iki farklı crash var biri 1996 yapım biri de 2004 yapım. 1996 yapım olanda sürekli araba kazaları ve seks vardı. araba=kadın araba kazası=seks olarak tasvir edilmiş. araba kazaları çok uzun sürmez nitekim seks sahneleri de çok kısaydı. o kadar ağır ilerliyor ve sıkıcı ki 7 puanı kesinlikle hak etmiyor. üstelik vermek istediği mesaj da çok kısıtlı. eğer bu kadar kısıtlı alan seçildiyse oturup kesinlikle durum filmi yapılmalı hem tema dar bir alanda olsun hem de konuyu oradan oraya genişlet. olmamışlık hakim. boşver mesajı bana erotik film lazım derseniz izleyin. 3,5/10.
etkileyici. hayatı olanca gerçekliğiyle göstermeye çalışmış ve bir filmde bunun ne kadarı başarılabilirse başarılmış.
çoğu filmde yapılanın aksine keskin renkler kullanılmamış, netlik yok. griler ve flulukla örülmüş bir hikaye etrafında oluşturulmuş bir film. başarılı, başarılı, başarılı.
ayrıca şu da söylenmeden geçilmemelidir ki; ırkçılık güzel bir şekilde işlenmiş.
emeği geçenlere teşekkür etmek, yerinde olacaktır...
j. g. ballard'ın kitabı ve o kitaptan uyarlanan cronenberg filmi içindir yorumum.
"içeri girdiğimde karbüratörü sıvazlıyordu" temalı bir otomotiv pornosundan ne beklenebilir emin değildim, zaten hiçbir şey de çıkmadı. baudrillard'ın insanın modern toplumda baskılanarak değil, arttırılarak tektipleştirildiği tespitinden hareketle bir yerlere oturuyor evet ama daha fazlasını içermeyen bir roman için gereğinden fazla uzun, bir film için ise fazla düzçizgisel.
cidden etkileyici film.Irkçılık bir yana hepimiz biraz iyi ,hepimiz biraz kötü de güzel işlenmiş.Tabiki küçük kızın babasını korumak adına atladığı sahne kesinlikle unutulmaz arasında.
Başarılı bir film olmuş tek kelimeyle. Hem ırkçılık konusunu işlemesi bakımından hem de farklı insanların yollarının inanılmaz derece de kesişmesi bakımından.. 21 Grams ve Amores Perros tarzı bir havası var. Anlatmak istediklerini iyi bir senaryonun üzerine muhteşem bir kurguyla anlatıyor.
Kader hiç beklenmeyen bir an da karşımıza çıkabilir. Çünkü hayat süprizlerle doludur ve her gizemli olay birer sır perdesidir. Ancak ırkçılık pek de sürpriz değildir bazıları için özellikle. Bir beyazdan gelecek kötülük aynı şekilde siyah birinden de gelebilir. Ancak insanların birbirlerine karşı, karşılıklı kinleri ve dolduruşları suçları da tetikliyor. Eğer bir beyazsanız ve bir siyaha ezilmeye mahkum böcek bakışı atarsınız ondan kötülük gelmeyecekse bile o duygu hissettiği için size kötülük yapmak zorundadır. insanların renkleri kişilerin duygularına yön vermemelidir. Hayatta asla, asla dememek gerekir. Öyle bir an gelebilir ki kin duyulan karşı renkte ki birine muhtaç olabilir ve ondan birşeyler arzulayabiliriz. Kişileri sadece bedenlerine bakarak test etmeyip içlerini de görmeye çalışmalıyız. insanlık bu zamana kadar hiçbir dönemde renk ayrımıyla bir yerlere gelemedi. Ya da yaşadığımız hayat bizleri daha iyi yerlere götürmedi.
Son derece başarılı bulduğum bir filmdi. Zevk alarak da izledim diyebilirim.
Jean'in sonunda hizmetçisine sarılıp "en iyi arkadaşım sensin" demesi hoş, kendi yakın arkadaşı onun yanına gelmeyip masaj yaptırıyor zira. Onun dışında çömez polisimizin başından beri zencileri ve ayrımcılığı kötülemesi, en sonunda yok yere bir zenciyi öldürmesi de olaylara göre insan değişimini iyi göstermiş. Başta zenci kadını taciz eden polis daha sonra kendi hayatını riske atarak onu kurtarıyor ancak kadını kurtarıyordu. Küçük kızın "benim pelerinim var, bana kurşun işlemez" gibi bişeyler söyleyip herhangi bi silaha atlayacağı çok belliydi.
Filmde sanki zencilerin onca maruz kaldığı ırkçılığa rağmen kendilerini çinlilerden, asyalılardan üstün görmesi de anlatılmış ki hoş bi nokta olmuş bu. Yani onlar da iş değiştiği zaman kendilerini başkalarından üstün görmekte sakınca görmüyorlar. Zenci çocuklardan biri "sen hiç beyazların birbirine -naber beyaz dostum- dediğini gördün mü" demesi de arada sıkışmasına rağmen dikkat çekici.
bir hollywood yapımından ziyade daha çok bağımsız bir film gibi duran eski oscarli film. Irkçılığı , toleranssizligi , küçük detayların Büyük sonuçlarını işler. Daha sonraları aynı konuyu işleyen , aynı isimde bir diziside çıkmıştır.
89484 ayrı hikaye, her birinin film boyunca ne yaptığı belirsiz. sonunda da kimse ölmedi falan. oysa hastaydı çoğu.
film başında arabanın altında kalan çinliyi tam yarım saat sonra gösterdi.
kopuk bir film. zencilerle beyazlar arasında uçurum var diye göze sokuyor hepsi bu. akılda kalıcı tek bir replik yok. imdb puanı 7.9'dur ama aldırmayın.
screaming bloody murder albümünde yer alan bir sum 41 şarkısı. albümdeki dinlendirici şarkılardan birisi. bence oldukça güzel. sözleri;
hold me now cause i couldn't even if i tried
it's over now i guess it really is my time
i don't want to go but it's time i gotta say goodbye
so hold me now cause this will be our last time
i'm slowing down and i don't think that i can fight
i know somehow you'll find a way to live your life
remember just to live everyday like it's your last
and hold me now cause i think it's time for me to pass
i don't wanna die, i don't know why
this kind of fate was meant for me
you gotta be strong, gotta move on
it's not how it was supposed to be
what you wanna say?
it was never supposed to end up this way
what do i have to do?
when supposed to grow old with you
but that ain't gonna happen
no that ain't gonna happen
hold me now cause the time i've got running now
no tears allowed even though we've become without
i just wanna feel your head lying on my chest
so hold me now as i take my last breath
i don't wanna die, i don't know why
this kind of fate was meant for me
you gotta be strong, gotta move on
it's not how it was supposed to be
what you wanna say?
it was never supposed to end up this way
what do i have to do?
when supposed to grow old with you
but that ain't gonna happen
no that ain't gonna happen
başından sonuna kadar ırkçılık konulu, çok da güzel bir film olmamakla beraber izlenebilir, aşırı derecede alejandro gonzalez inarritu filmlerine benzeyen dram filmi.
güzel bir film. her ne kadar o bahsi geçen ırk ayrımına canlı şahit olmasak da içine girdiğimiz, duygulandığımız bir hikaye. bir de yaşayanları düşünün.
(bkz: american history x) ile birlikte ırkçılığı anlatan en güzel filmlerden bir tanesi de crash'dir. yani türkçe adıyla çarpışma. filmde birbirinden habersiz insanların yollarının sıradışı biçimde kesişmesi ve önyargıları kırmanın ne kadar zor olduğu anlatılıyor. aynı zamanda içinde kötülük hakim olan insanın iyilik yapabildiğini de söylüyor. filmde sandra bulloc'dan çok matt dillon oyuculuğu ile fark yaratıyor. konusu çok taze ve her dönem izlenebilecek bir film. bu filmi yaşasa idi hitler'e bile izletsen kendine lanet okuyarak gözyaşlarına hakim olamazdı herhalde .
hic sıkılmadan 4-5 defa izlemis oldugum olaganustu filmdir. bu film manyagi bunyeyi en fazla etkileyen filmlerden biri olmustur. ozellikle market sahibi amcanin anahtarci elemana sıkmak istedigi sahne(izlemeyen vardir boyle diyelim) beni yiyip bitirmistir efendim. sinema'da o sahne sirasinda okkali bir hasssiktir yapistirdigimi hatirliyorum. hatta sinema'daki birkac amerikali "ben daha fazla izlemek istemiyorum" diyip filmden cikmaya yeltenmislerdi o sahnede. izleyelim, izletelim efendim. bu film insanin hayata bakisini degistirir animallah.