buzdolabında ve televizyonda hiçbir şey olmadığını,ikisi arasında beşyüz kere gidip geldikten sonra anladığımız acı verici,bunaltıcı,isyan ettirici,hasta edici,insanı yataktan yatağa atan durumun adı; can sıkıntısıdır.
-canım sıkılıyor be mahmut abi.
+31 çek, açılırsın.
-yok abi öyle değil, çekip gidesim geliyor, bi tekme atasım hayatın sandalyesine.
+hımm. durum vahim desene, sana acilen bi karı bulmak lazım.
-yok abi aklım orda değil. konuşamıyorum, sesim çıkmıyor, beynimde her yer dolu sanki aklım hep ayrıntılara takılıyor, sustukça susasım geliyor ya da daha kötüsü,sanki duymuyor kimse sesimi, duyanlar takmıyor, takanlarda sarmıyor.
+bak olum 2 alman sidisi var elimde kötü günler için sakladığım, bi dene istersen, sana feda olsun.
-uff yok be abi sağol, geçer elbet sen dert etme. bi yerden fışkırır elbet bu can.
+tabi olum ya, bende öyle diyorum zaten yardımcı olayım dedim.
neredeyse günü birliğine geldiğimiz şu dünyada canımızın sıkılması tuhaf değil midir? italyan romancısı alberto moravia'nın kıskançlık isimli romanında, romanın baş kişisi şöyle diyor: "tarihin kaynağı ne ilerlemede, ne biyolojik gelişmede, ne ekonomik olaylarda, ne de çeşitli okullardan tarihçilerin genellikle ileri sürdükleri nedenlerin hiçbirinde değildi ve sıkıntıda idi sadece. işin başında sıkıntı geliyordu. tanrı'nın canı sıkıldı, yerle göğü, suyu, hayvanları, bitkileri, sonra da adem ile havva'yı yarattı; bunların da cennette canları sıkıldı, yasak yemişi yediler. böylece tanrı'nın canını sıktılar, o da onları cennetten kovdu. habil canını sıktığı için, kabil onu öldürdü. tanrının insanlara yine canı sıkıldığından tufanla dünyayı yıkıp yok etti. ama, bu felaketler de onun canını sıktı, o kadar ki, havayı yine düzeltti. bu da böylece sürüp gitti. büyük mısır, babil, pers, yunan ve roma imparatorlukları can sıkıntısı içinde ortaya çıkıyor, can sıkıntısı içinde yıkılıp gidiyorlardı. puta tapanların sıkıntısı içinde hristiyanlık doğuyordu..."
özetlersek, bir sıkıntı bir sıkıntı ki, yaşamdan ölüme dek sürüp baştan alıyor. bir saçmalığın, bir tutarsızlığın ürünü değil de nedir bu sanki? yo... bundan ötürü her şeyi küçük görelim, bu dünyadan bir an önce geçip gitmeye bakalım dediğim yok, sakın yanlış anlamayın. nasıl olsa bir gün çekip gidecek değil miyiz, hiç canınızı sıkmayın!
--spoiler--
"tarihin kaynağı ne ilerlemede, ne biyolojik gelişmede, ne ekonomik olaylarda, ne de çeşitli okullardan tarihçilerin genellikle ileri sürdükleri nedenlerin hiçbirinde değildi ve sıkıntıda idi sadece. işin başında sıkıntı geliyordu. tanrı'nın canı sıkıldı, yerle göğü, suyu, hayvanları, bitkileri, sonra da adem ile havva'yı yarattı; bunların da cennette canları sıkıldı, yasak yemişi yediler. böylece tanrı'nın canını sıktılar, o da onları cennetten kovdu. habil canını sıktığı için, kabil onu öldürdü. tanrının insanlara yine canı sıkıldığından tufanla dünyayı yıkıp yok etti. ama, bu felaketler de onun canını sıktı, o kadar ki, havayı yine düzeltti. bu da böylece sürüp gitti. büyük mısır, babil, pers, yunan ve roma imparatorlukları can sıkıntısı içinde ortaya çıkıyor, can sıkıntısı içinde yıkılıp gidiyorlardı. puta tapanların sıkıntısı içinde hristiyanlık doğuyordu..."
--spoiler--
kısmen de olsa en ince ayrıntısıyla anlatılmış, tekdüzelikten bıkma durumu. bu öyle bir tek düzeliktir ki yukarda yazıldığı gibi gün gelir kardeş öldürülür, gün gelir 17 aylık bebeğe tecavüz edilir, gün gelir, olmamalı dediğimiz her şey olur.. tek nedeni sıkıntıdır. kurtulmak için mi ne yapmalıyız...
bilsem bunları yazmazdım sanırım. ama gene de boş durmayın zorla da olsa kendinizi meşgul edin.
büyüklerin 'sıkı can iyidir,kolay çıkmaz' tabiriyle çocuklarını kandırmaya çalıştığı ve insanın canıyla beraber boğazını da sıkası gelen bir duygu oluşturan durumdur...
mal mal uğraşmayı peşinden getirir. salak salak takılırsınız. içki içersiniz, başka bir içki içersiniz... yoğurdun içine karabiber dökersiniz içine yeşil biber doğrarsınız, üzüm atarsınız. ekmek banıp yersiniz. ağzınız yanar, şarapla dindirmeye çalışırsınız. sigaradan fırt çekersiniz ağzınız körelir. bu entrynin girilme sebebidir.