2. izleyişimde filmein sonunu bilmeninde huznuyle film boyunca cocugu gordugum her sahnede agladıgım salya sumugumle 3 peceteyi harcadıgım ilk izleyişimde ailemle birlikte olmamdan dolayı aglamamak için kastım biraz oyuzden tekrarını tek basıma izledim rahatladım
çagan ırmaka hayranlıgımızın katlanarak artmasına neden olan güzel bir kasaba hikayesi.ege bölgesine has bi sıcaklık,samimiyet sözkonusu bu filmde.ayrıntılar gayet dikkatle işlenmiş.
insanların tuhaf bir önyargı ile "mutlaka ağlamamız lazım" diye gittikleri film.Oysa filmde ağlamaktan daha çok odaklanacak şeyler vardı.Örneğin Ege evinin mutfak dekorasyonu,seçilen mekanlar ve Fikret Kuşkan ile Çetin Tekindor'un oyunculuğu.insnalarımız neden herşeye arabesk tarafından bakar bilemem.Gerek çekim,gerek konu,gerekse oyunculuk açısından son zamanlardaki en iyi Türk Filmidir.Ama toplaşıp sadece ağlamaya gitmek filme ve yönetmenine biraz saygısızlıktır.
karşılıklı söyleşide kenan evren'e sadece boş vakitlerinde neler yaptığını soran zavallı gençliğin konusunu hiçbir zaman anlamayacağı, 3.5 milyon küsür kişinin seyretmiş olduğu film.
filmi, hakkında hiç bir önbilgim olmadan izledim. evimde izledim, ses doğru seviyede idi. dışardaki kasetçinin "uçacaksın uçacaksın havalara uçacaksın" diye tıngırdaması sebebiyle pencereyi de kapattım. ama hava sıcaktı, malum.
ve film güzel başladı.
"gerçekten de darbe olduğunda bu doğum vs gibi acil işler nasıl oluyor" dedim başta, ağlamadım.
arada, sadık'ın işkence sahneleri geldi... "ne oluyor yahu?" dedim, "demek ki eleman kapitalizm karşıtıymış, o yüzden korkmuş yazı işleri müdürü, gazetedeki yazısını yayınlamaktan" dedim.
devam etti film.
sadığın öksürüklerinin üzerinde durmuşlar. ilk tren sahnesinden belli oluyordu birşeylerin olacağı.
çocuğun öngörüsü de, aynı şekilde.
tekindor'un mükemmel oyunculuğu da arttırdı etkiyi.
ağladım.
ağlamak için yapılmış bir film. ama farklı bir derinliği yok. oldukça bizden bir trajedi. bir aile trajedisi, bir hayat trajedisi.
ağladım.
güzeldi, ama politikayı ve idealizmi yeren bir filmdi. kaş kaldırdım, hayıflandım. "insan büyüdükçe hayalleri küçülür" ve, "gidecek olanı durduramazsın".
yine de, "ben bu memleket için savaştığımı düşünürdüm... ama bu memleketin umrunda bile değildi." laflarıyla, en azından izleyen genç nesil için -ki bence artık geç- ufak bir sorgulama, "ulan peki ben ne için savaşıyorum ki" diye bir düşünüş yaratabileceğini düşünüyorum, bir umutla.
şaheser değil, öyle bir amacı da yok. ama iyi bir film ve bana "hey, şu bizim vurdulu kırdılı holivud filmlerinden her durumda iyiydi be" dedirten bir film.
ağladım, iyi ki ağladım. güzel işlenmiş, iyi oynanmış, kurgusu vs. ile iyi.
çağan ırmağı bilmem, çok da ilgilenmem. güzel işlemiş, baba da dahil aşırı baskın bir bünyeyi barındırmayan, ne politikleştirme, ne de apolitikleştirme güdüsü taşıdığını düşündüğüm, "uçucu siyasî kavga" çeşnili hayat draması.
* ağladım ve rahatladım.
ama rahatlamamın sebebi ağlamam değildi.
ağladım çünkü filmdeki baba-oğul-torun hikayesi çok acıklıydı. * öleceğini anlayan oğul torunu alarak yıllarca küs olduğu babasının evine gidiyor. pişmanlıklar pişmanlıklar.. vs vs. bunları geçelim..
rahatlamama gelince; tamam babamın bana olan sevgisini 18 yaşımda ameliyattan çıktıktan sonra dudaklarımı ıslak pamukla sildiğini hissettiğim zaman anladım. bilenler bilir narkozdan çıkan kişi susuzluk hisseder ama kesinlikle su verilmez, babam daha önce ameliyat olduğu için bunu biliyordu. göstermezdi sevgisini rahmetli. amaaaaa bir gün dahi küs olmadık. bizi sevdiğinden bir an bile şüphe etmedik. sadece sıkı sıkı sarılıp seni seviyorum demezdi. eskiler hep öyledir canım, idare edelim. bu rahatlamamın birinci sebebi idi. ikincisine gelince; dostumla(jr aabi) * olan ilişkim çok özeldir. küs olmak???? arasıra küseriz. en fazla 5 dakika sürer. doya doya sarılırız ki birbirimize sarılıp yattığımız çok olmuştur. asıl bu yüzden çok rahatladım. bakıyorum da filmi seyrettikten sonra oğluna/kızına veya anne/babasına sarılanlar olmuş. hiç öyle yapma gereği duymadım. zaten ben her zaman sarılıyorum. dostum ve ben sevgimizi hep gösteriyoruz birbirimize. işte bu yüzden böyle durumlara düşmeyeceğimi bildiğim için rahatladım.
filmi seyrettikten sonra eve gelip oğluna sarılan adam!!! iki gün sonra bağırdın çocuğa. ne oldu şimdi?? denyo!!!
3 arkadaş bu filme gittik. Filmin ilk yarısı.Ortadaki arkadaşa mısırı verdik oda kucağına koydu yiyoduk. bir ara gözüm mısır kutusuna gitti öbür taraftaki arkadaş kutuyu karıştırıyo böle. Yavaşaça dedim:
-Ne arıyosun olm orda
Tam o sırada filmde ufaklık telsizle "Arkadaş arıyorm "diyince biz üçümüz koptuk.
tabi herkes duyguluyken biz yarılınca etrafımızdan "cık cık" sesleri ve bakışlarla linç edilmekten kurtulamadık. Bu da böle bir anımdı. *
türkiyede çekilmiş 1990 öncesi bütün türk filmlerini müzikleriyle ezbere bilen babamın bu filmden istediğini alamaması üzerine gözümden düşmüş olan başarılı bildiğimiz türk filmlerinden (bkz: türk filmi)
(atakule sinama salonlarından bir izlenim) yurdum insanının filme ağlamak üzere şartlanmış gelmesi nedeniyle, daha olay örgüsünün başlamadığı dakikalarda ağlamaya başlayıp, gerçek sinema izleyicilerinin asabının bozulmasına konu olan ve filmin sonunda kendinizce değerlendirmenizi yapmak isterken, "ne çok ağladım filmde di mi?" diye fotokopisi arkadaşına sorup, onaylatma gereği duyan,böylesi bir soruya "evet, hıı" gibi cevaplar veren iki izleyecinin sinema keyfinizi bok etmesine konu olan film.
eğer görürsem çağan ırmak'ın önünde saygıyla eğileceğim.eşimin "film nasıldı" sorusuna bir çanta dolusu gözyaşı dolu mendili göstererek verdiğim cevaptır.ertesi günü O da gitti. geldiğinde "kendime gelince konuşuruz" diyip kendisini bir odaya kapattı. hala film hakkında konuşamadık.
prodüksiyon bakimindan gora gibi pahali* degil, yine de ondan ve son dönem türk filmlerinden (özellikle hababam sinifi konsepti katili sacmaliklardan) sonra cok iyi gelmis bir film.
Filmi hem yazip hem yöneten Cagan Irmak, dönemin siyasi olaylarini tam ayarinda vermis, gereksiz propaganda yapip asil olayi ezdirmemis. Kendi memleketi olan Izmir ve Seferihisar'i da cok güzel aktarmis.
Basrollerin hepsi kendini kanitlamis oyuncular, özellikle Cetin Tekindor'un oyunculugu mükemmel. Fikret Kuskan da rolünün hakkini vermis.
Yan rollerdeki ayrintilar, Egeli sivesi, cekismeleri ve kendi aralarindaki hikayeleri de filme ayri bir hava katmis. Ayrica komedi unsurlari abartilmayip seviyeli tutulmus, bu da filmin ana janri olan dramadan sasmamasini saglamis.
Son olarak; keske babamla izleseydim, onunla aglayabilseydim.