Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustosa çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
"Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."
Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
içi yangından alev alev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir baslangıç vardır...
parmağını sürsen elmaya,
rengini anlarsın...
gözünle görsen elmayı,
sesini duyarsın...
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır.
her baslangıçta yeni bir anlam vardır.
nedensiz bir çocuk ağlaması bile,
çok sonraki bir gülüşün baçlangıcıdır.
ilk şiiri 1944’te istanbul dergisinde yayınlandı. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri de kendisinden söz ettirdi. ikinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986)
edip cansever önemli şairlerimizdendir. ilk şiiri istanbul dergisinde yayımlanmıştır. önce garip etkisindeki yaşama sevincini dile getiren şiirler yazmış fakat sonra ikinci yeni akımı içinde yer almıştır. şiirlerinde çağdaş yaşamın insanı yabancılaştırması ağır basmıştır. otel metaforunu sıkça kullanmıştır. bu yüzden edebiyatımızda oteller şairi olarak anılmıştır.
unutulmuş gibiyim ben.
ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir.
bilmem ki nasıl anlatmalı?
yalnız bile değilim.
Şiirleri ikinci yeniciler gibi kapalı ve soyut değildir. (Şiirde anlaşılmazlıği savunmamıştır.)
"Dize işlevini yitirdi." düşüncesiyle yeni şekiller denedi.
Şiirlerinde tiyarolarındakine benzer diyalogtan yararlanmıştır.
Yerçekimli karanfil, ikindi üstü dirlik düzenlik, yeniden, petrol, ben ruhi bey nasılım, nerde antigone, tragedyalar, çağrılmayan yakup önemli şiirleridir.
Dertleşebilen, bir şeyleri anlatarak rahatlayan, birilerinden tavsiye alan birisi hiç olmadım. Genelde her şey kendi içimde dışarıya öyle doğrudan yansımadan yaşanır. Öyle çok olaysal ve olgusal derdim olduğundan değil, genellikle nesnesi olmayan kaygılardan, huzursuzluktan yaşarım ne yaşarsam. Bazen de bir şeyler olur menfi yahut erincim aleyhinde. işte bu her iki durumda da okumayı, dinlemeyi istediğim tek şey edip cansever olur. O anlatır, beni anlamış gibidir. Kimilerine samimiyetsiz bir edebi yalakalık gibi gelebilir ama edip Cansever'i isteyerek okumak; o olağanüstü uyumsuzluğu, farkında olmanın tez ve görkemli acısını okumak; her şeyin baştan sona dramatik olduğu durumları trajikomik karşılamayı, anlamın bir öznel veriş olduğunu görüp susmayı, konuştuğunda da kiminle olursa olsun kendi kendine konuşmayı, mevcut halden rahatsız olunsa da başka bir halin de bu rahatsızlığı gidemeyeceğini bilerek devinimsizliği okumaktır. Edip Cansever'in kendisi başlı başına bir şiirdir.
"Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz
Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi."
Edebiyatımızda yer edinmesinden onur ve kıvanç duyduğum, varoluşsal sancı ve insani kaygıların boyutunu diliyle zorlayıp bu olguların adeta glossolalianist bir seslenişini bizlere transa geçmiş bir halde sunan şair kimliğini aşmış er kişisi. Yarattığı şiir teması "Ruhi Bey" karakteri hakkında ve şiir serisi için verdiği röportajından bir demeç şu şekildedir; " çocukluk yaşamının daha sonraları, ilk gençlik dönemlerinde, olgunluk çağında hatta yaşlılıkta bile etkisini sürdürdüğünü kanıtlamaya çalıştım ... aslında Ruhi Bey hayatını bir yerde silen, ilk gençliğinde bütün yaşamını bozan, ondan sonrada başka bir hayata geçen sınıf değiştirdiğini zanneden bir kişi fakat içine girdiği yeni sınıfa da tekrar bilinçlenen yahut bilinçlenmeye doğru adımlarını atan, insandaki aşkınlık direncini yaşayan gösteren bir tip oldu " bu açıklamasından dahi şair kişisinin serbest şiir yazım türünde verdiği eserlerin gelişigüzelce kağıda dağıtılmış sözcük öbeklerinden ibaret olmadığını; metinlerini besleyen ögelerin, tiplerin, karakterlerin hatta duyguların temellerinin psikososyal, psikoseksüel açıklama tabanlarından geldiğini göstermektedir. Şiir mecrasını kullandığı tekniklerle ayrı bir seviyeye taşımıştır. Hissizliğin hissidir yaşattığı. Bir şiiri bir ömür vaat eder okuyup anlayanına ve kendi deyişiyle yine de yineler şunu: "şiiri açıklayan tek şey şiirdir, şiirin kendisidir" iyi ki gelip geçmişsin be moruk, duygularımıza tercüman oldun. Dediğin gibi yapıyoruz; Ne gelir elimizden insan olmaktan başka! ne çıkar siz bizi anlamasanızda, evet yani ne çıkar siz bizi.. anlamasanızda.. sevgilerle.
Bugün doğum günüdür. Kendisini saygı ve rahmetle anıyoruz.
Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
Birbirimize bakarak
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
Ne varız, ne de yoğuz gerçekte
iki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
Aydınlatan odayı
Acı bir tütünden çıkardım bu şarkıyı
Kalbimde doğup batan güneşlerden
En çok da bir karanlığı bırakıp gittiler bana
Ve bu suskunluğu, bu karamsarlığı...