40'ına basmış bir kimya öğretmeni. aynı zamanda bir aile babası. ek iş olarak araba yıkamacasında kasiyer olarak çalışıyor. evli, bir oğlu var. adam görülen o ki hayatı boyunca ezik bir hayat yaşamış. okulda öğrenciler, evde kayınbirader, işte patronu...
her şey yeterince boktandır hayatta, ama bir de bunun üstüne 40'ında akciğer kanseri olduğunu öğrenir... ve olaylar gelişir*
"walt is that u?" ya da walt'ın şahlanışı da diyebiliriz*
başladı birader kendine gel. sabırsızlıkla beklediğim lafını kullanıp abartacağım kadar güzel bir dizi olan breaking bad'in 3.sezonu başladı. lost'a değişmem o derece. en güzel uykularımı bölerim onun için, telefonları kapatırım, kitapları yarım bırakırım, gecenin 3'ün de yanına meze olsun diye tekel bayiine gidip sigaramı içkimi alırım. münzevi evimde kapatır ışıkları seyre dalarım bu güzel temaşayı.
bryan cranston top sakal yapmış yeni sezonda. sarı mı sarı kızıl mı kızıl. yine aşıyor oyunculuk meselesinde. tane tane on numara temiz aksanıyla yine mest ediyor insanı. karısı durumunu öğrendi. ev değiştirdi. bunalımda şu an 2 bölüm itibariyle. kanseri yendi karısı tarafından terkedildi.
jesse ise rehab'tan çıktı artık. yavaş yavaş sarıyor yaraları. işler karışıyor iyice. bakalım bu çılgın ikili ne zaman pişirmeye başlayacak yine yeni yeniden?
--spoiler--
walt'ın basket sahasındaki konuşmasına hayran kalınmıştır. mimik ve hareketleri " bu adam mafya olacak paşam " dedirtmiştir bize. ayrıca jesse'nin gitgide daha zeki biri olmaya başlayacağını gördük ilk bölümünde sezonun.
sahnenin başlarında görünen elemanlar büyük ihtimal sezon sonuna kadar,ufak ufak aralarda gösterilecek ve sezonun sonunda ne olduğu belli olacak. 2.sezon boyunca da aynı şekilde oyuncak ayı gösterilmişti sürekli ve sezonun sonunda belli olmuştu ne olduğu.
zenci kaçakçı abimizde bırakmak istememiştir mr.white'ı ilk bölümde. buradan anlaşılacağı gibi walt amcamız bırakmayacak bu işlerin peşini. koştursunlar efenim dizide.*
--spoiler--
* --spoiler--
emilio'nun cesedini -silahla birlikte- kimyasal olarak yok etmeye çalışırken dökülen asidin, küveti eritebileceği insanın aklına nasıl gelmez diye düşündürür.
--spoiler--
kesinlikle televizyonlardaki en güzel dizi. bir girişimci öğretmenin öyküsü aslında anlatılar. tıpkı hung dizisindeki gibi. breaking bad'de bir kimya öğretmeni kanserdir ve para kazanmak için uyuşturucu üretip satmaya çalışma girişimi anlatılmaktadır.
hung dizisinde ise bir beden eğitimi öğretmeni kendisini parasız olduğu için terk eden karısı ve çocuklarını geri kazanmak için jigololuk yapmaya çalışma girişimi anlatılmaktadır.
şimdi bu iki diziden amerikalı öğretmenlerin girişimci olduğu için sevinmeli miyiz? yoksa en uç yasadışı işleri yaptıkları için üzülmeli miyiz çözemedim.
her bölümü bir turk filmine bedel olan lan ne den kısa dedigim filmdir.
diger tiky filmlerinin aksine cok gercekcidir. gecenin 11de babamdan:lan kapat ejdadın sikem yarın erken kalkacam sozlerini duymama neden olan dizidir.
bu dizi devam ettiği sürece aaron paul'a bir adet en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü verilmezse orospu çocukluğu kazanacak. bryan cranston'ın kabul görmeye başlaması çok güzel fakat hani aaron'a? adam hakediyo.
bu arada breaking bad harbiden insanlığa bir hediyedir, bunları izlemek lazım hep.
bryan cranston ın mükemmel performansıyla kendisine iki kere üst üste emmy getiren dizi. ha şimdi diyeceksiniz ki bir hugh laurie bir michael c. hall niye almadı emmy ona bişey diyemem. ama dizi gerçekten çok değişik bir senaryoya sahip ve bryan cranston da hiç de bu iki isimden aşağı kalır oynamıyor.
logosunda periyodik tablo bulundurarak içeriğini az çok belli eden güzide amerikan dizisi. başroldeki olağanüstü oyuncunun diğer bir dizisi içini sizi şöle alalım
(bkz: malcolm in the middle)
nasıl diyor siz.. heh spoiler (dizi hakkında bilgi) içerir. sonra, "spoiler ibaresi koymadın" diye suçlanmak istemem.
herkesin farklı olabilir ancak benim bir diziyi sevme konusunda iki sebebim var; ya da
şöyle söylemek lazım: bir dizinin sevilmesi için o dizide iki şart ararım. bunlardan bir tanesi olsa da yeterlidir; ki zaten ikisi birden olursa saçma durur. neyse;
birinci sebep dizinin gerçeküstü bir konuya sahip olması. buna çokça örnek verilebilir özellikle yakın dönem dizilerinden. lost, carnivale. bu iki diziden ilki olan lost gerçeküstü bir konuyu bilimsellikle de harmanlayarak ortaya müthiş bir konu ve seyrine doyum olmaz bir dizi çıkartmıştır. carnivale ise (ki şahsım için tüm diziler içinde bambaşka bir yere sahiptir) tüm gnostik incillerden harmanlanan konusunu 20. yüzyıl amerikası'ndaki büyük buhran dönemine taşıyıp bizi prophetlere, sophialara boğarak, üstüne de gayet güzel özel efektler kondurarak kısa bir dinler tarihi turuna çıkartmış, ardından da kendisi sadece 2 sezonla hayatımızdan çıkmıştır. bu ilk kriterin en güzel örnekleri olan iki dizide ortak nokta konudaki gerçeküstücülük, bilimsellik/din ve özel efektlerdir. bunlar etkileyicidir.
ikinci sebpse; bir dizinin konusunun tamamen hayatın ta kendisinden, ta içinden gelmesidir. buna verilecek en güzel örnekse six feet under'dır. hele hele ölüm gibi en aymaz konuyu alıp, evirip çevirip öyle bir şekilde düşünmenizi sağlar ki izlerken hem zırıl zırıl ağlar hem de tepine tepine gülersiniz.
işte breaking bad de bu ikinci kategoriden, yani hayatın ta içinden gelen konusuyla ve bu konuyu ota boka sardırmadan, karakterlerin hakkını çalmadan işlemesiyle sevilen, daha doğrusu kendini sevdiren bir dizi.
konu kimi zaman aksar gibi olmuyor mu, elbette oluyor ama bu oluşlar es geçilebilecek kadar küçük ve rahatsız edici değiller esasen. bir kimya öğretmeninin kanser olduğunu öğrenmesiyle birlikte ölümünün ardından ailesine para bırakma çabası hem gerçeküstü hem de duygusal bir ortam yaratmada (hele hele bizim gibi aşırı duygusal olduğunu iddia eden bir toplumda oldukça ilgi çekici zaten) oldukça başarılı. konu buradan çıkıp inanılmaz yerlere uzanıyor. ve dizinin senaristleri de özellikle ikinci sezon için kocaman bir övgüyü, alkışı hak ediyorlar kanımca.
ikinci sezonun açılış sahnesinden itibaren gösterilen havuzdaki bir gözü çıkmış oyuncak ayının ne olduğunu sezon sonundaki on üçüncü bölüme kadar anlamıyoruz. bu oyuncak ayıyı hep waltla ya da ailesiyle bağdaştırıyoruz ama esasen durumun böyle olmadığını sezon finalinin final sahnesinde kavrayabiliyoruz. ve bu durum da biz diziyi izleyenlere ya da diziden "aman efenim uyuşturucu kullanımını özendiriyor bu" diye bahsedenlere olayın öyle olmadığını anlatacak kadar şok edici bir biçimde gösteriliyor. bir kişinin sırf kanser olduğu için uyuşturucu üretmeye başlaması gibi basite indirgenebilecek bir olayın kelebek etkisi gibi bir etkiyle nelere sebebiyet verebileceğinin en büyük göstergesidir ikinci sezonun kapanış sahnesi. üstelik koca bir sezon boyunca o kelebek etkisi gözümüze gözümüze sokulurken biz onun farkına bile varamıyoruz.
neyse; 2010 mart ayında 3. sezonu başlayacak, sabırsızlıkla bekliyoruz.
bryan cranston ve aaron paul un karşılıklı döktürdüğü,süper kurgulu dizi.ilk iki bölümü izler izlemez en sevdiğim ikinci dizi haline gelmiştir.birincisi için tabiki;
(bkz: lost)
üçüncü sezonu mart 2010'da başlayacak olan sarsıcı bir dizi bu ya. sarsan bir dram. *
walt'un büyük değişimi, rapci elamanın silik hayatı, ailesi tarafından bataklığa bırakılışı falan...
amerika'da 2008 yılında yayınlanmaya başlamış ve 2 sezonu geride bırakmış olan film noir yüklü bir dizi.
başrolünde bryan cranston denilen bir adam. tek başına diziyi 2 seneden beri sırtlamış, pek ünlü olamamış 50'sinde bir adam. zamanında malcom in the middle'da oynamış, onun dışında da pek bir bilinmişliği yok. breaking bad ile birlikte resmen patlama yaptı adam. emmy ödüllerinde de en iyi erkek oyuncu ödülünü verdiler zaten adama.
diziye gelecek olursak; akciğer kanseri olduğunu ve çok az zamanı kaldığını öğrenen sıradan bir kimya öğretmeninin , hayvani boyutlarda çıldırıp ailesine para bırakmak için , eski bir serseri öğrencisiyle birlikte uyuşturucu yapıp (crystal meth) dağıtmaya karar vermesininin ve uyuşturucu baronu olmasının trajik hikayesi.
ilk sezon 7 bölüm sürmüştü amerika'daki senaristlerin grevi nedeniyle, ikinci sezon 13 bölümdü. 3.sezon için 2010 şubat- mart deniliyor.
e2 ise ikinci sezonunu vermeye bu sonbahar itibariyle başladı.
dizinin anlattığı belki bugüne kadar çok işlenmiş , daha doğrusu çok sorulmuş bir konu. 2 ayınız kaldı napardınız?
dünyayı gezmek, hayvanlar gibi para harcamak, depresyona girmek, aşık olmak vs...
cevabın farklı oluşu, yani uyuşturucu işine girip aileye para bırakmak, diziyi özelleştiren en büyük neden. gayet başarılı. *
Televizyonda oynayan en iyi senaryoya sahip dizi. Oyunculuk kaliteli. özellikle Bryan Cranston ve Aaron Paul'un oyunculukları takdire şayan. Herşeyiyle mükemmel. Ayrıca walter'ın kullandığı takma isim için