bazılarının daha çok kaynak tükettiği halde çocukluğunda olduğundan daha az yararlı olmasıdır. küçükken en azından bakkala gönderilen çocuklar büyüyünce hiçbir işe yaramaz, yararından çok zararı olan kişilere dönüşebilirler zira.
çoğu zaman bitmek bilmeyen acı bir tecrübe,
kimi zaman hakikate boyun eğdiren bir olgunluk,
bazense herkesin yakalayamadığı hatta şahit bile olamadığı anda "o anı" idrak edip bilebilmenin yaşatığı huzurla dolmaktır..
büyümek, büyüdüğünü hissetmek ve bunu idrak etmek çoğu zaman acı bir lokma olur takılır boğazımıza..
hayal meyal hatırlıyorum çok sevdiğim ananemin ördüğü o kartal figürlü hırkayı, o hırkayı giydiğimde üşümeyeceğime inanıyordum. ama çocuklar çabuk büyüyor ya, ancak bir sene giyebildim o güzel hırkayı. ama büyüdüğümü anladığım ilk gerçek anı, küçücük halimle hırkaya yüklediğim onca anlamı, artık onu giyen kardeşime anlatmaya çalışırken yaşadım. kimse küçük kalmıyor be hacı! okula giderken peşimden koşturan o minik çocuk artık üniversite hocası oldu. o bana abi diyor, ben ona hoca. ve insan kendi büyüdüğünü kardeşi büyürken her dem o an tadında yaşıyor..
dedem, hoca dedem.. daha dokuz yaşımın içinde sürüklenirken, kendimi kendi gözümde değil başkalarının gözünde büyütmüştü...
dokuz yaşında veletin şort giymesinden daha doğal bir şey yoktur tabii ki. ama içinde bulunan ailenin yapısına göre bu şortun kısalığı problem olabiliyor. dedem beni yanına alıp, bana adammışım gibi davrandığı o gün, yine o an tadındaydı. ve o kare silinmez hafızama kazınmıştı. çevremizdeki insanlardan bağımsız bir hayat yaşamak için tesis edilen bu bağın minimum seviyede olması gerekiyordu. ve kendisinin laf söylemediği bana, milletten laf yemeyeyim diye usulünce uyardığı o an büyümüştüm yine..
yapılmaması gereken bir şeyi yaptığım o ansa henüz onbeşimdeydim. babam yalan söylediğimi bildiği halde, bildiğilye değil benim lafımla hareket edip. yaptığım hatayı kapatırken, aynı zamanda gözüme sokmadan, hatadan dönmenin erdem olduğunu anlattığı o andı beni biraz daha büyüten.
ve ilk çocuğunu kucağına aldığın o an, büyüdüğünü anlatan o anların tümü film şeridi gibi geçer gözünün önünden. sadece ölmek üzereyken son nefes marifetiyle dönmez bu film şeridi göz önünde. hüzünyoğun anlarda daha hızlı akar bu film. ve senin tecrübe ettiğin o anları çocuğunun acı bir tecrübeden ziyade hoş bir anı olarak deneyimlemesi için çabalamaya başlarsın ilk elden. bundan önceki büyüklüklerin aslında ne kadar küçük olduğunu anlarsın.
bundan önce yaşadığın hiçbir anın, çocuğunun ilk süt dişişin patladığı andan yada ilk emeklediği andan yada ilk baba dediği andan daha büyük olmadığını anlarsın..
asıl itibariyle büyüklük, her anın içinde gömülü olanı ve dışarıya çıkartmak, özümsemek için sadece doğru bakış açısının yeterli olduğunu kavrayabilmekle kazanılır..
Büyümek sadece bedensel bir gelişim değildir. Kişide yaşla birlikte deneyim ve bilgi de artar. Yaşadıklarından dolayı mutlu-mutsuz anılar ve yaptığı hatalardan vicdan azapları da birikir. insanı asıl büyüten bütün bunları yaşamaktır.
yaradılışındaki saflığı kirletmeden, iyi şeyler başarmak için biraz daha aklı başında davranışlar sergilemektir.. içindeki çocuğu kaybetmemiş her insan, çocuk masumiyetinde bir yürekle tüm insanlığı kucaklayabilir...
Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü,şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle bir küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim. *
Çocukken dünya kocaman bir oyun bahçesiydi hep bize ait sandığımız. üstelik bilinmezdi, heyecanlıydı ve hayal kurabildiğin ölçüde sana aitti her yer rengarenk ve mutluluk dolu. Geleceği bilmiyorduk ama onu istediğim gibi şekillendirebileceğim inancı vardı hep içimde.
Yaşlanmak ise ihtimallerin azalmasıydı. Sahip olamayacağını bilerek etrafa bakmaktı, geçmiş olsun demekti. Asla o güçlü sandığın adam ya da kadın olamazdın artık, çünkü hayallerin, ideallerin gerçek değildi. çünkü istediğin gibi şekillenmemişti hayat... ve bir gün büyüdüğünüzü anladığınızda sınırlı mutluluklar dönemine hoş geldiniz yazan görünmez bir tabelayla karşı karşıya gelmekti. nüfusu oldukça bol, rakımı mutsuzluğa yakın.
sadece acıların katlanarak artmasına sebeptir. önce kolun bacağın acır düştüğünde, sonra kalbin acır aldandığında, her hücren isyan eder bebeğini kaybettiğinde...
süreç devam etmektedir. her geçen an daha çok korkarsın zamanın senin için hazırladıklarından...
çok zor zamanlar geçirdik, adımızın harfleri silinmeye çalıştı. değil mi? buraya kadar aynı ki büyümek bir insanın nefes almaktan sıkıldığı anların toplamıydı haliyle. mutluluk çocuklukla eşdeğerdir, çok huzurlu bir zamanda çoğu kez şöyle olur,
"şu an 3 yaşındayım."
insan büyüyünce korkmaya bile korkuyor. Çocuk olsa çoktan çığlığı basacağı anlarda kuyruğu dik tutmaya çalışıyor. Büyümek çok boktan.
bok dedim. çok bok. pis.