izledikten sonra yaklaşık 1 saat etkisinden kurtulamadığım film. hayatımda daha önce hiç kendimi bu kadar boş ve önemsiz hissetmemiştim. ve halime şükrettim gerçekten. beterin beteri var her zaman. bilmediğimiz neler dönüyor neler... izlemeyenler kesinlikle ve kesinlikle izlemeli.
Süper sonik bir filmdir.
Filmin sonunda klasik olarak Leonardo'nun o kızla mutlu mesut yaşayacağını o adamın da ailesine kavuşacağını parayı da fifti fifti paylaşcaklarını bekliyordum klişe olarak, ama beklemediğim yerden vurup dumur etti senarist, tektaştan da soğuttu, evlenirken parmağıma ne takılacağı merak konusu, ayrıca o savaş, bombaların kurşunların havada uçuştuğu sahneler neydi öyle! insan vay anasını nasıl film lan bu diyor izlerken... Gerçek bir baş yapıt.
leo'nun o ergen saf yakışıklı sibyan (yeterli sanırım) imajından arınıp tabi yakışıklılıkdan ödün vermiyor halen ama gerçekten olgunlaşıp hakikaten başarılı bir oyunculuk sergilediği kesinlikle izlenmesi gereken muhteşem siyasi mesajları olan filmi.
zenginliğin kimliği halini almış elmasın, nerden-nasıl elde edildiğini anlatan gerçek hayattan uyarlanan ve birazdan trt1 kanalında yayınlanacak olan film. keşke benim yerime, elmasa düşkün kokoş karılar izlese.
uzun süredir her yerde gözüme çarpmasına rağmen, bir türlü seyredemediğim, akşam trt'de denk gelince soluksuz izlediğim film.
bizlere kapitalizmin gerçek yüzünü çok güzel göstermiştir.
insanlar elmas takılar takabilsinler diye, kimler ne şekilde çalıştırılıyor, bebek, çocuk, kadın demeden nasıl katlediliyor, aileler nasıl parçalanıyor ve ülkeler bu yöntemlerle global para babalarınca nasıl yönetiliyor, çok güzel dile getirmiş.
Benzer durumlar, ister elmas için, ister petrol için olsun, aşağı yukarı afrika'nın ve hatta dünya'nın her yerinde yaşanıyor. ve bilmesek de bizler de bunun bir parçasıyız.
bu açılardan mutlaka seyredilmesi gereken bir film.
ayrıca; di caprio' dan beklemediğim bir oyunculuk gördüm, "döktürmüş" diyebilirim.
ama filmin sonu, filmin tamamının kalitesine yakışmamış, biraz hafif kalmış.
belki de dünyanın en güçlü monopol piyasasına sahiptir bu şirket. elmas rezervlerinin %80 küsürüne yakın bir payı var ki bu da onu doğal olarak fiyat belirleyici kılıyor.
gelelim bu ünvanı nasıl koruduklarına, işin çirkinliği de orada ortaya çıkıyor sanırım. çünkü piyasayı yaratmakla yaptığınız katliamlar piyasayı korurken yaptıklarınız yanında hiç gibi bir şeydir.
şimdi bu devinimi kontrol altında tutmak için karışıklığa ihtiyaç var ki, şu yüzyılda en karışık kıta da afrika zaten. bunun baş sorumlularından biridir bu şirket.
ayrıca elması çok çok nadir bulunan bir maddeymiş gibi kısıtlı arz'la sunarak insanlarda nadide algısı yaratmaları ise bu şerefsizlerin reklam başarısıdır.
aranızda pırlanta yüzüksüz evlenmek isteyen kız var mı? büyük ihtimal yoktur olanlar da bir elin parmaklarını geçmez zaten. işte bu filmin anlattığı şey de bu zaten, van de kaap dedikleri oluşum de beers.
şu kapitalizmin en büyük gücü aldığı şey olan insan hayalleri ve algılarını yırtamadığımız sürece daha çok bu filmleri izler 1 hafta yas tutar sonra evlenirken 5 aylık maaşımızı pırlantaya yatırırız.
yine de filmi yapanlara da, popülaritesini arttıran ve muhteşem bir oyunculuk sergileyen leonardo di caprio'ya da sanırım bir teşekkür borçluyuz ki en azından bilmeyenler için de bir araştırma ışığı yakmış oldukları için.
' bir ülkenin doğal kaynakları, o ülkenin vatandaşlarının malıdır. onları çalma hakkımız yok. onları tüketim amacıyla kullanıcıların hizmetine sunamayız. üçüncü dünya bizden ayrı bir dünya değildir... ! '
gece gece beni darmaduman etmiş film. varlığından şüphe duymadığımız gerçekleri kimi zaman filmler yoluyla görmek kimi zamansa onlara bizzat şahit olmak, sizi insanlığınızdan utanır hale getirebiliyor. para hırsı, daha fazlaya sahip olma güdüsü, bencillik ve son tahlilde tüm insani duygulardan sıyrılmış bir ruh evrenin en tehlikelisidir. aynı gezegende yaşıyoruz ama bir yerlerde birileri bizden daha farklı yaşıyor. berbat şartlar altında. ona yaşamak denmez aslında; hayatta kalma mücadelesi veriyor. neden böyle peki? yukarıda bahsettiğim et yığınlarının dünyaya hakim olmasından dolayı. görece rahat yaşayan 'insan' ların yeterince sesli düşünüp, hissedememesinden. daha doğrusu boşvermişliğinden. gerçek anlamda canım yanıyor böyle bir gerçekliğin olduğu gezegende daha rahat yaşıyor olmaktan, farkında olup da kaydadeğer hiçbir şey yapamamaktan, yapmaya çalıştıklarımın devede değil kulak herhangi bir varlığının dahi olmamasından. ve canım yanıyor tüm bunlara sebep olan sermaye sahiplerinin sayısının ve hırslarının günden güne artıyor olmasından. zenginlikten, ihtiyaçtan daha fazla olan herşeyden, ikinci bir arabadan, evden tiksiniyorum.
eşitsiz bölüşümden nefret ediyorum.
+ sevgilim blod daymındı seyrettin mi?
- evet sevgilim.
+ ee o zaman tektaş istemezsin artık.
- ne alaka?
+ ama afrikadaki çocuklar:(
- ya bırak, pintiyim demiyorda.
ülkemizdeki naylon solcuların iç yüzünü antlattığı için de ayrıca önemli olan film.
devrim, mevrim, özgürlük , ezilmemek bilmemne sayıklayıp önüne gelene tecavüz, yağma , yıkma, taş üstünde taş koymama... uyuşturucu ve kızla kandırılmış gençlik. elinde boyu kadar silah tutan çocuklar...
işte türkiye dekilerde bundan farklı değil. adamların misyonlarını açığa çıkarması açısından güzel bir yapım.
eminim gözyaşları ile izlemişlerdir.