pazartesi sendromunun belirtilerinden birisidir. sabahın köründe daha kargalar kahvaltısını yapmadan o ayazda işe veya okula gidenlerin her zaman yaşadığı durumdur.
evde pineklemek en sevdiğim olaylardan birisi . sabaha kadar oturacaksın o sessizlik artık içine işleyecek . sonra sabah olmasıyla birlikte artan seslerin eşliğinde pencereni kapatacaksın o soğuk yatağına dalacaksın ve yarın bir planın olmamasının verdiği mutlulukla huzurlu bir şekilde uyuya kalkacaksın . . . ahh çok özledim .
dışarıda buz gibi bir soğuk, yerde sonbahar yaprakları, havada hafif bir yağmur varken,
evde de sıcacık odan, televizyonun, sınırsız internetin, tüm abur cuburları içeren bir de buzdolabın varken,
kim ister ki dışarı çıkmayı?
ben. sonbaharı hiçbir şeye değişmem. bazen o ara sokaklarda boş boş dolaşasım gelir. zemin katlarındaki evlerinin penceresinden, dışarıdaki yağmuru izleyen beyaz saçlı buruşuk tenli ninelerin penceresine iki tıklatıp, "naber teyze?" diyesim gelir... olmayan sevgilimle, yağan yağmurun altında, ıslana ıslana, birbirimizin ellerimizi ısıta ısıta, kaçamak gülücüklerle gezesim gelir...
ve emin olun, bunların hiçbiri yazın yapılamaz. aynı duyguyu hissettiremez.
Bugün olan şeydir, bu soğukta evin sıcağını bırakıp rezil istanbul trafiğine çıkmak berbat bir duygu, şimdi evde otursaydım şöyle sıcak bir kahve, ses yok gürültü yok ne güzel olurdu.