ingiliz kadın yazar Mary Wollstonecraft'ın feminist olarak adlandırılabilen A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Müdafaası) (1792) adlı eseri feminizm konusunda yapılmış ilk çalışma olarak kabul edilir.Feminizm 19.yüzyılda kadınlarda adaletsiz davranıldığına ilişkin inanç arttıkça organize bir hareket haline gelmiştir.Feminist hareketin kökleri ilerlemeci hareket özellikle de 19.yüzyıldaki reform hareketi içinde yer almaktadır.
Günümüzde ise feminizm toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine odaklanmıştır. Türkiye'de eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayamamış 24 ülkeden biridir. Bu açıdan düşünüldüğünde bile feminizm kadına dayalı ayrımcılığı etik ve sosyolojik açıdan inceleyen önemli bir harekettir.
türkiye'de yanlış anlamdırılmış ''izm'' lerden biridir. feminizm kadınların ezilmesine karşı doğmuş bir hareketken türkiye'de kadının erkekle yarıştığı bir hal almıştır...feminizm denilince anlaşılması gereken, kadının ezilmemesi özgür olması, kadına da hakların tanınması, yapabileceklerinin önünün açılmasıdır.
bos insan safsatasi. bir kadin evinde cocuklarina hizmet etmekten, kocasina hizmet etmekten nasil rahatsiz olabilir ki. sicmisim kariyerine. bir de erkek feministler vardir ki benden uzak allah' a yakin olsunlar.
not: bu giri herhangi gerzek troll unsuru icermemekte, samimi duygulari disa vurmamda yardimci olmaktadir.
eve ekmek getirmek zorunda olan erkek ortaçağlarda kaldı. günümüz şartlarında kadınlar hem çalışıyor, hem eve gelince çocuk bakıyor, yemek yapıyor, hem evin rutin işlerini yapıyor, hem kocasını memnun etmeye çalışıyor. yazarken bile yoruyor insanı bir de hayata geçirildiğini düşünsün, eşi tüm bu işleri yaparken kumanda ile zap yapan erkekler. kadının yorgun olma hakkı bile yokken hangi eşitlikten bahsediyoruz? çocuğuna tabanca alma olayını çarşıya çıkıldığında erkekler yapıyor daha çok. kadınlar araba vs. türü şeyler alıyor. oyuncak bebek alıp ahmet yıldız mı yetiştirsin? babasının annesine tabiri caizse köpek muamelesi yaptığını gören çocuk, ilerde eşine aynısı yapıyor.
eşitlikten ne anladıklarını cidden merak ettiğim gruptur.
ülkenin şartlarını göz önüne almayıp sanki erkekler çok manyak bir yaşam sürüyorlarmış sanki erkekler her şeyi söyleyebiliyor, onlara karşı bir baskı yokmuş, onlar ezilmiyormuş da sadece kadınlar bunları yaşıyormuş gibi düsünüyorlar her halde. öyle görüyorlar.
şartları kimler oluşturdu elbetteki kadınlar oluşturdu. kadın kendi elleriyle erkeği bu hale getirdi. bu gün çakma polat alemdarlar çevremizde var ise bunda sebep annelerimizin çocuga oyuncak silah almasıdır.
ayrıca erkek kadına şiddet uyguluyor bunun için kadınlar çocuklara şiddet uyguluyor bu oteriterelerce kabul edilmiş falan diye çocuk döven kişiler için bir ''ama'' oluşturuluyorsa bende derim ki ''bu ülkede erkeler çalışmak zorundadırlar evlerine her şartta ekmek getirmek zorundadırlar gün içerisinde onlarca insandan hayvan gibi muamele gören kişilerin bu baskıyı birisinden çıkartması oteriterelerce kabul edilmiştir'' desem yanlış demiş olmam aynı mantık üzerinden gidersem.
bu ülkede sonucta kadına şiddet uygulayan erkkeler daha az gelişmiş yerlerde yaşayan ''varoş'' diye tabir edilen popüler olarak diyelim ''göbeğini kaşıyan adamlar'' dır. bu adamlar ise diğer insanlar tarafından her daim ''hayvan'' gibi görülen insanlardır. her daim horlanan ve yüzlerine somurtulan kişilerdir.
ama bu şiddet için yeterli sebep olmamalı.
''erkekler eşitliği belirtecekse'' bu kelime dahi feminizmin bu gün haklar için değil sadece erkek düşmanlığı anlamında olduğunun kanıtı gibidir.
erkek veya kadın ne fark eder ki? kadının üstün olduğu yer vardır erkeğin üstün olduğu yer önemli olan bu üstünlüklerin eşitlenmesi.
yoksa kadın benden fazla para kazanmış falan bu değil ki olay.
bir kadın evde bütün işleri yapıyorsa o eşit değildir. ancak evde yemekleri kadın yapıyor tencereyi masaya erkek getiriyorsa eşittir.
sizin dediğiniz eşitlik bir gün kafın yemek yapsın bir gün erkek.
benim dediğim eşitlik yemeği kadın yapsın erkek yesin. ahha
dünyanın temel çelişmesi olarak kadın erkek çelişmesini alan garip ideoloji. kadını ikinci sınıf gören ideolojinin feodalizm olduğunu göremediği için ortaçağ yerine erkekle mücadele eden düşünce akımı.
eşlerinden şiddet gören kadınların öfkelerini çocuklarından çıkarmaları psikoloji otoritelerince kabul görmüş bir durumdur. doğru mu bu yaptıkları? pek tabiki de "hayır"!
kadın ve erkek ruhen, bedenen ve düşünme tarzı bakımından tabiki de eşit olamaz. kadınlar olaylara daha duygusal yaklaşırlarken, erkekler daha reel yaklaşırlar. kastedilen eşitlik kavramı duvara işemek, tükürük yarışı değildir. aslında eşitlikten kastın ne olduğunu çok iyi bilirler ama işlerine gelmez.
kim hangi seçimi yapıyorsa bu kişiyi ilgilendirir derler fakat birkaç kişiyle cinsel ilişki yaşadıklarını bildikleri kadınlarla evlenen erkeklere "bir kaşarla evlendi" sözünü söylemekten kendilerini alamazlar.
eşitlik kriterlerini erkekler belirleyecekse " kadın hakları iyidir. eşitlik dediğim anlamda iyidir yani eşitlik her konuda değil eşit olduğun anların eşit olmasıyla ölcülür bana göre.", diyeceklerse ne anladım o eşitlikten?
yanlışsın hacı **
şaka bir yana, iyidir güzeldir de, fanatizm boyutuna getirmemek gerekir. güçlünün, yani erkeğin kadın üzerinde şiddet uygulamamasını savunmak iyi güzel de, şiddeti bu şekilde mi sınırlandıracaksınız sayın bağyanlar. şiddet, hiç bir şekilde savunulamaz. bunu sadece erkeğin kadına uyguladığı koca dayağıyla da sınırlandıramazsınız. bu sığ görüşlülüktür.
küfür olayı ise tamamen içgüdüsel. seks bir tabu, sekste baskın olan erkek, çekinik olan ise kadın. haliyle insanoğlu karşısındakinden sinirini almak için baskın pozisyonuna geçmiş kabul edecektir kendini. "seni skerim" diyen hiç mi kız görmediniz? bunu mantık süzgecinden geçirmeden, "kadın üzerinden küfür ediyorlar" diye serzenişte bulunmak yersiz.
o değil de; feminizm, kaç santim sorusunun alternatif cevabıdır. cevap ya feminizmdir, ya da 18+'dır **
kadınlar şiddet görüyor. ben bunun tersini söylemedim zaten ancak olayı ''kaç erkek şiddet görüyor'' boyutuna getirirseniz yani magduriyeti sayısal olarak almaya kalkarsanız yanlış yaparsınız ben sadece bunu söyleme amacında oldum.
siddet konusunda ben hem fikirim. hiç bir insan (!) şiddete maruz kalmamalıdır buna çocuklarda dahildir..
peki o kadınlarımız çocukları dövmüyorlar mı? bu fark nasıl bir farktır? ülkede sadece kadına mı şiddet uygulanmaktadır? ülkede sadece kadınlar mı cinselliği yaşayamamaktadırlar? ülkede sadece kadınlar mı fikirlerini söyleememektedirler?
sorulacak soru çok. kadın hakları iyidir. eşitlik dediğim anlamda iyidir yani eşitlik her konuda değil eşit olduğun anların eşit olmasıyla ölcülür bana göre.
ayrıca ben sadece yaşadığım yere bakmıyorum ülkenin gerçeklerini biiyorum.
bu bakire olayına gelincede kimseyi ilgilendirecek bir konu olduğunu düşünmüyorum bütün insanlar istediği tip insanı secmekte özgürdür.
yani bir insan ben bakire istiyorum dediği zaman kötü olmuş olmuyor bende esmerlerden hoşlanırım ırkcılık mı yapıyorum?
kim neye karışır benim bakire kız isteyip istemediğime ayrıca ben bakire isterken illa baskir olacagım diye bir şey yok. eğer olsaydı sarışın birisi esmer birisiyle evlenemezdi. ne alaka demeyin cünkü bende ne alaka bakire ile bakir diyorum. tercih meselesi sonucta bu.
eğer kadınlar eşitlik diyorsa onlarda ''bakir'' erkek istemeliler.bakire kız isteyenlere laf söylemek yerine.
okuduklarını gayet iyi anlayan, feminist olmakla gurur duymayı bırakın feminst olmak zorunda bırakıldıkarı için utanç duyan kadınlardır. istanbul'un ya da ankara'nın birkaç nezih semtinde gördüğü kavramları tüm türkiye'ye mal eden sığ düşünceli insanların damdaki delilerden bir farkı yoktur. kırsal kesimlerde veya tam da istanbul'un göbeğinde erkeklerden dayak yiyen bir toplumun kadınlarıyız. bu gözardı edilemez bir gerçektir. küfürlerini dahi kadınları baz alarak eder erkekler. kendi annesi bi tanedir. ama kızdığı birinin direk kız arkadaşına, annesine ya da eşine küfür etmeyi adet edinmişlerdir. bekareti namus yaparlar ama kaç tanesi bakirdir. kadınların cinsel isteği önemsizdir onlar için. kadınlar herzaman bu duygularını bastırmak zorundadırlar. kaç tane kadın fikrini alenen söyleyebiliyor. biraz gerçekçi olmak lazım.
okuduklarını anlamayan gereksiz yere her daim bir ''ben feministim hahayt hahayt'' havalarına giren kişilerdir. boş yere ortamı germekte üstlerine yoktur. aslında ne söylemek istediğinizi anladıkları halde sırf ''ben feministim olm'' demek için dediklerinizi saptırırlar.
ilginçtirler aslında bulaşmamak lazız.
ben beynin sol lob sag lob falan derken orada konuşulmasın mı dedim? mantık bu mu?
ben duvara işeyebiliyorum dediğim zaman bu senden üstünüm lan mı demek? işeme mi demek? algılar mı kapalı nedir bu at gözlüklü olma sevdası?
tamam anladık feministsiniz..
ayrıca magduriyet ezilmişlik sayı ile ölçülmez kaç erkek kadından dayak yiyor kaç kadın yiyiyor bunun hesabına girersek dayak yemeyen kadın nüfus oranı dayak yiyen kadın nüfus oranından üstün ise kadına şiddet yoktur gibi bir şey olur?
kaç tane erkek eşinden dayak yiyor?
sağ lob, sol lob olayı sen kadınsın otur oturduğun yerde, sus konuşma emrine tabi mi?
kadınların gece sokağa çıkamamasının altında yatan sorun erkekler mi, yoksa kadınlar mı?
kadın erkekten fazla para kazandığı zaman neden erkekler karizmam çiziliyor? diyor.
vs.?
vs.?
bu soruların ardı arkası kesilmez.
çok acayip hacı abi. yazmayayım diyorum ama kaşınıyor bir yerlerim.
şimdi baba bu feminist insanları güzel insanlar eşitlik kadın hakları falan her şey güzel desteklediğimiz şeyler zaten.
böyle olmak zorunda hani kadın ve erkek eşit olmak zorunda. ama bu eşitlik anladığımız manada eşitlik değil.
erkeğin üstün olması gereken anlar vardır kadının üstün olması gereken anlar vardır.
benim eşitlikten anladığım olay bu üstün olması gereken anların eşit olması ve erkeğin kadını ezmemesi.
ancak öyle bir hal almaya başladı ki sanki kadın ve erkek her konuda eşit olabiliyormuş gibi oldu.
kadın ve erkek her konuda eşit olamaz. lan bizim doğamız gereği olamaz. en basit örnek ile kadınlar beyninin sağ lobunu daha çok kullanır erkekler sol lobunu hani buraya bakarak bile düşüncede oluşan farklılıkları göz önüne almak zorundayız.
yani mesela gece 3 gibi bir kadın sokağa çıkamaz türkiye'de. bunun eşitlik ile falan alakası yok. çıkamaz ama bu çıkamaması demek eşit olmadığı anlamına gelmemelidir.
yani kadının ve erkeğin üstün olduğu anlar her zaman vardır.
bizim ailede sokakta babamın evde annemin sözü geçer.
bu böyledir. evde annem ne derse o olur. evin reisi bir bakıma kadındır. ancak sokağa çıktığınız vakit işler değişir yahut evde ciddi manada bir olay olduğu zaman er kişisi ipleri eline almak zorunda kalabilir.
bu eşit değil anlamında değildir. feministler yanlış anlamasın benim demek istediğim sadece ''erkek ve kadın her konuda eşit olamaz'' ancak erkek ve kadının eşitliği üstün olduğu anların eşitliği sayesinde olur.
erkek hegemonyası yüzünden kadınların kendilerini ispat etme çabasıdır. nefret edilen erkekler değil, erkeklerin kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyettir. erkeklerin eşitlik kavramını kabul ettikleri gün feminzm olayı kendiliğinden ortadan kalkacaktır, buna hiç kuşku yoktur.
erkeğin köküne kibrit suyu diyen kadınların çatısı altında toplandığı içi boş bir ideolojidir feminizm. aile hayatını özendirmeyen, hep çalışan kadın görüntüsünü yaymaya, kendi ayakları üstünde duran kadın şemasını çizmeye çalışan ama her ne hikmetse hiç erkeksiz yapamayan kadınların oluşturduğu bir topluluktur ki bu ideoloji ile neyi savunduklarını kendileri bile bilmezler. kime karşı, neye karşı, hangi maksatla böyle bir ideolojiyi savunmak akıl kârıdır bilinmez. bizim dinimizin kitabı kadının haklarını zaten belirtmiş. uymayan erkek cezasını fazlasıyla çekecektir. bu kadar yazmaya bile değmeyen bir şeydir feminizm aslında, tek kelime ile açıklanacak olursa "gereksiz" bir savunudur.
hala erkek düşmanlığı, "aman efendim erkekler marangoz oluyor kadınlar olabiliyor mu, ne eşitliği hanım hanım!" tarzında anlaşılan ideoloji. halk arasındaki deyimiyle "erkekler yapınca çapkın kadınlar yapınca orospu" eşitsizliğinden bahsedilmektedir halbuki. bu ülkede tecavüzcüsüyle evlendirilen, şiddete maruz kalan, başlık parası usulüyle evledirilen, namus cinayetlerine kurban giden kadınlar var oldukça feminizm kavramı da var olacaktır.
kadınların erkeklerle eşit olması gerektiği düşüncesi çok hoş, çok mantıklı ve çok gerekli. tabii ki de insanlar cinsiyetlerine göre sınıflandırılmamalı. bir kadının bir erkekten çok daha fazla zeki olma durumu gayet olağan bir şey. bu durumda kadın erkekten üstün bile sayılabilir bazı durumlarda. ama böyle bir şey ancak, gerçekten fikirlerin üstünlüğüne değer verilen bir toplumda geçerli olabilir diye düşünüyorum. yaşadığımız ülkede, içinde bulunduğumuz şartlarda bu biraz zor gibi görünüyor. bir kadın güzel görünebilmek için ayna karşısında saatler geçirirken, asıl önemli olanın zeka ve fikirler olduğunu söyleyebilmek ne yazık ki çok zor. ayrıca feminizm uğruna verilen uğraşların, doğru bir şekilde algılanması, gerektiği yere ulaşması için ülkedeki eğitim seviyesinin de çok önemli olduğunu düşünmekteyim. hala daha yolda yürürken etek giymiş bir bayan gördüğünde laf atıp, uzaylı görmüş gibi bakan, her gördüğü kadına cinsel çıkarlarını düşünerek yaklaşan erkekler var olduktan sonra kadın-erkek eşitliğinden bahsetmek çok zor bu ülkede. bir kız gecenin üçünde elinde birayla çıkıp dolaşsın bakalım sokaklarda. muhtemelen o kızı bir daha göreceğimiz yer, ertesi gün televizyonda izleyeceğimiz akşam haberleri olacaktır. feminist arkadaşlar olaya biraz daha objektif bakmalılar bence. çünkü ülkenin gerçekleri bunlar. eşitiz eşitiz demekle olmuyor. evet bence de kadın ve erkek eşittir, eşit olmalıdır. ama her şey olması gerektiği gibi yürümüyor ne yazık ki hayatta. e zaten bedensel olarak da kadın ve erkeğin eşit olmadığı gayet aşikar. he bir de feminizmin ardına sığınıp, olayı erkek düşmanlığına çeviren kız arkadaşlarımız var piyasada. her fırsatta erkeklerin ne kadar iğrenç ve gereksiz yaratıklar olduklarını dile getiriyorlar. ve sanıyorum ki bu tarz insanlar yüzünden feminizm denen şey yanlış anlaşılıyor birçok zaman. işin komik tarafı, feminizimle erkek düşmanlığını birbirine karıştırıp sağda solda bu şekilde atıp tutan kızların, aslında bir erkekle çıkabilmek için ne kadar üst seviyelerde yanıp tutuştuğunu gözlemlemiş olmamdır. erkeklere olan düşmanlıkları da, istedikleri erkeğin kendilerine yüz vermemiş olmasından kaynaklanıyor sanırım.
sonuç olarak feminizm desteklenmesi gereken ve asla erkek düşmanlığı olmayan bir düşünce sistemidir. olayı kendi çıkarları ya da kuyruk acıları yüzünden yanlış aktaran kızlardan/kadınlardan/bayanlardan * uzuk durun. feminizmle birlikte, kendi içinde erkek düşmanlığı besleyen arkadaşlara sesleniyorum;
her erkek aynı değildir. görmüş olduğunuz bir kaç abazan ya da maganda yüzünden bütün erkekleri aynı şekilde değerlendirmeyin. her ne kadar kötü olanlarının sayısı, iyilerden fazla olsa da erkeklerin olmadığı bir hayat ne kadar iyi olurdu şüpheliyim. düşmanlığa gerek yok. erkekler güzel yaratıklar *
feminizm devrimi esas alır, savunur. ideadır, yapıya karşıdır, erkeklerin ya da kadınların sağduyularına bırakılamayacak kadar zor oluşur, şu anki sisteme adapte edilemez, hiyerarşiyle çatışır, insanlara yönelik bir sistem önerisi; anarşist, savunucularının sert kadın olmak için kullandıkları aksesuar olmaktan uzak, * tüketim odaklı, hiyerarşiye hizmet eden erkek ve kadın için atışma konusu olmaktan öteye gidemeyecek, uzak görünen ideal. *
bir askeri üste es olarak yasayan bir kadinin kendi ilerlemesi, kocasinin terfi edecek kadar basarili bir performans göstermesine baglidir. böylece kapisinin disindaki kadin baris eylemcilerini bir müttefik degil, düsman olarak görür.
ancak bir askeri üsse kendi güvenligini kazandiran sey bu kadinlarin arasindaki ayrimlarin ta kendisidir. silahli kuvvetlerin üslerini ayakta tutabilmek için kadinlara ihtiyaci vardir, ama ayni zamanda bu kadinlarin karsilikli olarak dislayici kategorilere ait olduklarini tasavvur etmelerine ihtiyaç duyarlar. farkli ülkelerin kadinlari mesafelerle ve genellikle de irk ve siyasi nüfuz esitsizlikleriyle birbirinden ayrilmistir.
britanya silahli kuvvetlerinin dis siyasetlerini yürütmek için cinselligi nasil kullandigiyla ilgili belizeli kadinlarin (ayrica bazilarinin anlattigina göre ithal edilen guatemali kadinlarin da) anlatacagi çok sey vardir.(1) britanya birlikleriyle flört eden kuzey irlandali ve bati blman kadinlarin, belizeli kadinlarla paylasacagi çok önemli bilgileri var.
britanyali kadin baris eylemcileri ve üniformali kadinlar gibi, britanyali askerlerle evlenen britanyali kadinlar da bu resmin tamamlanmasina yardimci olabilirler. bu kadinlarin görünüse göre birbirlerinden çok farkli deneyimlerinin hepsinin bir araya getirilmesinin sonucu ise toplumsal olarak cinsiyetlendirilmis üs siyasetidir.
bir askeri üste es olarak yasayan bir kadin kendini güvende hissetmek ister. ayrica onun kendi ilerlemesi, kocasinin terfi edecek kadar basarili bir performans göstermesine baglidir. böylece kapisinin disinda kamp kuran kadin baris eylemcilerini bir müttefik olarak degil, düsman olarak görür. üniformali kadin, ordunun erkeklik geleneklerine meydan okumaya çalisir; kendini erkek takim arkadaslarinin elde edebilecegi bir cinsel nesne olarak degil, savasan bir yandas olarak görür.
öyleyse, bu kadinin, kendi çalisma mekanini erotize ettiklerini düsündügü üs kapilarinin disinda (ya da bazen içinde) fahiselik yapan kadinlara içerlemesi sasirtici degildir. askerlerin kiz arkadaslari hiçbir zaman flört ettikleri askerin evde bir karisinin olup olmadigindan tam olarak emin olamazlar.
sevgilisinin komutani onu yabanci bir kadinla evlenmemesi için uyardiginda ya da vazifesi sona erdiginde ve yerli eslikçilik ihtiyaci birden bire kesiliverdiginde evlilik vaatlerinin gerçeklesip gerçeklesmeyecegini hiçbir zaman bilemezler.
eger asker esleri ve kadin askerler fuhusun yalnizca kendi askeri üs yasamlarini degil sirtindan geçindikleri ülkenin yasamini da nasil kirlettigini kesfetmeye koyulurlarsa kendileri için aradiklari sayginin kökleri de daha derin olacaktir. böylesi bir kesif ayrica onlarin siyasi ufuklarini gelistirmelerine, kendi çikarlarina daha az odaklanip militarizasyonun sonuçlari hakkinda daha fazla soru sormalarini da tesvik edecektir.
savas karsiti mücadelede kadinlarin rolü, onlarin barisçil özelliklerinden kaynaklanmaz. bu varsayim, savasi dogal yapiya indirgeyerek mesrulastiran teorileri besler. kadinlar, savasin hem öznesi hem de rehinesidirler. kadin, patriarkaltoplumun kendisine yükledigi role boyun egerek de, erillesmis davranis kaliplarini benimseyerek de, geri hizmetlerde bulunarak da, devsirme savasçilar haline gelerek de savasa destek oluyor. bu, bir bilinç ve seçim meselesidir. dolayisiyla, kadinlarin baris mücadelesine katilimi, onlarin sevecen ve pasif yapilarinin dogal bir sonucu degil, politik bir seçimdir.
ornegin, irlanda da dikkate deger bir kadin baris mücadelesi var. öncelikle kadin merkezleri araciligiyla, cemaatler arasi kaynasma için bir zemin saglandi. farkli aidiyetler içindeki kadinlar, yasadiklari ortak sorunlari ve deneyimleri birlikte kesfettiler. bu tanisiklik üzerinden, belfastli isçi kadinlarin bir projesi olan kadin destek agi, birbirine düsman ulusal projelere sahip iki etnik gruptan kadinlarin bir ittifaki haline geldi. kendini kolektif feminist ses olarak adlandiran kadin destek agi, çatismayi durduramadi ama diyalog zeminini güçlendirdi.
israil ve filistin de de, feminist kadinlar, oldukça etkili baris çalismalari gerçeklestirdiler. ornegin, feminist nova dergisinden
kadinlar tel aviv meydaninda jeneratör ve slaytlarla sansürlü isgal fotograflarini gösterdiler. eylemlerine kudüste baslatan siyahli kadinlar önce bölgeye, ardindan dünyaya yaydilar. kadinlar ve baris koalisyonu ile bat salom, israil ve filistinli farkli siyasal arka planlara sahip kadinlarin ittifaki olarak, toplumsal cinsiyeti temel alan baris siyasetini yapan kampanyalar, konferanslar, yaratici, etkin, pozitif, siddet disi kitlesel eylemler düzenledi. kadinlar, ince ince islenmis bir baris örtüsü diktiler. bunlar, kadinlarin baris sürecinde muhatap alinmasini saglamadi tabii uluslararasi alanda baslayan baris görüsme masalarinda, kadinlarin diktigi örtü bile yoktu. baris görüsmelerine katilmak isteyen israilli ve filistinli kadinlar 'erkeklerin askeri geçmisleri barisin önünde engel' dediler. gerçekten de bu görüsmelerden hala baris çikmadi ama cemaatler arasinda bir ittifak zemini olustu ve kadinlar arasinda, siddet mekanizmalarinin ortakligi konusunda ortak bakis gelisti.
ataerkil sistem analiz edilmedigi takdirde, toplumsal yasama militer degerlerin ve gündemlerin neden giderek daha fazla hâkim oldugunu kavramakta zorlaniriz. bu zorlanma, baris eylemlerin de basarisizligina neden olur. savasi asmak için feminizme ihtiyaç vardir. patriarka-millet-militarizm arasindaki iliskileri gösteren, söylemi sorgulayan, savasin yarattigi mitleri sarsan feminist analiz, siddeti bütünlüklü görmek açisindan iyi bir çikis noktasidir. savas karsiti bir hat olusturma, militarizasyon süreçlerini geriletme ya da barisi gelistirme mücadelesinde, cinsiyet iliskilerine özel bir önem verilmeli, sadece kadinlarin yasadigi özel magduriyetlerin degil, ataerkil sistemin, aile kurumu etrafinda örülen yargilarin kapsamli analizi yapilmalidir. bir çatismanin görünür sebebi olan baski ile bununla kesisen toplumsal cinsiyet rejimi arasindaki bütünlük görülmezse, savasi asmak da zorlasir. savasin zihniyetiyle çatisilmadigi için, her çikar uzlasmazliginda silahlar yeniden patlar.
*
`
militarizm` askerler, askercilik. yani bir yigin silahli erkek ve bununla var olan iktidarlar. ordunun siyasal ve toplumsal hayatta etkin rol almasi, sorunlarin çözümünde siddet kullaniminin mesru görülmesi, hiyerarsinin yüceltilmesi, erkekligin siddet kullanimi kadinligin ise korunma ihtiyaci ile özdeslestirilmesi...(1) silahli iktidarlar ya da silahla iktidarda kalmanin ideolojisi...
günlük yasantimizda biz farkinda olmadan bu en eski ve en dogal silahi ve onun ideolojisinin hükmünü her zaman ensemizde hissederiz: izleri gerçek hayatimizin ifade araci olan dilimizde, çevremizde, yaratilan maddi ve manevi degerler dizgesinde, algimiz ve davranislarimizda saklidir. incelenirse bir yigin kavramin, simgenin hem cinsellikte, hem de askeri anlamda ortak kavramlar oldugunu görürüz. cok farkli ve alakasizmis gibi duran bu iki alanin, aslinda iç içe geçmis, daha dogrusu birinin digerinin varlik nedeni ve besleyici kaynagi oldugu görülebilir.
kadinlarin ikincil cins olarak magduru olduklari sistemli ayrimcilik, cinsiyetçilik olarak tanimlanirken, bunun fallokrasinin (penis egemenliginin) dogurdugu bir sonuç olarak; erkeklerin (ve fallusun sembolik gücünün) kadinlar üzerindeki egemenligini ifade eden isim(2) oldugunu biliyoruz. yukaridaki militarizm taniminda kadinligin korunma ihtiyacina vurgu yapilmaktadir. korunma ama kimden ve neden? tabi ki ötekilerin cinsel saldirilarindan korunmasindan bahsedilmektedir. fiziksel güçsüzlügünden dolayi degil. oyle olsa zira çok sayida fiziksel olarak zayif konumdaki erkek de var. dolayisiyla militarist yaklasimda çizilen sinirlar içinde ve disinda, dönemine göre kadinlara yönelik tehlikeler yaratilmakta ve bunun sonucu olarak da yine kadinlarin korunma ihtiyacindan bahsedilmektedir. ne güzel degil mi? Özellikle savaslar hep kadinlarimizin namuslarinin korunmasi argumani üzerinde yürütülmekte ve bal gibi de yutturulmaktadir. bu daha çok uzun baris dönemlerinde kullanilan bir söylemdir ki savas, saldiri ve isgal ihtimallerinin pazarlanmasi üzerinden, toplumdaki erkeklerin ve kadinlarin militer hale getirilmesinde önemli rol oynarlar. bu nedenle militarizm aslinda savas zamanindan çok baris zamaninda gelisir.(3) iste yaratilan bu söylem (aslinda gerçek tehlike de) bu korunma ihtiyaci hem militarizmin hem de cinsiyetçiligin yeniden üretiminde kullanilmaktadir. böylece, aslinda cinselligin aidiyetligini tanimlayan bir alan içindeki kadinlarin, bir tür penis saldirilarindan mülk olarak korunmasindan söz edilmektedir. bu nedenle fallokratik simgelerin kullanimi önemli hale gelir.
bu nedenle tecavüz de askeri terminolojide çok kullanilan bir kavramdir; bilinebilen tüm anlamlariyla... tabi cinsel bir saldiri biçimi olarak da. insan'oglu' tarihinin en karanlik, en eski siddet araci olarak; kendi cinsel organini hükmetme, yani iktidar için bir silah olarak kullanmaya baslamasinin ürünü olarak eski bir geçmise da sahip. kendi iktidarinin temel ögesi olarak, bir cinsin kendi ayirt edici organini, biyolojik bir uzvunu, bir silah olarak, diger cinse ya da kendi cinsinden olana karsi bir siddet araci olarak kullanmasi seklinde tanimlanabilir. bir güç, erk, yani iktidar iliskisi olarak, biri ya da birilerinin, ötekini istegi disinda ve güç kullanilarak bedenine, kisiligine, iliskilerine veya tüm aidiyetlerine yapilan fiziksel, sosyal ve psikolojik imha eylemidir. aslinda tam anlamiyla bir militarist eylemdir. bir iktidar hatirlaticisidir.
iktidardan bahsetmisken sadece erkeklere özgü olan iktidarsizlik diye bir hastaliktan bahsetmek sanirim ilginç olacaktir. bir hastalik ve sadece erkeklere özgü(!) nedir iktidarsizlik? Bir erektasyon sorunu? iktidarsiz olmak erekte olamamak ise, o zaman baska bir okumayla erektasyon hali midir iktidar olmak? bir kalp ya da baska bir rahatsizlik degil de ereksiyon probleminin iktidarsizlik olarak halk arasinda nitelendirilmesi sadece bir tesadüf olabilir mi? elbette ki hayir! aslinda cinsiyete dayali hiyerarsinin, güç iliskisinin ve bunun sosyal teorisinin küçük bir açiklamasindan baska bir sey degildir. bu yüzden tüm toplumlarin erkek yanli, yani penisi olanlarin egemenligi seklinde örgütlendigi fallokrasi ve onun militarist yapisini görmekteyiz. dolayisiyla militarizm var oldukça fallokrasi, fallokrasi var oldukça da militarizm hayat bulmaya devam edecektir. umarim bir gün ikisinden de kurtulma sansimiz olur.