burnun direğinin sızlamasıdır mesela
fotoğrafları bakarak ezberlemektir sonra
gözyaşlarının anlamını yitirmesi ve kıymetsizleşmesinden mütevellit artık yanaklar yerine yüreği yıkamasıdır.
özlemek ve sonsuz kere daha özlemektir.
b.ktan bir hissiyat olmakla birlikte önce yeniden yaşadığını hissettirip sonra yaşadığını unutturana kadar acı çekmekle sonlanan olaylar silsilesidir aşk acısı.
seviyorum demek kolay . zor olan bunu kanıtlamak. beklemek. gelmeyeceğini bile bile beklemek. her rüyayı hayra yormak. daha çok uyumak onu rüyalarda görmek için. fotoğraflarıyla oynamak çocuklar gibi. oysa çocuklar sıkılır her şeyden bir süre sonra ve atarlar oyuncaklarını bir köşeye. kıyamamak o fotoğraflara.
hani ben martı oluyordum sen tavus kuşu.
martılar göç etmezdi ama yinede göç ediyorduk uzak diyarlara. sıcak ülkelere. oysa ilk önce ben her sabah sen evden çıkarken bir adet gül bırakıyordum pencerenin önüne. ve her sabah üzerine işiyordum senin. nasılda gülmüştük evet. bu tuhaf espriye. seni kıskandığım için yapıyordum elbet.
martılar göç etmez ama ediyorduk işte. tavus kuşuydun sen. kanatların renk renk. en güzel kuş. ara ara penguen oluyorduk. ama sen tavus kuşuydun ve ben martı.
hani afrikaya gidiyorduk. ve ben sana söylemiştim. belgeselcilere öyle açık saçık pozlar vermek yok diye. sende nasıl ya demiştin.
hani öyle kanatlarını açıp, bacaklarını açıp, gaganı öne eğip pozlar vermek yok national ceographic ekibine ve diğer belgeselcilere demiştim.
anladım demiştir, söylediğiniz her cümleden sonra size. anladım... anlamamıştır yada anlatamamışsındır. bakıp fotoğraflarına, şarkılara gömülür insan. o an hiç bitmeyecek, sonsuza dek sürecekmiş gibi devam eden bir acıyla, baş edemezsin. ölmek istersin. sarhoş olmak, uyumak, bunlar da geçicidir.
canın yanar, hayaller yarıda kalmıştır. başlarsın sonra düşünmeye, saçlarına başka bir el değecektir, ellerine başka bir el. oysa sen kıyamamışsındır bile ona. gözleri gelir oturur önüne, kelimeleri.
ağlayamazsın bile, ben böyle bir insan değildim, değilim, olamam dersin, ama öyle bir insan olmuşsundur. ölmeyeceğini bilirsin ama öyle bir yanar ki canın , neyin varsa işte ruhun, kılcal damarlarına kadar işleyen bir şey işte. yanar, acır, acıtır.
oysa daha bir kaç gün önce her şeyi bırakıp gitmişsindir, silmişsindir onu msn den, facebookundan, sırf konuşmayayım diye, sırf fotoğraflarına bakmayayım diye, dayanamayıp tekrar başlarsın . canın daha çok yanar . görürsün ki başka herifler fotoğraflarına yorumlar yazmaktadır, msn de meşguldür, kimlerle konuşmaktadır.
oysa daha bir kaç hafta önce bir titreşim , bir çağrıyla hemen gelinirdi bilgisayar başına. eğlenilirdi. şimdi her geliş , her gidiş kavga .
tek şey var , bu acı hakkaten dayanılmaz , daha öncede sevmiştir insan, daha öncede acı çekmiştir. hatta bir kaç hafta sonra biteceğini bilmektedir, ya bitmezse .
acı yaşandığı an , insana sonsuza dek bitmeyecek gibi bir his yaşatıyor .
telefona sarılsan , arayamazsın , daha da ezilirsin, bilirsin ki hiç bir faydası yok. hem kendin zarar görürsün , hem o. hiç bir şey değişmeyecektir sonuçta . beklersin, belki gelir, belki arar, belki bir şey sorar diye.
yaz da geldi, şimdi dışarda arkadaş ortamlarında olacak diye düşünürsün, şu an ne yapıyor .
gizlenen bir gerçekle karşı karışıya kalınma halinde anında içinde bitirilen acıdır.
salak yerine koyduğunu ileri sürüp çekip giden sevgili arkasından ağlamak yerine aslında sizin salak yerine konulduğunuzu farkettiğinizde ardınıza bakmadan çekip gidip terk ettiğiniz acıdır.
olgunlaştırandır. incinerekte olsa büyütendir. bu dünyada başa gelen en güzel şeylerden biri olan aşkın acısı da elbette büyük olacaktır. türlü sıkıntılar, depresyonlara yol acaçaktır kuşkusuz. ama şu da unutulmamalıdır ki hayata dair sağlam tecrübeler elde ettiren bir hadisedir bu. eğer ki aldatılmışsanız öteki olabilmeyi öğrenirsiniz. bir zamanlar ilginin tam merkezinde iken geriye çekilmeyi öğrenir, kabullenmek nedir onu anlar, kavrarsınız. ve bu hayata dair öğrenilen en büyük tecrübelerden birini kazandırır size.
çoğu zaman hayattan nefret etmeye işin vahimi kendinizden de nefret etme derecesine kadar gelirsiniz. o noktada zayıf bünyeler için intihardır çıkış noktası gibi görünen. yani bir nevi kendinden kaçmaktır bu. lakin şu hayatta hiçbir şey hayattan vazgeçecek kadar mühim değildir, bu unutulmalıdır.
acılar zordur elbette. hele hele aşk acısı. gönüldür bu, yanar. ama zaman iyidir ateşe. onun iyileştirici etkisi çok geçmeden acınızı bir nebzede olsa dindirecektir. sadece sabretmek ve derin bir nefes alıp yaşamaya devam etmek gerekir.
dibe vurursun. acından öleceğini sanırsın ama ölmezsin. sadece sürünürsün. öfken gün geçtikçe tavan yapar. sabırsızlıkla nefretini yüzüne kusacağın günü düşünürsün.
kimi zaman niçin çekildiği bile belli olmayan acılardır. gidip en yakın dostunuza aşık olursanız , bu acının ne demek olduğunu tam olarak anlarsınız. fakat neden acı çektiğiniz konusuna gelince bir yanıt bulamayabilirsiniz. en yakın dostunuz ile çıkmanız gezmeniz tozmanız imkansızdır ( ki normal bir bünye bunları isteyip istemediğini bile tam olarak anlamayamaz ) , çünkü dostsunuzdur, arkadaşsınızdır , daha önce birçok paylaştığınız şey vardır...
Kesinlikle sizin olmayacaktır o , ki dostunuz olduğu için sizin olmasını , elinizi tutmasını , dudağınıza yapışmasını isteyeceğiniz bile şüphelidir.
Kendinizi suçlu * hissederek çekersiniz acıyı , aşk acısı nı.
bir sürü gereksiz şarkının sözlerini farketmeyi sağlayan duygu. yıllarca, insanların neden dinlediğine anlam veremediğiniz, sözleri -anlatım bozukluğu olmadığı sürece- dikkatinizi çekmeyen o şarkıların meğer anlamları varmış. çok kötü ifade edilmiş olsa da, orada bahsedilen hemen her konu gerçek hayatta bir şeylere tekabül ediyormuş. çok acayip.
yattığım zaman yastığın yarısı ben yarısı sensin gibi, az önce kulağıma çalınan o saçmalığın aklıma bir şeyler getireceğini, her ne şekilde olursa olsun, dikkatimi çekeceğini hiç düşünmezdim. çok acayip valla.
bu açıdan bakınca algının kapılarını açan bir şey olduğu da söylenebilir aşk acısının. ama şimdi o kadar kasmaya, bağlantıyı sağlamlaştırmak için kırk dereden su getirmeye gerek yok. siz mevzuyu çözdünüz.
vücuda giriş yaptıktan sonra damarlarınızdaki kanı çeken, ne yapacağınızı şaşırttıran düşman başına dedirten acı türüdür. artık antidepresanlara mı sarılırsınız yoksa dostlarınıza mı orası da size kalmış.
gerekçe olarak aşka karşılık görememe gösteriliyor. bunun ardından aşk bitip, aşk acısı devreye giriyormuş gibi bir izlenim var. bence aşk acısı aşkı unutmak için uydurulmuş bir şey. aşk bitmez sürer gider. karşılık görmemeye alışmak sanırım kara sevda oluyor.
aşkın şimdi çözebildiğim yönü hayranlığın büyük parçasını oluşturduğu. belki tamamıdır ama bir takım psikologların, bunu destekler görünen, 5-6 hormonla insanı tarif edişleri saçmalık. aşk ruh boyutunda bir şey olmalı, buna inanıyoruz, değil mi?