen ve bir böceğin izlenimlerini anlatan yazar. hangi ruh haliyle bu kitabı yazdığını bilmeyi inanın çok isterdim. çünkü aynı perspektiften bakıyoruz dünyaya. böyle bir şeyi benden önce biri nasıl yazar diye için için yemekteyim kendimi.
adını duymuş olursunuz genelde ama umursamazsınız önceleri.bir gece aklınıza gelir ve araştırma yapılır kendisi hakkında.yazılanları okudukça daha da meraklanırsınız.adamın babasıyla olsun manitasıyla olsun muhabbetleri garip gelir.yazdıklarını sadece kendisi için yazdığını söyleyip en yakın arkadaşına ölümünden sonra bunları yakmasını söylediğini duyduğunuzda ise daha da afallarsınız.dilinizden açıkça artize bak lafları çıkarken aslında gizliden gizliden bir hayranlık duygusu oluşmaya başlar ama hani delikanlıyız ya bunu direk söyleyemeyiz.araştırma sırasında aforizmaları da sarsar bünyeyi ve bu gece olduğu için etkisi biraz rüyalarınıza da tesir eder.artiz dediğiniz adama hayranlık dereceniz daha da artar.kendisinin genç yaşta veremden ölmesi de o atmosferde sizi ister istemez ona daha da yakınlaştırır.ve ertesi gün olur.kitaplarından bir kitap olan dönüşüm alınır ve hemen okunur.vakit artık çarpılma vaktidir ve çarpılınır da vesselam.
kendi entryımı bari gündüz gireyim dedim.bünyeyi daha da sarsmamak lazım.malum hayat zaten serdarı yorduğu gibi bizi de yoruyor.
Bütün kitaplarını Almanca olarak yazmıştır.Ayrıca varoluşcu felsefenin edebiyatta karşılık bulduğu bir yazar olduğuda söylenir. Kitaplarında anlatmak istediği hikayenin tam olarak orijinal Almanca metinden karakterlerin ve yerlerin isimlerinin kelime anlamlarıda dikkate alınarak okunduğu taktirde anlaşılabileceği söylenir.Bohem olunduğu vakitler (Aslında her vakit) Kafka candır.
-Max olm söz ver bak kitap taslaklarımın hepsini ben öldükten sonra muhakkak yakacaksın!
+Söz abicim sende dakka başı hatırlatıp durma şu mevzuyu ne yamuğumu gördün bu güne kadar.
-Bilmem artık sonra yanlış olmasın.
+Olmaz merak etme bir kahve daha içcen mi sen onu söyle Franz'ım...
geçen hafta adlığım "dava" isimli kitabın yazarı. kitabı, bırakın kafama vurulan bir balyoz olarak kullanmayı, ancak uyku ilacı olarak kullanabiliyorum. *
baba, ben burdan gidersem... diye başlayan mektuplar yazmıştır ailesine, birçoğunu yollamamış, yolladıklarına cevap alamamış ve asla gitmemiştir. korkaktır, umut etmeye bile korkar çoğu zaman. umut etmekten kendini alamadığı anlardaysa gizler kendini, umutlarını. bu yüzden umutsuz yazarlardan biri olarak bilinir. umutsuzluğunda bile korkaklık gizlidir esasen.
(bkz: dava)
(bkz: donüşüm)
(bkz: amerika)
(bkz: şato)
ve diğerleri...
hayal gücüne hayran olunası hatta olunması gereken hayret verici bir yazar. öyküleri sıradışı olmasına rağmen kullandığı uslup kurguladıklarını gerçekçi kılıyor.
'kim terk edilmiş bir hayat yaşar, yine de bazı insanlar arasına karışmak özlemi duyarsa, kim günün değişik zamanlarını, havadaki, iş durumundaki vb. değişiklikleri dikkate alarak tutunabileceği rasgele bir insan kolu görmek isterse, sokağa bakan pencere olmadan uzun süre yapamaz.'
Gregor samsa'yı duvarlara tırmandıran yazardır. Sadece o da değil bilinmeyen bir davadan insanları mahkum etmiştir. Bitmedi bir memuru olmayan bir yere gönderdi. * Amerika'ya giden bir karakteri sonu bilinmeyen bir yolculuğa gönderdiğini düşündü. **
"prag' a, kafka' nın evine gidiyorum. bir selam çakıp dönücem." diye yollara düşmenize sebebiyet veren modern edebiyatın karanlık çocuğudur. charles bridge' de yalnızlığın ağırlaşıp, agırlaşıp, ağırlaşıp üstünüze yığılması ile daha iyi anlayacağınız yazardır.
'ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terkedilmişlik içersindeyiz.önümde durup bana baktığında,ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliorsun,ne de ben seninkileri.ve senin önünde kendimi yere atsam,ağlasam ve anlatsam bile biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebiliyorsan benim hakkımda da ancak okadarını bilebilirsin.'
diyerek anlaşılmamak yada anlayamamak üzerine tüm serzenişlerinize noktayı koyan depresyon insanı.
milena jesenska , kafka'nın ölümünden sonra gazetesinde şöyle yazmış onun için :
" çekingen, ürkek, yumuşak ve iyi bir insandı, ama yazığı kitaplar korkunçtu, acılıydı. yeryüzünü yöneten, görünmeyen ruhların elinde birer oyuncak gibi görürdü insanlığı. ilerisini gören olgun bir adamdı, yaşayamazdı, karşı da koyamazdı, çünkü güçsüzdü, ama iyi insanların güçsüzlüğüydü bu: yalanla, anlaşmazlıkla, korkuyla başa çıkamayacaklarını önceden bilenlerin güçsüzlüğü... ilerisini gören duygulu insanların iğneleyici kuruluğu, ona dünyayı olduğundan daha açık gösterdiği için dayanamadı, ölmek zorunda kaldı, çünkü o başkaları gibi bilgi yanılgılarının ardına saklanarak olayları hoş gösterme yoluna sapmazdı... başkalarının kulak tıkayıp kendilerini güvenlikte sandıkları olaylar karşısında dr. franz kafka hep uyanık ve tetikteydi".
kafka'yı daha kimseler tanımazken tanımış, anlamıştı onu milena. karşılıklıydı bu anlayış.
ne demişti kafka ' şato 'sunda: " geçmişteki değil, gelecekteki savaş okunuyor gözlerinizde"... milena'nın gözlerine bakarken duymuş olmalı bu güçlü önseziyi...
prag'da doğmuş, viyana'da hukuk eğitimi almıştır. roman ve öykülerinde kullandığı ironik, duru bir üslupla, edebiyatta kafkaesk denen kendi dünyasını kurdu. 1924 yılında verem yüzünden ölmüştür.
''av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar.'' en sevdiğim aforizmasıdır bildiklerim içinde.
yakın dostu max brod' un kendisine ihanet edip vasiyetinin aksine yazdıklarını yakmayarak edebiyat dünyasına büyük iyilikte bulunduğu çek yazar. almanlar da çekler de onu kendilerinden saymasalar da, o kendini çek olarak görmüştür. okur, eserlerinde önce gizemi tadar ardından kafkaesk labirentlerde kaybolmaya başlar. bu kayboluş bir vakit sonra gönüllü bir hal alır.
'' yazdıklarımı, beni yazar gibi gosterecek her seyi yakın,''
bu sozu arkadasına soylemesine ragmen arkı tarafından olumunden sonra meshur olmus kimsedir.
filozof kişilik bir çoğu gibi yazdıklarını yaşamayan yazar. ver gazı ver gazı sonra çaktırmadan tüy modeli. şu yüce lafı edip hayatın ve inancın anlamasız anlamlılığını açıklamıştır ''hayatta olduğumuz her an inancımızın en büyük kanıtıdır.''