film 2004 yapımı. Sandra Bullock, Don Cheadle, Matt Dillon gibi tanınmış oyuncular var filmde. ancak ben meksikalı anahtarcı ve araba hırsızları rolündeki 3 siyahi oyuncuya bayıldım. çok süper oynamışlar. en iyi yönetmen, kurgu, senaryo dallarında 3 oscar ödülü de var ayrıca.
çok sağlam adam yamultan, bir yerinden olmasa bile mutlaka başka bir noktasından insanı yakalayan 2004 yapımı film.
taş gibi de bir soundtrack'i vardır o apayrı bir konu.
bazı filmler vardır ki tek sahnesi için bile izlenir. bu aslında crash için doğru bir önerme değil. ama yine de crash çok kötü bir film bile olsaydı sadece küçük kızın babasını koruduğu sahne için izlenebilirdi. filmi dört kez izledim hepsinde gözlerimden animelerdeki gibi ani şekilde yaşlar aktı. müzik, kızın sözleri ve anne-babanın haykırışı... dünyanın en muhteşem sahnelerinden birini barındıran film.
J.G. Ballard'ın bir romanı. geçen tüyap kitap fuarında , her sene yaptığım gibi ayrıntı yayınlarının önüne yerleştiğim zamanda aldığım 5-6 kitaptan biri. yeralti edebiyatı serisini tamamlama gayreti içinde olan biri olarak diğer kitaplara oranla biraz geride kaldığını düşündüm. romanın kötü olduğu anlamına gelmiyor tabi. ama yine de klasik bir yeraltı serisi olmuş. artık arabalara farklı gözle bakabilerim. yok ya bakmam . sözlükte gördüm ki filmi de çekilmiş bunun. en kısa zamanda onu da izlemek isterim tabi.. chuck palahniuk'un tekinsiz isimli romanı da elimde , birazdan başlarım. oh ye ne güzel zamanlar bunlar.
filmi anlamayanların bok attıgı gereksiz gördükleri film. etnik kültürleri farklı olan insanların birbiri hayatlarına farkında olmadan yaptıkları müdahaleler sonucu olayların farklı gelişimini ve bir o kadar aslında sinema izleyecisinin kendini yargılamasını da bilen güzel bir film. anlamılı şekilde ve tarafsızca izleyip etki altında kalmayacak ve hele babasını kurşundan korumak için atlayan kızın sahnesini izledikten sonra iki damla göz yaşı dökmeyecek insan yoktur diye düşünüyorum.
bu kadar tesadüfün türk filmlerinde olsa; herif amma abartmış ha yorumunu yapacağımız ırkçılığın anlatıldığı etkileyici ama farklı olmayan film.soundtrackleri muhteşemdir.
(bkz: maybe tomorrow)
davula henüz başlayanların sahip olduğu yegane zil. ilk crash 16 inç olur sustain i hayvanidir, veya minimumdur. bu durumlarda sırasıyla peçete veya madeni para yapıştırılır üzerine.
I refuse to be your victim I refuse to be your slave
I keep on burning my bridges
I keep on fucking up everything
Running from desperation God knows where I've been
I don't know where I'm headed
But I'm going too fast I think I'm going to crash
Chorus:
I'm going to crash
I'm going to crash, to crash
(Yeah!)
It's time for annihilation it's time to be a criminal
No time for hesitation time to be an animal
Looking at my reflection I don't like what I see
So I ask myself a question
Do I got what I want or do I got what I need?
I'm not afraid of the future
Of spinning right out of control
I don't know where I'm headed
But I'm going too fast I think I'm going to crash
Chorus:
I'm going to crash
I'm going to crash, to crash
(Yeah!)
It's time for annihilation it's time to be a criminal
No time for hesitation time to be an animal
It's time for annihilation it's time to be a criminal
No time for hesitation time to be an animal
I refuse to be a victim, I don't want to fall again
I know where I'm headed
God knows where I've been...
Chorus:
I'm going to crash
I'm going to crash, to crash
(Yeah!)
It's time for annihilation it's time to be a criminal
No time for hesitation time to be an animal
It's time for annihilation it's time to be a criminal
No time for hesitation time to be an animal
Live Love Life!
Live Love Fight!
Live Love Life!
Live Love Fight!
fena film değil ama hassas noktalara parmak basmasaydı oscar'ı değil de babayı alırdı. gerçi rakipleri de karşısında duracak kadar iyi değildi .
hem apocalypse now varken kramer vs kramer'a heykelciği vermiş zamanında, her şey beklenir lavuklardan. lan ben yine de 80'lerin başında amerikan aile yaşantısının dibe vurduğunu bu sebeple bu kramer tırtının oscar'ı aldığını düşünüyorum. yok başka bir mantığı.
junkyard wars adlı discovery channel da yayınlanan yarışma programında kırmızı takımın lideri konumundaki şahsiyet. elemanlar genelde bunu sevmez ve bowser ın takımında olmak için dua ederler. genellikle uçuk kaçık şeyler tasarlar ve bunu gizli silah diye takımına yutturur. genellikle bu gizli silah için takım 3 saatten fazla vaktini harcar fakat alet bırakın işe yaramayı karşı takıma alay konusu olmaktan kaçamaz. buna rağmen her ne hikmetse bu durum bowser a karşı crash te bir dezavantaj yaratmaz. crash bowser ın her oyunda eline rahatça verir.
yönetmenliğini ve senaryosunu paul haggis'in üstlendiği başrolleri epey kalabalık ve zengin olan 2004 yapımı bir dram filmi. aynı zamanda oscar ödülünü kucaklamış bir yapım. elbette filmin otoritelerce böyle mühim bir ödüle layık görülmesi seyircinin beklentisini arttırıyor. işte bende böyle bir beklenti ile izledim crash filmini. çok mu beğendim? hayır. hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri miydi? cevabım yine hayır. lakin tüm bunlara rağmen yinede hakkında kötü bir film demenin doğru olmayacağını düşünüyorum. zira film bazı ayrıntıları gayet iyi seyirciye sunmuş. özellikle şu önyargı hususunda gerçekten iyi bir film olmuş.
filmin belki de en dikkate değer tarafı kurgusu. tema tamamen tesadüfler üzerine yoğunlaşmış. işte zaten tam bu noktada işler karışıyor. birbiriyle alakasız birden fazla insan hayatının bir şekilde kesişmesi hadisesinde kurguda sanki bir zorlama senaryo havası hakim. aynı zorlama filmin değindiği ırkçılık konusunda da hakim. resmen seyircinin gözüne soka soka anlatıyor her ne anlatıyorsa. bu açıdan mesaj kaygısı güttüğü çok açık. belki biraz daha özenle anlatmak istediğini sunabilirdi diye düşünüyorum. bu açıdan bir dengesizlik mevcut. filmin belki de dengeleri tutturduğu en iyi nokta oyunculuklarda. filmin oyuncu künyesi bir hayli zengin. hepside başrol oyuncuları ve her biri öteki kadar filmde yer almış. bu anlamda kimse kimseni üzerinde değil. başrol açısından iyi bir dağılım olduğu söylenebilir.
şimdi buradan sonra yazacaklarım fena halde spoiler içermektedir, bilginize sunulur. çok rica ederim ondan sonra vay efendim ben bilmiyordum, vay efendim ben görmedim demeyiniz.*
--spoiler--
filmin belki de en iyi şekilde değindiği şey önyargı. bunun ne denli fena ve aldatıcı bir şey olduğunu filmin birkaç sahnesinde gayet iyi işlenmiş. buna cevap olacak cinsten en iyi sahne ise filmin başında savcının karısı gözüyle potansiyel suçlu olarak lanse edilen zencinin ilerleyen sahnelerde aslında ne denli iyi bir aile babası ve insan olduğu görülüyor.
filmin bir diğer mühim sahnelerinden biri afişe de konu olmuş insanın içine dokunan pelerin sahnesidir.
--spoiler--
film daha ilk karede şöyle diyerek başlar;
"bir dokunma duygusu...
gerçek bir şehirde yürürken insanlar sana çarpar durur.
los angeles'da kimse sana dokunmaz.
hep bir metal ya da cam ardındayız.
o dokunuşları öyle özlüyoruz ki bir şeyler hissetmek için birbirimize çarpıyoruz."
izlemeye değer bir paul haggis rejisi. iyi seyirler.
Afro-Amerikalı bir yönetmen ve karısı, Meksikalı bir çilingir, iki araba hırsızı, Orta yaşlı Koreli bir çift ve çömez bir polisin 36 saat içinde birbirleriyle yaşadıklarından çıkan ırkçılığın gereksizliğine kanıt bir hikaye, etkisini artırmak için american history x ile ardışık izlenmesi tavsiye edilir.
filmin sonunda çalan parça stereophonics'den maybe tomorrow'dur, ve çok dinlenilesi bir parçadır. Stereophonics aslında her şarkısı dinlenilesi bir gruptur.