Başrolde Gerard depardieu'nün olduğu Büyük burnu yüzünden aşkını içinde yaşayan, 100 kişiyi alt edebilen güçte, savaşın ortasında sevdiğine mektubu ulaştırmak için ateşlerin arasına dalacak cesarette ama aşkını asla sevdiğine söyleyemeyen bir silahşörün yürek burkan hikayesi. Burnu ile kimse dalga geçemez sadece kendisi yapar, bu konuda şöyle alay ediyor :
hoyratça: burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlaka dibinden kestirirdim.
dostça: yana yatmaz mı,senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?
tarifle: burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir. dağ değil bir yarımada.
meraklı: acaba neye yarar bu alet? makas kutusu mudur, divit midir izah et?
zarifane: kuşları sevdiğiniz besbelli! yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli bir tünek kurmuşsunuz.
pür neşe: birader, şu koskocaman burnunla tütün içince komşu "yangın var" demiyor mu?
uyarıcı: aman yavrum, bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum.
müşfik: yaptırın ona küçücük bir şemsiye yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!
alimane: aristophanesin hippocampelephantocamelos dediği hayvanın burnu böyle değilmiş derler.
hazin: bir de kanarsa olur kızıldeniz, ne bela!
hayran: lavantacıya ne mükemmel tabela!
lirik: bu bir mühre boncuğu,siz de bir triton musunuz?
safiyane: bu abide hangi günler gezilir?
askeri: süvarilere nişan alın!
sivri akıllı: onu piyangoya koymaz mısınız? kesinlikle bu büyük bir ödül olurdu.
ve hıçkıra hıçkıra nihayet, pyriame gibi: böyle berbat edip de yüzünü sahibinin şimdi de utancından kızarıyor, bak hain.
Tiyatro tadında güzel bir film, shakespeare gibi şiirsel bir eser. Çevirisi de bu şekilde yapıldığı için izlerken biraz yorucu olabiliyor. Buna rağmen izlemesi keyifli bir film.
" - Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
istemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
istemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
istemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi "yetenekli" demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
"Adım Mercuré dergisinde geçse" diye mi sayıklamalı?
istemem!
istemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek...
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
istemem! Eksik olsun!
istemem! Eksik olsun!
Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek...
Tek başına...
Özgür olmak...
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak...
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak...
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak...
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
isteyince Ay'a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.
Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?
- Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden seni sevmediğini.
- Sus... "
Cyrano De Bergerac'tan... Unutulmaz "istemem eksik olsun" tiradı.
1600lerde falan yaşamış Fransız bir şovalye, oyun yazarı ve şair. Bir fiziksel özelliği ile ünlü, profilden çok uzun bir burna sahiptir. Karakter olarak gururlu ve cesur birisi imiş. Yaşamı tiyatrolarda oynanmaktadır Edmund rostand'ın yazdığı oyun ile. Oyunda hiç yenilmemiş bir şovalyenin aşka yenilgisi işlenir. Güzel tiradları vardır, sevmiştim. Ayrıca kendisini Gerard Depardieu'nun canlandırdığı 1991 yapımı hoş bir film ile sinema uyarlanması da vardır. izlemiştim güzeldi.
cyrano tutarlılığın vucut bulmuş halidir. ne der Roxane "yüzünün güzelliği olmasa görebilir miydim ruhunun güzelliğini". Roxane ise o yüz güzelliğini Christian da bulmuştur, bunun farkında olan cyrano gururum der ölür. gerçektende asıl aşkın sahibi kan dökenindir gözyaşı dökenin değil. sonrada fransızlar milliyetçi olurlar zaten.
her şey olmaya çalışıp hiç bir şey olamayan adam! cyrano benim kahramanımsın ve bir adam bu kadar güzel aşık olabilir. kılıç ustası, şair, asker ve aşık... tiyatro oyunu olarak yazılmasına karşın baştan sona tek solukta okunacak kadar da güzel bir metindir. yaşasın cyrano'lar!
Gerçek yaşam hikayesinden esinlenilmiş bir rostand eseri. Tiyatro oyununun yanı sıra kitap ve film uyarlamaları da mevcut. Ayrıca Bu sene ibb şehir tiyatroları sahnelerinde de izleme imkanı bulacağız kendisini. En kısa zamanda gidip editlemek dileğiyle..
21 gün sonra gelen edit: genel anlamda güzel bir oyundu ama oyunda insan kendi kültüründen pek fazla öge bulamayınca adapte olmada zorlanıyor. Bu yüzden ilk perde biraz durağandı benim için. Ama ikinci kısım da artık olaylar geliştiği için daha bir aksiyonlu ve izlenesi geldi.
Ne güzel çingene kızı Esmeralda'ya itiraf edemediği aşkı ile Notre Dame'ın ünlü kamburu Quasimodo ne de yine aynı şekilde ünlenen bir diğer kahraman, Fransız yazar Gaston Leroux'un "The Phantom of the Opera" (Operanın Hayaleti) adlı başyapıtında; opera korosundaki güzel Christine Daae'ye duyduğu imkansız aşkı, yüzündeki maskeyle saklayan operanın hayaleti... Sevip de söyleyemeyen bu iki kahraman da iyidir ama ikisi de bir Cyrano de Bergerac değildir.
Cyrano de Bergerac, 17. yüzyılda Fransa'da yaşamış; keskin kılıcı, sağlam kalemi ve büyüleyici konuşması ile hayranlık uyandırmış, ancak ne yazık ki burnunun büyüklüğü ile ün kazanmış bir şair, oyun yazarı ve silahşördür. Cyrano, deliler gibi sevdiği kadın Roxane'a olan aşkını dile getiremediği gibi; kendisini bir ağabey olarak gören bu güzel kadının, emrindeki genç ve yakışıklı silahşör Christian'ı beğendiğini öğrendiğinde, genç çiftin arasını yapmak ve mutlu olmalarını sağlamak için çok uğraşmıştır. Zaten inanılanın aksine, Cyrano'nun genç kadına açılamamasının nedeni, aslında burnunun büyüklüğünü kompleks edinmesi deği; sevdiği kadının bir başkasını sevdiğini öğrenmiş olmasıdır. Cyrano, genç silahşör Christian'ın da Roxane'a karşı bir şeyler hissettiğini ancak bunu dile getirmek de zorlandığını fark edince; Christian'a yardım eli uzatmış, tüm aşk mektuplarını yazmış ve hatta çiftin buluşmalarında suflörlük yapmıştır. Böyle bakıldığında, aslında Cyrano, sevip de söylemiştir; hem de ne güzel söylemiştir de, bir başkası adına söylemiştir!
Fransa ile ispanya arasındaki savaş günlerinde, silahşörlerimiz cepheye çağrıldığında; Roxane ve Christian evlenmiş , Cyrano Roxane'a sevdiği adamı cephede koruyacağına yemin etmiştir. Ancak cephede aşkını kelimelere dökmekten kendini engelleyemeyen Cyrano, Christian'dan gizlice, Christian'ın imzasıyla Roxane'e mektuplar yazmaya devam eder. Sevdiği adamın mektuplarının aşk kokan satırlarındaki hasrete daha fazla karşı koyamayan Roxane, cepheye vardığında; ağır yaralanan Christian, karısının kollarında gözlerini yumar.Cyrano, kocasının bu trajik vefatının ardından manastıra kapanmaya karar veren Roxane'e yine de aşkını ilan etmez. Zaten hangi şövalye ruh, bir ölümün arkasından; "O değil, bendim o satırların yazarı, o aşkın kahramanı." der ki.
Fedekarlığın sözlük karşılığı olan Cyrano'nun bu efsanevi hikayesi, Roxane'ın kollarında hayata gözlerini yumarken aşkını itiraf etmesi ile son bulur. Cesur silahşörün Roxane'ın kollarında olduğu ilk ve tek an da budur zaten; ölmek üzereyken bile yıllar önce yazdığı mektubu satırı satırına ezbere okur. Sevip de söyleyememe literatürüne damgasını vuran bu hikaye, ardında çok sayıda soru işareti de bırakır. Roxane, genç ve yakışıklı silahşör Christian'a gerçekten aşık mıydı? Yoksa güzel kadın, aslında; kendisine yazılan mektuplara, okunan şiirlere, fısıldanan aşk sözcüklerine mi aşık olmuştu? Peki, Roxane tüm bu sözcüklerin Cyrano'ya aşık olduğunu bilseydi; yine de Christian ile mi evlenirdi? Sevdiği kadından böylesine büyük bir sırrı bir ömür boyu saklayabilen Christian'ı mı, sevdiği kadının mutlu olabilmesi için kendi mutluluğunun peşinden koşmaktan Cyrano'yu mu tercih ederdi? Peki, ya Cyrano; Roxane'ı mı seviyordu, yoksa iç dünyasında çizdiği bir kadın portresini mi? Belli ki bizim kendi kendimize sorduğumuz bu derin soruları, sevdiği bir şeyi elde etme hırsı ile aşık olmak arasındaki farkı ayırt edebilen Cyrano, kendine hiç bir zaman sormamış. Çünkü bir kere kendi kendine sormaya başladın mı, gider sevdiğine de sorarsın.
Bu sevip de söyleyememe durumu zor iştir. Küçüklüğünden beri, tuttuğu takımda değil de ezeli rakibine forma giyen futbolcunun yaşadığı duygusal çıkmaz gibi. Susmak ne zaman kaybetmektir, ne zaman kazanmak bilinmez. Kahramanımız Cyrano, "...tek sen mutlu olasın diye, kendi mutluluğumu veririm de, istemem bunu bilmeni. Yalnızca bir gün olsun uzaktan görmek yeter seni, canıma mal olan mutluluğun gülümsediğini." derken; gururundan mı sustu, reddedilmekten mi korktu, yoksa aslında senden benden daha mı cesurdu, o da bilinmez. Ancak diyeceğim o dur ki; iki dubleden sonra, "Abi seviyorsan git konuş." diyenin çok olacaktır etrafında. Ben başka bir şey demiş olayım sana; kalbin ne kadar severse sevsin, aklın karşılık alamayacağına dair güçlü kanıtlar sunuyorsa; yapma, başkalarının lafına kanıp, kendine yenilip, gidip de konuşma. Her şeyi olmak isterken, hiç bir şeyi olma!"
(Pınar Bekbölet, Esquire, Eylül 2012)
--spoiler--
filmde de anlatıldığı üzere ve sanılanın aksine çoğu kadın adamların yakışıklı olmasını pek de umursamıyor. önemli olan kadınla doğru şekilde iletişim kurmayı başarmak. bence bunu bir kez başardınız mı kadınların sizi unutması ya da aldatması çok zor. filmde yalnızca aşk değil siyaset unsurları olması filmi daha da cazip kılıyor.
--spoiler--
Cyrano de Bergerac büyük burunlu, etkili ve güzel konuşan bir silahşördür. aşık olduğu kadına burun kompleksi yüzünden açılamamıştır. oyunun sonu çok acıklı bitmektedir. cyrano, aşık olduğu kadının kollarında hayatını kaybedetmeden önce ona olan aşkını dile getirmiştir. mutlaka izlenmesi gereken bir oyundur.
adını yıllarca duyup ilgi duymadıktan sonra bir gün, yani bugün filmini izlediğim ve hayranı olduğum karakter.
hikayenin dönüm noktası, bergerac'ı bergerac yapan, christian ile karşılaştığı sahne bana kalırsa.
bergerac sivri dillidir, saldırgandır, güçlüdür. 100 kişiyi tek başına yenecek kadar cesurdur. sevdiği kadının sevdiği adamla karşılaştığında nefretini ve öfkesini kusmasını beklerken siz, christian'a sarılıverir.
çünkü bu dev adam roxanne'ı hak etmediğine o kadar ikna olmuştur ki, sözlerini kadınına ulaştırabilmenin tek yolu olarak gördüğü christian'ı kucaklar.
pek naif bir hüzün saklıdır bu sahnede.
hak etmediğine ikna olmuşluk hissi, içinde sonsuz yenilmezlik ve cesaret barındıran bu dev cüsseyle birleştiğinde oluşan tezat dünyanın belki de en dramatik karakterini doğurur.
Ama ne işi vardı orada,
Ne yapacaktı o gemide?
Filozof, fizikçi,
Şair, kılıç ustası, müzisyen,
Gökyüzü seyyahı,
Laf ustası,
Aşık aynı zamanda, Bergerac yatıyor burada.
Her şey olmak isterken
Hiçbir şey olamadı.
Bağışlayın, daha fazla bekletemem.
Bakın, ay ışığı elimden tutmaya gelmiş!
derken;
Gururum!
diyerek bitirir.
tiratlarını tekrar tekrar okuduğum, nadide bir oyun. sahnede canlandıranlardan da kötü olanını hatırlamıyorum.
aynı zamanda isim babam oluyor cyrano.