yıllar önce, yazları gittiğimiz bir tatil beldesinde görmüştüm kendisi. canlı müzik yapan ve genelde takıldığımız bir kafede güzel güzel müzik dinleyip biralarımızı yudumlarken, ses olması gereken saatten baya bir önce kesilmiş, gitarlar filan toparlanmaya başlamıştı. ne oldu filan diye sahneye doğru bakınırken cezmi ersöz çıktı. geleceğini çarşıdaki kitapçılardan birkaç gün önce öğrenmiştik ama kafemizi işgal edeceğini hiç düşünmemiştik. neyse, oturalım dinleyelim bakalım neler anlatacak diye bekledik. bize eski aşk hikayelerini, aşk acılarını araya tavsiyeler serpiştirerek olabildiğince sıkıcı bir şekilde anlattı.
genel olarak asi ve ters bir adamdı, en azından o akşam için. kafedekiler kendisiyle ufak ufak muhabbet etmeye, sorular sormaya ve kendisini tanımaya çalışıyordu. bizim oturduğumuz masa baya kalabalıktı ve durumdan şikayetçiydi. amacımız müzik dinlemek, kafa dağıtmaktı; cezmi ersöz'ün hikayelerini dinlemek değil. iyice sıkıldık ve kalkmamıza yakın bir vakitte kafasını bizim masanın bulunduğu tarafa doğru çevirip, "bu köşe de baya muhalefetmiş, beğendiremedik" gibi şeyler söyledi. kendisini pek bir antipatik gördüm. kitapçının hakkında yaptığı güzel reklamlar sayesinde aldığım "şizofren aşka mektup" kitabını hala okumadım. kitap öylece durur rafta, okunacak kitap kalmaz ama yine de alıp okumam o kitabı. aklıma gelmişken bir ara okuyayım en iyisi.
akrobatların lobutları atıp tuttuğu gibi sözcükleri atıp tutan, okuru anlık olarak etkileyen, ama beş dakika sonra bu çok çalışılmış numaralarından bir teki bile akılda kalmayan sözcük satıcısı.
yazılarından mümkün mertebe kaçtığım insan. sadece melankolik olmak istediğimde veya üzgünken okurum. okuyunca, insanı tam bir melankoliye sürükler. sürekli kendini sorgulama isteği uyandırır.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın
hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de.
Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının
çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir
sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de.
(bkz: AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGiLi)
Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o da bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını, sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar: çünkü onlara göre fazla iyiydim;bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.
Yitip giden sevgiliye Cezmi Ersöz'le cevap verilir:
"Seni unutmak için başladığım her aşkı, ben yine seninle aldattım..."
Her ne kadar "Edebiyat'ın Müslüm Gürses'i" olarak zaman zaman isimlendirilse de, henüz yeterli zihinsel olgunluğa ulaşamadığımız ve aşk duygusuyla yoğrulup durduğumuz o ilk gençlik yıllarımızda, yazılarıyla tutunduğumuz yazar.
telefonumun kapalı olduğu gün gece geç saatlerde arayan yazar,bir ara tırsmadım değil ne yapacak gece gece beni bu adam.sabah aradığımda herhalde yataktaydı sesi çatallanma düzeyindeydi.tuhaf bir vatandaşımız
Biliyorum konuşacak bir şeyimiz yok
Ama gözlerini al gel
Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini
Beni birisi severse inanmam
Seni birisi severse utanırsın
Bilmediğin bir hastalığa acımak için bile olsa gel
Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz yok
Ama ıstırabım sende, mutlaka al da gel.
yıllar once bursa'daki bir imza gününde gerceklesen olaydır. hanna kisisi genctir, ergendir, ogrencidir ve parasizdir. sevdigi yazar gelecek diye cicekciden cicek almak istemistir ve parası bir tek kirmizi karanfile yetmistir. ssk hastanesinin karsisindaki o cicekci kadin karanfili herhangi bir suslu ambalaja bile sarmamistir.nalbantoglu'ndaki imza gununde siranin kendisine gelmesini beklerken orta yaslı bir hanimin oldukca gosterisli bir demet beyaz gulle yazara yaklastigini gorur, kadin yazari sapur supur oper ama yazar pek orali olmamistir. sira hanna'ya geldiginde iki kitabi birden uzatir yazara aralarinda su konusma gecer;
c.e- (basini kaldirmadan)her ikisi de sizin mi?
h-evet, (kılıfsız kirmizi karanfili uzatarak) bu da sizin, der.
yazar basini kaldirir ve hanna'ya bakar, tanir, o bursadaki imza gunlerini hic kacırmayan kizdir. imzaladigi kitaplardan birine "yine kirmizi bir karanfil gibisin, oylesine guzel, oylesine yakıcı" digerine de "senin gemin camdan sevgili, sen herkes gibi gizlenemezsin" yazar. zaten kendisine uzatilan hiçbir kitaba diger bir kitaba yazdigi cumlelerin aynisini yazmaz.
o gunden sonra cezmi ersoz benim ergenligimdeki her aninin icindedir cunku cok okudum. ilk askimda, ilk aglayisimda... lakin ne zamanki cizgisini asamadigini ve sizofren aska mektupu gececek bir kitap yazamadigini anladım, okumayi biraktim.
Yaa o değilde şu adamı üniversite yıllarında ne okurduk be arkadaş, aklım almıyo şimdi. Birde lemanda ki orta sayfada yazılarını keser, biriktirirdim iyi mi. Kızlara hava atıcaz yaa hesapta, artık nasıl bi moda girdiysek. Şimdi düşünüyorumda resmen evrim geçirmişiz be abi.