Bu pandeminin bitmesi iyi de bayramlarda kimin eli kimin cebinde olayları yeniden geldiği için biraz endişeliyim. 3. Dereceden tanımadığım akrabalar yanağımı sıkıyor lan benim. Bu nedir abi. Endişeliyim.
Zorla dayatılan o saçma ve kalitesiz tütün kolonyalarından ve hamur kıvamına gelmiş balçık gibi yapılmış baklavalardan kurtuldum. Oh be dunya varmış dedirten cinsten. Zaten bayram ayağına yüzüne bile bakmak istemediğim insanlarla muhatap olmaktan gına geliyordu.
amcamgil, teyzemgil ve halamgillere gitmedim. amk kodumunların sormuyorlar, aramıyorlar nasılsın filan diye.
iyi yaptım. dayım ve oğlu da benim gibi yaptı.
her üniversite öğrencisinin korkulu rüyasıdır bayram ziyaretleri. özellikle " okulu bitirince ne olucan" ve " ne zaman mezun oluyosun" soruları dinden imandan eder insanı.
mezunlarınsa (bkz: mayış) problemi vardır. istersen boğaziçinde yüksek lisans yapıyor ol, istersen dünyayı kurtaracak bir projede gönüllü çalış; 3 binden aşağı mayış alıyorsan "komşunun çocuğu" giriyor devreye.
" hayriye teyzenin oğlu müdür olmuş dört buçuk alıyomuş".
Sevmediğiniz akrabaları görme ihtimali yüzünden gelmesini istemediğim gündür.allahtan küsüz de suratlarını görmek zorunda kalmayacağım.zamanla değerini yitiren ziyaretlerdir.
Hiç sevmediğimdir. Zaten artık millet baklava da yapmıyor. Çikolata ve kadayıf için değmeyen ziyaretlerdir. Harçlık vermeyenleri söylemeye gerek bile yok.
akrabalar ve komşular arası gelenekselleşen sidik yarıştırma merasimleri. ilk etapta adet olduğu üzere çok umrumda değilsin ama hadi sorayım bari edasıyla 'nasılsınlar' ve 'iyiyim siz nasılsınızlar' alınır. ardından alıştıra alıştıra sidik yarışına başlanır. kim nereyi kazandı, kaç puan aldı, hangi işe girdi, aa iş bulamadı mı yazık gibisinden saçmalıklar ve akabinde dahiyane fikirlerle akıl vermeler ile devam eder. oldukça yüzelsel bir şekilde gündemle ilgili konuşma yapılır(olmazsa olmaz değildir, çokça bahsedilmediği de olur). ikram edilen tatlı/hamur işi tıkınılır, ziyaret sayısı ile doğru orantılı olarak sindirim sistemi zorlanır. can sıkıntısı ile kalkılır, sahte gülümseyişlerle ziyaret sona ermiştir.
yarrak gibi geçen ziyaretler bütünü. genel olarak muhabbetler şu şekilde:
-sen nereyi kazandın oğlum?
+tercih yapmadım teyze
-aman boş ver en iyisi oğlum. bizim oğlan da kazanmış işte keh keh.
+yaa nereyi?
-xxxx inşaat mühendisliği. ***
+ (((((:
452 puanla idealistlik yapıp kalıyoruz, 300 puanla girilen yerle hava atıyorlar ya mutfaktan bıçağı alıp monteleyip yollasayım geliyor arkadaş. ayriyeten kazanmak diyen çeneni sikeyim senin teyze. kazanmak ne ulan? "sınavı kazandın mı?" he kazandım amk mantığını siktiğimin seni.
kısa olanı makbuldür. uzun uzun oturulmaz zira başkaları gelir yer olmaz falan filan. ulan bir gelen kabile gibi oturdu mu kalıyor? kapıya yazılması gereken bayram ziyareti kısa olur. evet.
insanın dedesi ile rahat rahat iki kelam edebildiği yegane zaman dilimlerindendir.
Aile tarihini kayıt altına almayı seviyorum. Muhtemel ki bana babamdan geçmiş bir huy.
Babamın babasının babasının babası Yugoslavya-iştip'te tütün korucusuymuş. Tam ne iş yaptığını anlamadım da tütün kaçakçılarının sevmediği adamlarmış bunlar. Onu anladım. Bu bayramda dedem anlattı. Büyük dedem bir gün köyünde avluda uzaktan keskin nişancı tarafından büyük ninemin gözü önünde vurulmuş. Adam olduğu yere yığılıvermiş. Dedem 37'li olduğuna göre onun babasının çocuk olduğu tarih bu seneden yarım asır önce olsa, 1800lerin son çeyreğinde oluyor olay. O zamanki keskin nişancılık nasıl bir şey diye sormadım dedeme. Bölmek istemedim. Hani 4.6 kanas değildir de nedir bilmiyorum. Büyük ninem günlerce tek laf edememiş. Hayalet gibi dolaşmış. Kendine gelememiş. Sonra da üç çocuğu destan, Kamil ve Nuri'yi alıp Konya bozkır'a gelmiş. Bozkırlılığımız oradan geliyor.
Bu da böyle bir anı.
Bayramda dede dizi dibinde aile tarihini dinlemek kadar hoş bir şey var mıdır bilmiyorum. Sırf bunun için bile beş yüz küsür km yol gitmeye değer.
efendim ben şahsen insan arasına karışmak olsun, ziyaretler misafirlikler olsun, bu tip şeyleri sevmeyen, bunlardan hazzetmeyen bir insanım.
ayrıca 2 gündür yani bayramın ilk iki günü hastalığım dolayısıyla yattım, kaba et büyüttüm ve bir bayram geleneği olan hısım akraba ziyareti yapamadım.
annemin gazları ve kendi vicdanımla yaptığım müsabakanın vicdanım lehine sonuçlanması neticesinde gitmeye karar verdim akrabalarımıza, aktım yaşlı ortamlara.
aslında böyle yazınca iğrenç insanlarmış gibi oldu. ama öyledeğil aslında benim diye söylemiyorum (belki de söylüyorum) akrabalarım çok şirin, tatlı insanlardır.
gitmemek aslında benim suçum olurdu gitmesem.
sonuç itibariyle de iyi ki gitmişim.
ama ne bileyim yine de biraz iğreti durdum ortamda.
çok yapmacık geldi orada bulunan insanların hareketleri. yapmacık gülücükler vardı sanki suratlarda.
neyse efendim biraz ortamı anlatayım.
---------------
bugün itibariyle dedemin ablasını ziyaret ettim. oldukça yaşlı olmasına karşın çok dinç bir insan olan koca halam beni çok süpersonik karşıladı ve bana oldukça ilgili davrandı.
burada edeceğim laflar kesinlikle ona değil, zaten olamaz, kendisi harika bir yaşlı insandır, saygım sonsuzdur.
benim lafım orada ben gittiğimde bulunmakta olan ya da benden önce oraya bayram ziyeretine gelmiş olan tanımadığım insanlara.
içeri girdim.
üstümde bayramlıklarım.
halamı gördüm.
o da beni gördü, çok sevindi.
elini öptüm.
halimi hatrımı sordu, aynısorularla karşılık verdim.
okulumu falan sordu.
her şey normaldi.
ortam güzeldi.
sonra diğer insanlarla bayramlaştım.
tanımıyordum ama adettendir diye ellerini öptüm, bayramlarını aldım.
orada yaşlı bir amca vardı. bu işlemleri ondan başlayarak yaptım.
o yaşlı amca bana çeşitli laflar soktu.
sokulan laflar hep aynı türdendi.
neden daha önce görüşmediğimizin benim hatam olduğunu savunuyor, hiç gelmediğimden yakınıyordu.
ona göre bayramlarda olmasa hiç görüşemeyecektik.
doğruydu ama ona noluyordu?
sonradan öğrendim. çok uzaktan bir tanıdıkmış kendisi, yani bir daha görüşme ihtimalimiz yok. niye o kadar laf soktu, bir gizem olarak kalacak.
aslında o klasik bayram laflarıydı.
olmazsa olmazdı.
sanki senaryosu hep aynı olan bir sitkomda gibiydik. onun da rolü oydu.
ayrıca değinmeden geçemeyeceğim. o yaşlı amca sohbetin bir sırasında enseme doğru sesli ve tükrüklü geğirdi.
ayrıca neden hiç görüşmediğimizi anlaması gerekti o hareketinden sonra.
tebrik ettim içimden kendisini.
başka neler oldu?
hee, hep olan oldu.
sohbetin ilk yarım saati her zaman olduğu gibin "nassın, iyi misin, çocuklar nasıl, bak şimdi sana sordum ya çocukları, aynısını kocana da soracağım, cevaplar farklı olursa gebertirim" şeklindeki konuşmalarla geçti.
sonra bir diğer diyalog süreci başladı ve ilginç bir şey vardı.
herkes birbirine katılıyordu.
herkes yılmaz erdoğan gibin "dimi,dimi" şeklinde bir önceki fikre sırayla katılıyor, kesinlikle muhalif bir ses çıkmıyordu.
sanki farklı bir görüşün olmadığı tartışma programındaydık.
eski anılara da dönülmese hakikaten çıldıracaktım.
gerçi anlatılan eski anılar da hep aynıydı ama eğlenceliydi, hatta tek eğlenceydi.
sonra son el öpmeyle kalktık falan...
bitti ziyaret...
-----------------
şimdi ben bu saçma yazıyla başımdan geçen bir olayı yazdım
sanmayın ki (gerçi kim okuyacak da sanacak) şey deyu düşünüyorum:
"allah'ım herkes neden böyle yapmacık,sistem beni eziyor ve insanlardan nefret ediyorum, kendi halimde bir hayatla yalnız ölmek istiyorum".