şu anki karakterimin alt yapısını oluşturan eksik olmasın dediğim ama azı karar çoğu zarar insan. ben doğmadan önce kendine söz vermiş "kendi çocuklarıma, babamın bana davrandığı gibi davranmayacağım" diye. adil olmayı ondan öğrendim.
-sonsuz güvendiğim ve hiç tereddüt etmeden sırtımı yaslayabileceğim tek erkek hatta tek insan.
-hayatta en çok haksızlık yaptığımı düşündüğüm tek insan.
-haketmediğimi düşündüğüm tek insan.
üzülmeyinlan, kimse ölmedi benim hikayemde. Sadece durduk yere bırakıp kaçmış. 5-6 yılda bir arıyor. sadece sesini duya bildim şimdiye kadar. Ama ekisklik hissetmedim çünkü benim baba eksikliğim, gerçeklerim olmuştu, kabullenilmeleri kolaydı.
çok şükür, Yaş az-çokta kemale erince, hiç ihtiyaç duymadım kendisine. Bazen annem için endişe ediyorum o kadar. Herif yaklaşık 21 yıldır yok piyasada. ben doğmuşum , o türkiye'yi terk etmiş. Arkadaşlar hep mevzuyu bana bağlar, senin ne olduğunu anlamış oğlum herif derler. Olabilir. Sonuçta onun oğluyum...
Bana da üzülmeyinlan, çünkü benim de ileride böyle bir şey yapmayacağımın garantisi yok.hayat bu neyin - nerede-nasıl olacağı belli olmaz....
Siz en iyisi insanlığın haline üzülün! hatta ağlayın!
Halinize şükretmeyi de unutmayın...
ben küçükken
atlasında ülkemin
nerede deniz varsa oraya gittim
hüzün kokulu saman kağıtlarına
bilmem kaçıncı mevsimi
ömrünün
yıkılmasın diye
her limana hüzün ektim
ben büyürken
mısırda piramitleri diktim
D:\Photographs\Babam klasörüne girmeye cesaret edemediğim adam.
ardısıra dönüveren müzeyyen senar-keklik ve bardağımı dolduran içkinin verdiği cesaretle girmiş bulundum. yeni tarihli fotoğrafların hiçbirinin vermediği seni, yine orada buldum.
iki yıldır her gündüzü takip eden her gecede, diken oldu bakışlarım gönlüme. Unutmak, hatırlamamak uzaklaştı benden günden güne. Dualar ulaştı sana dilden dile. Soruyorum sana, ne kaldı kendimden geriye?
Deli Emin misali, sevdiğin Türküyü yetiştireyim dedim kabrine.
Ziyaret'ten çıktım Cender'in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide'm gözü
Aslını sorarsan da asıl yerden
Hacı Bürolar'dan Memed'in gızı
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktüm'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezerim
Bulamadım Zahide'den güzeli
Ayınan doğarda gününen aşar
Zahide'm görenin tebdili şaşar
iyinin gaderi kötüye düşer
Diken arasında galmış gül gibi
Çeşmenin başında yunak daşısın
Gökte dönen tek turnanın eşisin
Ceren avcın ben olayım Zahide'm
Elli kızın yüz gelinin başısın
Zahide gurbanım n'olacak halım
Gine bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Dediler bu hafta oluyor gelin.
hiç ölmeyecek zannedersiniz.
bir gün bir bakmışsınız babanız size ben kanserim oğlum diyor.
dünyanız başınıza yıkılır o anda. "koskoca babam o benim ya nasıl hastalanır nasıl ölmenin eşiğine gelebilir" dersiniz ilk şoku atlatana kadar.
gün gelir acı bir şekilde babanız vefat eder. ilk önce kendinizi kaybedersiniz cam, kapı, pencere, duvar, dolap farketmez sinirinizi çıkartmak için hırplarsınız çevrenizdekileri ve kendinizi. ilk bir iki gün sarhoş gibisinizdir. anlamazsınız,anlayamazsınız. sonra sonra anlarsınız artık babanız yoktur, bir daha gelmeyecektir. bazı zamanlar sanki işten gelecekte "ne yatıyon lan kase! baban geldi elini öpsene" diyeceğini sanırsınız.
ama yoktur artık, meçhuldür nerde olduğu, ne yaptığı. hayatınızın geri kalanını onsuz geçirmek çok ağırdır. muhtemelen insanın hayatta yaşayabileceği en acı ve ağır duygudur bu, artık buna alışmanız bununla yaşamanız gerekmektedir. artık en ufak bir sorunda bile size kol kanat gerecek bir babanız yoktur. o sizin ilk kahramanınızdır. hani derler ya "ölecek adam değildi" diye işte onu hergün düşünürsünüz. sokakta, dışarda yaşlı adamları görürsünüz seksen doksan yaşında. dersiniz bu dünya ne kadar adaletsiz. neden benim babam genç yaşta öldü neden. ama bu süreçler de geçiyor merak etmeyin.
belirli bir zaman geliyor alışıyorsunuz. artık ara sıra düşlerinize giriyor. o günler çok kötü oluyorsunuz sinirleniyorsunuz her şeye, hayata küfür ediyorsunuz. ama ne de olsa o artık yok kendinizi yerden yere atın bağırın çağırın artık o yok.
eğer babanıza ulaşabilecek uzaklıktaysanız gidin içten bir şekilde sarılın şöyle sıkı sıkı babanız anlamayacaktır belki de gülecektir "noldu bizim haytaya, yine birşey mi istiycen len" diye ama siz beni dinleyin, hayat çok kısa neyin ne zaman olacağı hiç belli olmuyor. elinizde ise babanızı ve annenizi bir kere bile üzmeyin. yanınızdakilerin kıymetini onlar olmayınca çok acı bir şekilde anlıyorsunuz.
ilk aşkım.
hayatımda en güvendiğim en koktuğum en sevdiğim en özlediğim erkek. küçükken sırf ben kahvaltı ediyim diye benim tostlarıma değişik sekiller veren yüzler çizen, uyuduğumu sandığı zamanlarda sessizce üstümü örten, bugun gördüğüm her erkeği kıyasladığım yokluğunu hayal bile edemediğim insan.
baba adamdır. tokat ın çayır köyünde, yedi çocuklu bir ailede büyümüştür. babası yani dedem on iki yaşındayken ölmüştür. amcalarım gibi çiftçilik ve çobanlık yapacakken, köyü ziyaret eden kaymakamın "bu çocuk çok zeki bu okusun" sözü sayesinde okumaya devam etmiştir. kendisine ekmek almak için verilen parayla gazete almış, ekmeği de bakkala yazdırmıştır. amcalarımın çabalarıyla, senede bir lastik ayakkabı giyerek, her öğün bir mayalı ekmek yiyerek yokluk içinde okumuştur. lise yıllarında, sağ sol kavgalarında, her gün eşşek yüküyle dayak yemiş, bir çok arkadaşı okulu bırakırken, yine de okumaya devam etmiştir. kendi deyimiyle ne sağcı ne solcu, orta yolcu olmuştur. bu yüzden her iki taraftan da dayak yemiştir. yirmibeş kişilik sınıftan, her gün okuduğu, gazetelerin köşe yazılarının da etkisiyle üniversiteyi kazanan tek kişi olmuş, hem kendinin hem de oğullarının kaderini değiştirmiştir. onu ne kadar sevsem, ona ne kadar hayran kalsam azdır.