birini seversin. umutlanırsın. mutlu olursun, eğlenirsin, onun da seni sevdiğini zannedersin, sevmemiştir. sonra ağlarsın, düşünürsün, umutlanırsın, sonra tekrar ağlarsın. sevmez. gideceğini söylersin, gitme der. ama arkadaşça. sonra sarılırsın ona, son kez. evine gidersin, ağlarsın, bavulunu bile toplamazsın sadece gidersin. gittin ya geçer sanırsın, geçmez. ağlarsın, gülersin, mutlu olursun, sevişirsin ama geçmez. hiç geçmez.
Bir şarkı yağmur gibi doldurabildi bir semti
Bir semti tam on dört yerinden bir adam terk etti.
Gözlerinde bir kumsal biriktirdiginden bu yana,
Eksik onca kenti tamamladığından beri yani
Birkaç öpüşünle binlerce düşü açıklarken hani
Ölüm kendini astı hiç silah sesi duymadım ben
içini doldura doldura " siktir olup gitmek" kendi adıma tam olarak bu anlama gelmeli dediğim genel anlamda en fazla ihtiyaç duyduğum eylem belki de ruh hali.
insanı derin düşüncelere, üzüntülere sevk eder. herşeyini bildiğin o büyük şehir, bir anda yabancı olacaktır artık sana.
önce şehirde son turlar yapılır. şehrin her köşesi, akla kazınır tek tek. sokağın daha bir farklı gelir, gideceğin gerçeğiyle. canın sıkıldığında tek başına gittiğin kafa dinlediğin o çamlık alan. hepsi geride kalacak. belki daha kötüsü, sana değer veren ve ne kadar sevdiğin insan varsa hepsi bir anda hayatından çıkacak. birkaç tanesiyle telefonla görüşmeye devam etsende zamanla onlarda unutacak. ve sende unutacaksın, zamanla onları. şehrini.
zamanla adı silinecek hafızandan arkadaşlarının isimleri, eski şehrinin semtleri, sokağın..
zordur çocukluğunun geçtiği şehri, zorunluluktan terketmek. can alır.
hele memleketinden, Akdeniz'in büyük bir şehrinden sonra istikamet doğunun küçük bir bozkır şehriyse.
çekip gitmek, kaçmak hep kolay gibi görünür.
ama en zoru 'o' dur aslında.
insan yanında ne kadarını götürebilir ki
bir şehrin neyini götürebilir.
birkaç eşya, biraz para
kaçıp gitmek, terk etmek zorunda olduğu şehirden,
neyi götürebilir ki.
anılarının ne kadarını götürebilir bir insan.
götüremez. hep bir şeylerini bırakır o şehirde.
bıraktıkları götürdüklerinden daha fazladır.
bu yüzden 'bir şehri' tamamen terk edemez bir insan.
nereye giderse gitsin 'o şehir' den bir iz yaratır kendine.
başka türlü yaşayamaz çünkü.
doğduğu büyüdügü, ilk kez aşık olduğu,
ilk kez seviştiği o şehri terk edemez.
ilk kez yürüdüğü sokakları...
hiç bir şeyi...
tüm yaşanmışlıkları alıp götüremez insan
o ruhsuz Avrupa şehirlerine.
çekip gitmesine rağmen asla terk edemez.
hem insan ne götürebilir ki.
bir şehrin ne kadarını götürebilir.
hele terkedilen şehir Saraybosna'ysa.
tam 3 kez farklı bir şehirde yeniden başladım.
yeni başlangıçları severim derdim hep.
ama bir müddet sonra bunaltıcı hale geliyor.
sizden götürdüklerini hiç saymıyorum bile.
artık yerleşik düzene geçmek istiyorum.
"Bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı, binbir soruyla
Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu..."
çok zor sanırken çok kolay olduğunu anlarsın. aslında o şehre ait olmadığını ve her şeyini toplayıp yarım bıraktığın hayatı düşünmeden defolup gidersin. ankarayı terk etmek daha bir güzeldir. bu yapaylıktan, insan selinden kurtulup özüne dönmek...