büyük diyerek başladım ama bu sıfat bel altı felçli bir zenci gibidir. işlevi sıfırdr. belki sürekli nefret etmeye kendimi şartladığımdan böyle düşünmeye alıştım ama bu şehre yeni gelip iki gün sonra kaçma planları yapanları görünce haklı olduğumu hissediyorum.
bu şehirde hayat 8'den sonra biter. mekandan çok insan vardır. koskoca gençliğin gidebileceği adam gibi 2 rockbar, 2'de pub tarzından club vardır. pub dedim ama o ingiliz publarıyla alakası yok hemen gaza gelme. hoş yavaş yavaş yeni mekanlar açılıyor ama benim gençliğim söndükten sonra.
hayal kahvesi'nde içki satılmayan tek memlekettir bursa.
kızları denize komşu illerin hiçbiriyle kıyaslanamayacak kadar çirkindir. bunu hakaret olsun diye söylemiyorum sadece güzellik geni frekansı çok ama çok düşüktür.
bu şehiri baştan başa 2 saatte yürüyebilirsin. namazgah'tan başlar çekirge'de maratonu tamamlarsın.
bu şehir otuz yaş sonrası için şahane, altı için b.k gibidir. üniversite tercihi yapanlara uyarıdır.
2 adımda bir de apaçi diye tabir edilen garip giyimli garip saçlı sürekli kavga etme ve birilerini bıçaklama gayreti içerisinde olan insanlara rastlanabilecek değişik bir memleket. 2000 yılı civarı fena bir şehir değildi ancak durum gereği şöyle söylemek gerekir ki bazı semtler hariç bok götürüyor. bu durumu göçe bağlayabiliriz sanırım. tabi şehir son hızla güzelleştiriliyor yinede insanı son sürat kötüleşiyor. *
bir senedir henüz tamamlanamamış onarım çalışmaları nedeni ile turistik gezi yapacakların ulucami'nin havuzu ve mimberinin üzerinde ki şekilleri göremeyecekleri, yeşil türbe'ye girip dua edemeyecekleri, iskender kebap'ı bursa 'da yediğiniz vakit başka hiç bir yerde yemek istemeyeceğiniz şehirdir.
tarih sahnesinde oynadığı rol ile göğsümü gere gere söylediğim gururuma vesile cümlemin gizli öznesi. sağdan soldan bok atan 3 kuruşluk beyinlerinde tek barındırabildikleri bur-sa-lı-yız geyikleri olan insanları içerisinde barındırmayacak kadar yeşil kalabilmiş, anadolunun istanbula bakan yüzü avrupanın roması denizi var fakat uzak tıpkı çocukluğumun uzak anılarını barındırması gibi çarşamba da yürürken yeşil ile beyazı görmek sonra kartal yuvası olduğunu bilerek siyah ile beyazı seçerek istanbul a göç ettiğim, benim için diğer illerden farklı olarak istanbul a dönüşünden ziyade yollarında yürüyüşünü sevdiğim başta söylediğim üzere memleketim lan işte.
atatürk kapalı spor salonu'nda tofaş sas'ın maçlarına gittiğimiz, u.ü. iibf.'nin altıparmak'da olduğu, burç, dilek ve yazıcı olmak üzere sadece üç adet sinemasının olduğu, bambi ve akvaryum olmak üzere sadece iki adet diskosunun olduğu mahfel'in eski bir binadan ibaret olduğu, otogarın garaj semtinde olduğu, tıp fakültesinin fakülte semtinde olduğu yılları bilmeyenler tarafından kötülenen, gittikçe bozulmasına ve istanbul'a benzemesine rağmen her taşında hatıraların saklı olduğu osmanlı'nın ilk başkenti.
istanbula benzedi iyice trafiği diye eleştirmeye başlayıp apaçık hiçbir şey yok diye eleştirilere devam edebilceğimiz ancak yaşanılası,herşeye rağmen kafa dinlenesi
bazen gitmek için hiçbir yerin olmadığı bazen gidicek yerler arasında kararsız kalmanı sağlayan
bazen çok büyük bazen köy gibi gelen
bazen keşke deniz şurda olsaydı da görebilseydim ddedirtip bazende yeşilliklerini sevdiren
saklıbahçesinden kitapevine,arapşükrüsünden mahfeline setbaşına tophaneye cumalıkızı mudanyasına kadar yaşanılası şehirdir bursa.
istanbuldan sonra en önemli turizm merkezlerinden biri. tophaneye ya da emir sultana doğru çevrede mutlaka çekik gözlü fotoğraf çeken bir kafileye rastlarsınız. yok onları görmüyorsanız alışveriş yapanlara bakın mutlaka arap misafirlerimiz pazarlıkla mesgullerdir. eski güzelliği kalmasa da yine de sevimli memlekettir.