yer yüzünün en kolay ideolojisi.
çünkü hiç bir donanım gerektirmez, eğitimli eğitimsiz ayırt etmez ki bu aslında ayrım yapmadığı tek şey olabilir.
çünkü dinlemen gerkemez, anlaman gerekmez. zaten her şeye önyargın vardır ve her şeyin en iyisini sen bilirsin.
çünkü uğruna ölünmez, öldürülür.
çünkü savaşmak sevişmekten daha kolaydır.
çünkü aptal olmak zeki olmaktan daha kolaydır.
nasyonal-sosyalizm ile sık sık karıştırılan bir kavramdır. ama alakası yoktur. faşizm nasyonal sosyalizm değildir. kurucus da mussolini değidlir. faşizm, en çok da o çok okumuş(!) aydın(!) ahkamları kesen solcular ve az mürekkeb yalamış dinciler tarafından karıştırılır; fakat boşa okumuşsunuz koçerolar. ama siz yine de faşizme karşı omuz omuza durun, safları sıklaştırın ki aranıza "şaytan" kaçmasın!
çocuğum öncelikle ben mesaj istedim lakin buradan istiyorsun buradan göt ederim sorun değil.
Faşizm, ismi italyanca Fasci denilen, romalıların kullandığı savaş baltalarından gelen, roma imparatorluğunun dünya üzerindeki hegamonyasını aşırı italyan milliyetçiliği ile savunan fikir akımıdır*. Benzerleri arasında üstün alman ırkı muhabbeti yapılan nazizm ile yugoslav milliyetçiliği yapılan evangelizm de vardır.
Faşizm kelimesinin her önüne gelinen milliyetçiliğe söylenmesinin hikayesi ise basittir. Bu akım 1915 lerde canlanmıştır. 1917 de de sovyetler kurulup emperyal gelişimini tamamladığı zaman Orta Asya'nın tüm Türkî milletlerini bünyesine katmıştır. Sovyetler birliği ve italya kendilerini en büyük düşmanlar olarak addetmeye başlarlar. Bundan dolayı Sovyetler'in ideolojik olarak en büyük düşmanı da Faşizm olur.
Sovyetlerin bünyesindeki Türkî milletlerin en ufağında oluşabilecek bir milliyet kavramının yaratacağı etki, sovyetler birliği için bünyesine 40 kilo TNT bağlamış bir intihar bombacısı için bombanın yapacağı etkidir. Dolayısıyla milliyetini ilan eden millete faşist demiştir. Sonuçta bizim sovyetlerin emperyal düşünce yapısını savunduğunu iddia eden tatlı su solcularımız ile sanal bölücülerimiz her önüne geleni faşist ilan etmeye Yani kelime oyunu yapmaya devam etmişlerdir.
Türk için Faşizm italyan olmakla itham edilmektir. Oysaki Atatürk milliyetçilerine bile faşist diyebilen, kurufasülye bezelye kola üçlüsünün yaptığı gazla çalışan bizim solcularımız kendilerinin ideolojik görüşleri gerçekten açıklansa bile kabul etmemektedirler. Türk için izm yoktur. Türk için türkçülük vardır.
Ve Her ne kadar Türk dendiği zaman Faşistlikle suçlansa da annenizin namusunu kurtaran yine o faşist dediğin Türkçüler, Türk milliyetçileridir. örneği için 1915-1923 arasına bakılabilir. Şimdi git oyuncaklarınla oyna.
Göte göt diyenleri göt etmek istemem lakin bizim oralarda da gavura gavur demek yasak değil. Değil mi bölücü.
faşizm, bir insanlık suçudur; faşist de insanlık düşmanıdır.
insanlık bu gerçeği milyonlarca evladını kaybederek öğrenmiştir.
faşizme övgüler dizmek için gerçek anlamda kafayı bulmak veya kafayı yemek gerekiyor.
kendisine nick olarak da bir yahudi adını(david)seçen arkadaşı tebrik ediyorum. kolay değil faşizmi övmek.
götüme benzeyen italyanın, götüme benzeyen almanın yarattığı ideolojinin Türklüğe uyarlanmış halinin türçkçülük olduğu tezi kesinlikle kabul edilemez.
Türkiye'de bürokratik ve siyasal anlamda faşizan uygulamalarla ilk karşılaşanlar Türkçüler olmuşlardır. Halk partisinin dalkavuk siyasetçileri ve bürokratları bizim dediğimi doğru gerisi yanlış mantığıyla yeni devletin inşaasında kendilerini eleştiren türkçü aydınları, üniversitelerdeki yerlerinden etmiş, görevlerini almış hatta yeri geldiğinde hapislere atmışlardır ki bu durum basit bir şekilde afet inan denen bilim yoksunu kadının saçmaladığı Türk tarih kongresinden sonra getirilen bilimsel eleştirilerden sonra olmuştur.
Türkçülük Şuurlu, bilinçli demokrasi taraftarıdır. Faşizm ise Nihal atsız'ın 1941 yılındaki bir makalesinde aynen şu hatasıyla açıklanmıştır.
" Faşizmin en büyük kusuru tenkide müsaade etmeyişidir."
Şuurlu demokrasi ne liberal saçmasapan laf kalabalığı demokrasiye benzer, ne de Faşizmin demokrasiyi hiçe saymasına benzer.
Kaldıki yine Atsız'ın aynı makalesinde bahsettiği üzere Faşizm bir aksüemal yani tepki ideolojisidir. BU tepki de komunizme karşı olan tepkidir ki Komunizmin yayılmaya çalıştığı ülkelerde faşizm görülmüştür. Türkçülük ise tepki ideolojisi asla ve katta olamaz çünkü tepki ideolojilerinin sınırları ve ulaşabileceği şeyler bellidir. Etkisi yok olunca o da yok olur gider, tepki duyan kişiler düşünce üretmekten fazla tepki duyup sinirden kendini sikmekle meşgul olur. Türkçülük ise etki ideolojisidir. Türkçü çevresinde hiçbir şekilde düşman vs olmasa da Türklüğü seven vatanını seven ve onun gelişimi için çaba gösteren kişidir. Bu açıdan kişisel tepkisel manada milliyetçilik faşizmin uzantısı olarak görüldüğünü varsaysak da Milliyetçilikten öte bir kavram olan Türkçülüğün bir bağıntısı olamaz. Ülkemizde PKK teröründen dolayı milliyetçi nufus artsa da Türkçü nufus artmamaktadır ki bu da basit bir örnek olarak verilebilir.
türk ırkına uyarlanmış halinin adı türkçülüktür ve pek çok kişiyi rahatsız etmektedir.
peki bu kişiler kimlerdir? öncelikle türk olmanın üstün olduğu (bu durumu atatürk de açıkça kabul etmiştir) ve türkiye'de, türklerin diğer etnik kökenli kişilere göre daha avantajlı olması hiçbir türk'ü rahatsız etmez, edemez. eğer birey türk ırkının diğer ırklardan daha ileride ve üstün olmasınından rahatsız oluyorsa, başka ırkları türklerden fazla düşünüyorsa bunun tek bir cevabı vardır, o kişi türk değildir. çünkü türk olmak, sadece damarlarda türk kanı taşımak değildir, türk olmayı hissetmektir ve bundan gurur duymaktır. örnek verecek olursak ben türk'üm ama şu ırk çok çekiyor devletim bizim vergilerimizi al onlara ver, benim çocuğum 40 kişilik sınıfta da okur onlara okul yap diyen kişi elbette ki türk olma vasıflarına uymamaktadır.
bu kişiler ayrıca insanlara sürekli faşist, kafatasçı, ırkçı demeye bayılırlar. kendilerince milletini üstün tutan insanlarla dalga geçerler. asıl dalga geçilecek olan davranış ise, henüz kendi ırkın refah düzeyine ulaşmamışken başkalarını düşünmektir. daha kendisine hayrı olmayanların başkalarına nasıl hayrı olacaktır?
sonuç olarak, türk faşizmine karşı çıkan kişiler, ya ailesinde başka etnik kökenden kişileri bulunan kişilerdir, ya da türklük bilinci oluşmamış, damarlarındaki o asil kanı hak etmeyen kişilerdir. faşist diyerek insanları aşağıladığını sananlar ise elbette bu faşizmden yeri geldiğinde payına düşeni alacaktır.
hakkında bu entryye kadar 227 tane entry girilmiş ve tahminimce bunların 200 tanesine yakını zeka yaşı 4-7 arası kişilerce yazılmış ideolojidir.
faşizm kavramını kibar feyzo'dan öğrenince ortaya çıkan sonuç budur tabii ki. komünizm denen ve ardında bıraktığı ölü sayısı faşizmden fazla olan, ütopik bir ideolojiyi savunan ergenler, faşizm gibi hakkında hiç bir bok bilmedikleri ideolojinin ismini olur olmadık yerde kullanıp kendilerini komik duruma düşürürler. bir de harun yahya'nın faşizmin kanlı tarihi belgeselini izleyip orada atılıp tutulan saçmalıklarla faşist avına çıkmış tipler vardır ki, en az komünistler kadar alem çocuklardır onlar da.
öncelikle faşizm ve nasyonal sosyalizm denen ideolojilerin birbiri ile belli konular dışında tamamen farklı olduğunu belirtelim. zilyon kere söyledik ama kafaları basmıyor bazılarının hala. ilk başta söylememiz gereken şey şudur: faşizm, nasyonal sosyalizm gibi mistik ve okült hayaller üzerine kurulmuş bir ideoloji değildir. toplumun ve devletin sorunları göz önüne alınarak, uygulanabilir çözüm yolları sunmak yoluyla ortaya koyulmuş bir idealler bütünüdür.
faşist ideolojinin temelinde devlet vardır. nasyonal sosyalizm'in temelinde ise ırk vardır. faşizmde ırkçılık ve antisemitizm gibi kavramlar yoktur. roger griffin faşizmin milliyetçilik anlayışını "palingenetik ve toplumcu bir ultranasyonalizm" olarak tanımlar. kendinden önceki devletler ile kendini özdeşleştiren, ırktan ziyade kültürü yücelten bir milliyetçilik anlayışı hakimdir. faşist yönetim altında yaşayan bir etnik grup kendi kültürünü reddedip, bu üst olarak belirlenmiş kültürü ve dili kabul ettiği sürece faşist devlet tarafından farklı bir muamele görmeyecektir. bu yüzden faşist italya veya ispanya hiç bir zaman farklı etnik gruplar üzerinde nasyonal sosyalist almanya'nın yaptığı türden kıyımlar yapmamıştır.
il duce'nin ırkçılık üzerine şu sözü bunu özetler mahiyettedir: "ulusal gururun ırkçılık hezeyanına ihtiyacı yoktur."
faşist devlet ile alakalı olarak da giovanni gentile üstad şöyle yazmıştır: "faşist devlet içinde herşeyi barındırır; öyle ki onun dışında olup da insani veya manevi değeri olan bir şey yoktur. sonuçta faşizm totaliterdir ve faşist devlet insanların hayatını yorumlayan, geliştiren ve potansiyeli ortaya çıkaran değerlerin buluştuğu bir sentezdir."
buradan da anlıyoruz ki, faşizmin merkezinde devlet varsa, faşist devletin merkezinde de insan vardır beyler.
parlamenter demokrasi ve sınıf mücadelesi denilen kavramlar ülkedeki milli bütünlüğü bozma amacı taşır. tarih bunun örnekleriyle doludur. faşizm bunu reddedip sınıflar arası işbirliğini öngörür. buna yanaşmayan burjuva veya işçi sınıfı devlet tarafından hizaya getirilir. burada korporatizm devreye girer, işçi ve işverenler korporasyon denilen gruplarda bir araya getirilirler. her iş sahasının ayrı bir korporasyonu vardır. her türlü sorun, devlet gözetiminde burada halledilir. devletin sürekli ve kaliteli üretime ihtiyacı olduğu için, işçileri ezmesi gibi bir durum söz konusu değildir. onların elinden grev haklarını almıştır belki ama onları işverenler ile karşı karşıya oturtup dertlerini dinlettirmiştir ve bunların giderilmesi için onlara yardım etmiştir.
özel mülk korporatizm sayesinde güvence altına alınırken, bunun ortaya çıkaracağı potansiyel sorunlarla devlet ilgilenmiştir. gentile üstad bu konuda şöyle yazmıştır: "korporatist devlet, üretim alanındaki özel girişimciliği milli çıkarlar açısından etkili ve faydalı görür. kişisel girişimlerde üretimin organize edilmesi milli bir mesele olduğu için, girişimci üretimin belirlenmesi konusunda devlete karşı sorumludur. devletin iktisadi üretime müdahelesi sadece özel üreticinin kişisel inisiyatifinin yetersiz görüldüğü yerlerde ve devletin siyasi çıkarları söz konusu olduğunda gerçekleşir. bu müdahele; teftiş, yardım veya doğrudan yönetim şeklinde olabilir."
Bu yönden kemalizm'deki devletçilik tanımını az da olsa andırmaktadır.
iktisadi olarak, devlet dinamik kapitalizmi muhafaza etmeye çalışır. bunun amacı burjuvanın durağan kapitalizme veya süper kapitalizme kaymasını ve dejenere olmasını engellemektir. böylece burjuva ne herşeyi devlete bırakacak, ne de cebini doldurup tembellik edecektir. sanayileşme ve teknolojik gelişmeler için daha fazla çalışacaktır.
faşizm bünyesinde devrimcilik ve gelenekçilik birbiriyle çatışmaz. bir arada barınabilirler. toplumun temel değerlerinin ortadan kaldırılmasını ve sürekli devrimi öngören komünist fikriyatın aksine, toplumun temel değerlerini koruyan ve aynı zamanda rahatlıkla kendini yenileyen bir siyasi yapı öngörülür.
faşist devlette maskulin bir yapı söz konusu değildir. evet, "savaş erkeklerin işi, annelik kadınların işidir" denilmiştir ama sosyal statü açısından erkekle aynı sorumlulukları yüklenebilecek güçlü kadınlar yaratmayı hedeflemektedir. hatta bu yüzden katolik kilisesi tarafından sert şekilde eleştirilmişlerdir. ingiliz faşizminin babası sir oswald mosley faşizmde kadının rolü hakkında şunu söylemiştir: "biz faşistler kadın ve erkeğin eşitliğinden yanayız. zira kadınların fanatizmi olmasa, bugüne kadar katettiğimiz yolun çeyreğini bile katedemezdik."
faşizmde kadının rolünün bu kadar önemli olmasının temeli ailenin öneminden kaynaklanır. "aile toplumun çekirdeğidir" evrensel önermesi faşizm için büyük öneme sahiptir. bu yüzden toplumda aile yapısını baltalayan eşcinsellik gibi dejenere kavramların ortadan kaldırılması, faşist ideolojinin başlıca sosyal hedeflerindendir.
faşizm, nasyonal sosyalizm gibi dini kendine hedef seçmemiştir. il duce bir ateist olmasına rağmen, insanların dini duygularına müdahele etmekten kaçınmış, bunu demoralize edici bulmuştur. ama faşizm her zaman dini dogmaların akılcılığın önüne geçmesine engel olmuştur.
bu yazdıklarım faşizmi anlatmak için yeterli değildir. faşizm özellikle italya, ispanya, japonya ve romanya'da başarıyla uygulanmış, bu ülkeleri uluslarası arenada devamlı ileri taşımıştır. yüce idealler benimseyerek, kendi milletleri için atıldıkları ancak bolşevik ve liberallerin ittifakıyla körüklenen bir savaşta mağlup edilerek, uygulanan başarılı bir anti-propaganda ile insanlara olmadığı şekilde lanse edilmiş ve nasyonal sosyalizm'in işlediği suçlar tüm faşistlere maledilmiştir. faşizm liberal anglo-amerikan ve bolşevik rus ittifakının gözüne öyle bir korku salmıştır ki, birbirine can düşman olan bu iki ideoloji birbirlerine olan nefretlerini unutup, birleşerek faşizmin üzerine yürümüşlerdir. tabi bunda asıl sebeplerden biri de bolşeviklerin ve liberallerin tasmasını tutan elin aynı el olmasıdır ama o ayrı bir mevzu. bunlardan sadece ispanya'da el caudillo'nun falanjizmi savaşın dışında kalmayı başararak uzun müddet ayakta kalmıştır ve ispanyol mucizesi adı verilen ekonomik uygulamalarıyla ispanya'yı dünyada japonya'dan sonra en hızlı büyüyen ikinci ekonomi yapmayı başararak, terörün kökünü kazıyarak ve ispanya'ya istikrarı getirerek tüm dünyaya faşizmin ne olduğunu göstermiştir.
son söz olarak: faşizm, ütopik ve ikiyüzlü yahudi marxizmi ve yine bir yahudi ürünü olan dejenere liberalizmi reddeden ve ulusal gururu devamlı yükseltmeyi amaçlayan bir ideolojidir. otoriterdir, totaliterdir. komünizmdeki gibi sermaye sahibi burjuva ile işçiyi birbirine kırdırmak yerine, onları kafa kafaya verip üretimi artırmaya teşvik eder. "halk devlet içindir" veya "devlet halk içindir" gibi polemiklerle vakit harcamaz. bu iki unsuru birbiriyle özdeşleştirmiştir zaten. yapılması gerekenleri dürüstçe ortaya koyar ve uygular. günümüzde demokrasi denen bu kokuşmuş idare biçimini gördükçe değerini daha iyi anladığımız ideolojidir faşizm. ne komünizm gibi ütopiktir, ne de demokrasi gibi ikiyüzlü. bu ülkenin tek kurtuluş yoludur.
yazının komünist ve liberal ergenler tarafından buraya kadar okunduğuna inanmıyorum ama hasbel kader okudularsa, kendilerine sesleniyorum: faşizmin ne olduğunu bilin, ondan sonra bok atın. cahil cahil, önünüze gelene "faşist, hebele hübele" deyip de kendinizi komik duruma düşürmeyin canlarım benim.
hep üstümüze üstümüze gelen sinirli bir abi. en son geçen yıl hortlamıştı bu topraklar üzerinde. bu ara sözlükte kol geziyor. en iyi beslendiği kaynak cahil tiplerdir, enerjisini onlardan alır. ölümüne serdar ortaç ve ismail türüt dinleyen bir nesilden olağanüstü şeyler beklememek gerek.
haklılık nedeni olarak güçlü ve sayıca fazla olduğunu öne süren görüş. ırkçı da olabilir, sosyalist de olabilir, dindar da olabilir hatta ateist de olabilir. faşistler elbette tarihte her zaman kaybedenler olmuşlardır çünkü gelecek nesiller çoğunluğa bakmaz, kimin haklı olduğuna objektif bakarlar. o yüzden çoğu insan ölümden korkmadan, haklı olduğunun bilinci ile hiç korkmadan görüşlerini açıklamış, bunlar uğruna savaşmıştır.
aynı demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi kavramlarla kişiye göre değişkenliği ve elastikiyeti bakımından aynı özellikleri taşıyan tanımlaması tam olarak yapılamayan bir ideolojik kuramdır.
faşizm insanları ya da toplumları biz ve ötekiler olarak ayırır.
aşırı milliyetçilik, ırkçılık diye de tanımlanmaktadır. lakin tam bu noktada milliyetçilik, ulusalcılık, nasyonal sosyalizm gibi kavramlarla arasında nüans farklılıkları bulunduğu bilinmeli ve karıştırılmamalıdır.
insanlar klanlar halinde yaşamaya başladıkları günden beri kendilerinden farklı klanlarla savaş halinde bulunmuşlar ve bu durum binlerce yıl süregelmiştir.
aslında faşizmden şikayet eden gruplar yahut haksız oldukları konuda eleştirilen gruplar birlik olmak yerine farklı olduklarını belirterek faşizmin kapılarını sonuna dek aralayanlardır. bu faşizmden muzdarip şahsiyetler haksız oldukları bir konuda eleştirel bir bakış açısı dahi getirilmeye kalkışıldığında faşist yaftasını hemen boynunuza asarlar. faşizmi belli hedefler için kullanan bir araç haline getiren global dünyanın süper güçleri dediğimiz devletler 3. dünya ülkelerini üzerinde güttüğü parçala yönet taktiği için kullanmaktadır.
ayrıca sürekli faşizmin ne denli kötü ve insanlık dışı bir kavram olduğundan dem vuranlara bir kaç söz söylenilmelidir.
dünya sanıldığı gibi her yerinde milyonlarca polyannanın kol kola yaşadığı çiçekleri böcekleri ve insanların kardeşliğinin hakim olduğu bir gezegen olmaktan çok uzun zaman önce çıkmıştır. dünya devletler, ülkeler, diplomasiler, kurallar, ırklar, dinler, diller gibi farklılıklarla bir sürü parçadan ibarettir.
eşek olana semer vuran çok olur deyiminden yola çıkarak günmüz dünyasında kapitalizm ve emperyalizm düzeninin revaçta olduğu dünyayı yöneten sistemler olduğu düşünüldüğünde yaşadığımız ülkede faşitlerin olması şaşılacak bir durum olmayıp aksine olmasa şaşılacak bir durum olacağı bilinmelidir.
çünkü dünya üzerinde sıcak savaş dönemi bittiği için artık ülkeler arasında diplomasi ve soğuk savaşlar yaşanmaktadır. ülkeler ideolojilere göre bölünmeye parçalanmaya çalışılmaktadır.
bu sebeple bir ülke içerisinde birlik ve beraberlikten çok ideolojilerin böldüğü bir çok fikir ve ayrılış noktaları vardır ülke çıkarları doğrultusunda hepsinin de olması gerektiği bir ülkede eğer kökten dinciler, ayrılıkçılar, şövenistler, ülkeyi parçalamak isteyenler, teröre ve anarşizme hizmet edenler varsa pek tabi faşizminde bu kadar ideoloji içerisinde yer almasında bir denge unsuru olarak fayda vardır.
sürekli insan haklarından eşit hak ve özgürlüklerden dem vururken örnek gösterdiğimiz avrupa ülkelerinden almanya, italya, ispanya, ingiltere ve fransa gibi ülkeler faşizmin hakim olduğu güçlerine faşizme borçlu olan ülkelerdir.
bahsi geçen ülkelerin kendileri için terör addettiği grupların adını anmak bile suç teşkil etmektedir. bu ülkelerde terörist bir gurubun propogandasını yapmaya kalkacak kişi halk tarafından linç edilmeyi bir yana bırakın en başta devletin güvenlik güçleri tarafından meydanda linç edilir.
ayrıca bir diğer kavram kargaşına düşülen konu da sosyalizmin faşizm karşıtlığı olarak yanlış şekilde değerlendirilmesidir. oysa bir kişi ya da bir toplum hem sosyalist hem de faşit olabilir. yıllarca ülkemizde bu kavram kargaşası sebebiyle insanlar birbirlerini öldürmüşlerdir. solcular - milliyetçiler ve hatta sosyalistler - faşistler olarak. sosyalizmin tam karşıtı faşizm olamaz sosyalizmin karşıtı kapitalizme endeksli olan emperyalizmdir. faşizmde de sosyalizmde olduğu gibi devletçilik ilkesi vardır. bireysel görüşlere yer vermeksizin toplumsal hareket etmeyi amaçlar.
son zamanda bazı anarşizm yanlısı şahıslar kendilerini sosyalist zannetmektedir. oysa sosyalizm kuramında güçlü olan devlet ve ülkenin bekasıdır.
zaten sosyalizmin düşmanı faşizm değil kapitalizm ve emperyalizmdir.
cühela komunistlerin sandığı gibi bir burjuva rejimi değildir. Faşizm bir orta sınıf ideolojisidir ve büyük sermayeyi, kapitalist/liberal sistemi red eyler. yakın dönem faşist hareketinin büyük kuramcısı italyan fikir adamı giovanni gentile de liberal-kapitalist politikaları ahlak dışı olarak nitelemiştir.
faşizm sınıf çatısmasını ortadan kaldırıp tüm toplum kesimlerinin tek merkezden temsil edilmesini öngörür. netekim nazi almanyasında ve faşist italya'da tüm sermaye sahibi işverenler ve kol işçisi emekçiler kurulan korporasyonlar ile bir araya gelmiş bir çeşit üreticiler birliği kurulmuş, çıkarılan yasalar ile cahil köylülerin topraklarına büyük sermaye sahipleri tarafından el konulmasına engel olunmuştur.
şu internet aleminde en çok ismi geçen "-izm"lerden biridir herhalde. en alakasız yerlerde ismi geçen "-izm"lerin ise birincisidir.
yahu "tek devlet, tek bayrak" demek bile faşizm olmuş anasını satayım. bu kadar kolay mı faşist olmak. hitler'in, mussolini'nin kemikleri sızlıyordur şu an. ha gebersin ibneler, umrumda değil de* faşizmin kitabını yazmış bu heriflerle** abartısız milliyetçilik yapan bir insan aynı kefeye koyulur mu?
milliyetçilikle faşizmi ayıramayan zihniyetlere akıl fikir diliyerek konuşmamı sonlandırıyorum.
stalin bu meretle mücadele için "birleşik halk cephesi", troçki ise birleşik işçi cephesi formülünü savunmuştur. kısa bir şekilde özetlemek gerekirse faşizm, finans-kapital (mali sermaye) egemenliğine dayalı aşırı milliyetçi ve terörist bir diktatörlük yönetimidir. anti-demokratik ve anti-komünist karakteri ile kendisini gösterir, azınlık uluslar ve ulusal topluluklara yönelik inkar kıyım ve imha politikası güdülür.
faşizm bir ırkın dünyada geri kalan bütün etnik yapılardan üstün olduğunu iddaa eden bir ideolojik kavramdır.
dünya gerek yönetim şekilleri gerek ise partiler çevresinde yer yer görülmüştür.
bir insan gurubuna zorla olmadığı bir şeyden dolayı gurur duyduğunu belirttirmek faşizmken, bu insan gurubunun buna tepki olarak kendi milletinden gurur duyduğunu belirtmesi değildir. hani yanlış anlayanlar var onun için.
üç beş akli dengesi bozuğun, olmayan beyinlerinde tahayyül edip sonra da eyleme döktükleri bir sapkınlıktan ibaret olsaydı şayet, bu pislikten çoktan sıyrılmıştı dünya. lakin hitler üzerinden almanların, mussolini vasıtasıyla italyanların yahut ot eliyle bokun üzerine yıkılamayacak kadar sistemli bir ideolojidir bu melanet. lafı dolandırmadan direk söyleyelim; burjuvaziye has dünya görüşünün belli koşullarda dışa vuran kokuşmuş iç yüzündür faşizm.
ikinci dünya savaşında 50 milyon insanın yaşamına mal olmuş bu saldırganlığa, sadece sovyetler 20 milyon evladını verdi. şimdi, "bize ne sovyetlerden" diyecek olanlar varsa, çay bile koymadan uzaklaşsın lütfen bu yazıdan.
bize gelirsek... kimleri vermedik ki!
17 sinde asılan erdal eren'den başlayalım mı? ardına denizler'i mahir'i, ibo'yu filan sıralasak çok mu ajitetif oluruz? niye ki... zaten bilindik şeyler bunlar yahu. alışkınız biz. ülkesini sevenleri zindanlara tıkıp işkencelerden geçirmiş, geçtiği onca işkenceye rağmen adını dahi vermeyenleri ya darağacına çıkramış ya da pencerelerden filan atmış bi ırkın ahvadı değil miyiz?
ee...?
ee si şu; ebenin...
***
ilerde birgün, 'gönderenler'i saygıyla anacak olanlar var mıdır bilmem de, 'gidenler'in ardından çok şiir yazıldı. şiir demişken...
şiiri severim. hele de küçük iskender'i. iskender deyince aklıma, marmaris'te ayağında şortu keyif içinde nü tablolar çizen o adam geldi. "o adam kim", "iskender'le ne alakası var" demeye hazırlananlar biraz sakin olup aşağıdaki mektubu okurlarsa, başlıkla bile bağlantı kurabilirler.
sayın kenan bey,
bu mektubu size serin bir mart sabahı, atatürk'e dil uzatan bir youtube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri.
zat-ı âliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım.
bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen tünel'de yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. ben sayenizde kabataş erkek lisesi'ndeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hâlâ konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. son kadavram bir çiftçiydi. onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz?! ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.
asmayıp da beslediğiniz biri...
dedim ya, babam ressamdı, siz de resmi seversiniz; babam hayatı boyunca bir nü yapmadı, yapamadı kenan bey; masum bir içgüdüyle sanki çıplaklığı fakirliğe bağladı; fakir olan çıplaktı ve bunu resmetmek adeta alaydı onun gözünde; size nü konusunda ne ilham verdi kestiremiyorum ama, cinsel organlarına tazyikli su fışkırtılan kızların ya da hayalarına elektrik verilen devrimci delikanlıların çağrışım yapma olasılığı yüksek; kim bilir bizzat tetkik ettiğiniz bir seansta "bir gün bu vahşeti tuvallere estetik kaygı güderek nakşetmeliyim" diye düşünenler arasına da karışmış olabilirsiniz. malum, her yer, her şey karışıktı o vakitler; akıllar da dahil buna. insanın tamama gücü yetmiyor işte; asmayıp da beslediğiniz kişilerden biri olarak bunu ifade etmeyi ortamın müsaitliğine bağlıyorum.
vaktiniz varsa ve gözlerinizin sağlığı yerindeyse dostoyevski'nin 'suç ve ceza'sını okumanızı önereceğim naçizane. o pek nutuk havasında değildir ancak, gizliden gizliye barındırdığı tiratlarla iç hesaplaşmanın hastalıklı yapısını teşhir eder; ah elbette fazla toplumsal sayılmaz belki, kim bilir fazlasıyla bireycidir de, ancak topluma bir noktadan başlamak da lazım. birey, bunun için iyi seçilmiş bir giriş kapısı. başka hayatlara saygı duymanın solculukla doğrudan ilgisi olmadığına kanaat getirebilirsiniz; başka hayatlara saygı duymak, bu aralar önemini fark ettiğinizi sandığım özgürlük denen, sizce kızıl bir hevesin tezahürüdür aslında. yani sizin de anlayacağınız şekilde söylersem bir tarafta kızıl kuvvetleri temsilen özgürlük vardır, bir tarafta karanlık kuvvetleri temsilen derin devlet politikası. bir nevi warcraft; varsa torun torba, bu bilgisayar oyununun brifingini verebilirler size. güzel oyundur: insan ırkıyla yaratıkların mücadelesi. ama baştan seçmeniz lazım hangi tarafta olduğunuzu. inanır mısın, bir kaptırıyorsunuz kendinizi; ne şiir kalıyor, ne özlem, ne mücadele, ne memleketi kurtarma arzusu, pata da küte de, kılıç al, kalkan al, geçiyor ömür. ikinci el savaş oyunları, her zaman ucuzdur, herkese tavsiye ederim.
neyse, konu dağıldı, ee, kolay değil, şizofreniyi bir siper, bir sığınak kabul etmiş, hayatta kalmayı başarabilmiş bir neslin çocuğu olmak, bu acılarla barışık yaşabilmek; bazen benim de dengem kaybolabiliyor. mazur görmeli.
ortalara bir yerlere dallas
benim babamın bavulu olmadı hiç; çünkü her an yolculuğa çıkabilecek kadar tedirgin değildi; tam tersi, yerleşik bir adamdı o. davasına, düşüncelerine, sevinçlerine, üzüntülerine körü körüne bağlıydı; evcildi kısaca. eline tutuşturulmuş bir pusulayla yaşamadı. insanların işaret ettiği yerlere gitmedi. doğduğu ülkede doğduğu kadar temiz öldü. herkes onun kadar şanslı değil.
duydum ki, babamın doğduğu ve temiz öldüğü bu ülkeyi şimdi de eyaletlere ayırma, ortalara bir yerlere dallas yerleştirmeye niyetli taslaklar hazırlanıyormuş; bir oyun daha vardır; gizli hedef. oyunculara başta görevler dağıtılır ve herkes bir dünya haritası üzerinde ordularıyla bu gizli görevlerini sonuçlandırmaya çalışır. o da zevklidir.
madem oyun oynayacaktık kenan bey, madem her şey bu kadar pamuk helvası kıvamındaydı, madem oyunlar masumdu, o çiftçinin ellerine neden çiviler çakıldı, o zamanki yaşıtlarımın boyunlarına ilmik neden geçirildi; neden babalar ölüme, gençler işkenceye gönderildi, neden bir dönemin taze beyinleri coplar eşliğinde eğitildi; zarlar mı hileliydi, krupiyer mi ahlaksızdı, nü'ye malzeme model mi yoktu?!
sizi bu yaşta daha fazla yormamak lazım; kusura bakmayın, başta da dedim, şu videoya sinirliyim aslında. mektubuma son verirken, şu öpme / koklama bahsine gelmişken, eylemsiz kalmayı tercih ediyorum. kısmi "fikir arkadaşı"nız sayılabilecek yıldırım gürses'in dediği gibi 'biliyorum, bu son mektup ayıracak bizi' lakin, çıkarayak, bu coğrafyada düşünce özgürlüğünün sizin de canınızı yakmasına ben ve kahvehanedeki arkadaşlarım pek güldük. artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşlarımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz.