cinsiyeti pek çok dilde sorunsal olmuş yükselti.ön ek kullanan yani artikelli dillere baktığımızda, fransızcada feminin yani dişi önekiyle kullanılarak dişi bir sembol olan dağ,almanca'da tam tersi olarak maskulin yani erkek bir semboldür. ingilizce bize bu konuda edebi metinleri incelediğimizde zıt renkler vermektedir.wuthering heights* romanında dağlar dişi formuna yakın cazibeli ve şehvetli anaç bir kimlikteyken,paulo coelho'nun beşinci dağ romanında dağlar güçlü,kuvvetli bir aile babasına benzetilir.dünyanın en yüksek dağı everestin nepal yerlileri olan şerpalar tarafından "gök tanrıçası" gibi dişi bir sembole büründürülmesine,türklerin geçit vermeyen dağları erittikleri destanlarındaki erkek haliyle yanıt vermesi sorunsalı katlar da katlar. kanımca dağlar o coğrafyada yaşayan halkların kültürlerine hangi kılıkta giriyorsa, o kültürün egemen cinsiyetini alıp da çıkmaktadır. dağ hangi ülke veya kuşaklar boyu hakim olan hangi kültür yerleşkesinin sınırları içinde yükseliyorsa, diline de o kültürün dominant sembolü olan anaçlığı veya ataerkilliği bulamaktadır.
dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir. iki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı olanı ötekinin altına girer. Üstte kalan tabaka kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir.
bir ayette yüce allah dağların göründükleri gibi sabit olmadıklarını, sürekli hareket halinde bulunduklarını şöyle bildirmektedir: "dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler..." (neml suresi, 88)
murathan mungan'ın son şiir kitabı. ve bu kitapla çıktığı yolculukta nereye vardığını anlatmaya çalışmış bana göre.
ya da hala yol alıyor ama yönünü belirlemiş demeli belki de.
bakışları yok gözlerinin
taneleri var
başaklar gibi
güze alışmak istemeyen
çiçekler gibi
bakmadan da varlar.