evlat acısı gibi içinize oturur.
hani ölse ondan iyi dediğiniz durumlardandır.
kandırıldıgınıza mı yanarsınız,aldandıgınıza mı yoksa kıçınıza giren kazıgın acısına mı seçim sizin.
yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmez,yapabilceğiniz her türden fedakarlığı yaparsınız dostunuz için. yeri gelir sevgilinizi bile bırakmayı göze alırsınız.sonra o ne yapar sizin ona bulduğunuz sevgiliyi tercih eder.halbuki daha onlar tanışalı 3 hafta olmuştur siz dost olalı seneler.dsost kazığı yedim diye düşünürsünüz sonra içinizden dersiniz ki "bir dost bunu nasıl yapar dostuna? o benim dostum değilmiş madem" teselliyi bu cümlede bulursunuz derken aklınıza yaptığınız fedakarlıklar gelir,geçmişe dönrüp bakarsınız ondan size gelen o tekme dışında pek birşey yoktur. işte o an kendinizi kullanılmış,işi bitince sepetlenmiş gibi hissedersiniz. içiniz daha da bir acır. pişmanlık duyarsınız, hezmedemezsiniz o kazığı ama olan olmuştur.
dünyada anneden başka gerçek dost olmadığının kanıtı bir kazıktır. öyle hikayelerdeki gibi pembemsi bir dünyanın yok olduğunu insana elektrik çarpmış gibi hissettirir.
"allah düşmanımın başına vermesin" dedirten, "hayatta herşey insanlar içindir." felsefesine inanarak zar zor atlatılabilen olay! bıraktığı derin yaranın neticesinde, insanın avucunda kalan sadece ve sadece herkese şüpheyle bakma dürtüsü ve bir basamak ilerisi, insanlara olan güvenini kaybetmek...ve tekrar inanmak, güvenmek... uzun zaman çalıyor ömürden!
oyun sevlidir.
ama insanın gerçek hayatta dost bildiği insandan kazık yemesi insanın bütün insanlara olan inancının kaybolmasına sebeb olur. dost'un yakınlığğına bağlı olarak belki de insanı hayttan bile soğuta bilir.
dost denen kişi kazık atmaz, kazık atana da dost denmez. böyledir bu iş. dolayısıyla dost kazığı teorik olarak pek mümkün değildir ama pratikte mümkün olabiliyo anlaşılamayan bir şekilde.