savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta oldu; incelikli haytasın.
nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı,
güzelleş be oğlum! şimdilik ölümüne kadar hayattasın
şimdilik ölümüne kadar hayattasın...
bir cümbüştür ağır roman. kozmopolit üstü açık bir meyhanedir zamanın boşluklarında gezinir. bildiğimiz bir zamanın üstelik. biz susarken kolera mahallesi şenliğe başlar, yüzümüzü yıkarken bir köşede birileri ölür, işe giderken planlar yapılır temizlemek için adam gibi adamları dünyadan, biz uyurken uyanır kolera yedi başlı bir canavar gibi ateşini üfler istanbul'un suretine. biz yaşadığımızı zannederken yanıbaşımızda keşfedilmiş esrarengiz bir dünyadır kolera mahallesi ve yaşayan ölülerden arındırılmıştır. biz susarız, ağır romanlar konuşur. sonra biz susmaya devam ederiz çünkü söylenecek bir şey artık yoktur. kitabıyla da filmiyle de efsane sözcüğünün tam karşılığıdır.
mustafa uğurlu için ayrı bir parantez açmak gerekiyor, bu filmdeki performansıyla sinema tarihine geçmiş, ben oyuncuyum diye ortada gezenen yavşaklara "senin oynadığını ben kulağıma damlatırım, sen git kumda oyna" mesajı vermiştir. açıkçası hunharca sikip atmıştır!
bir lafım da ağır roman yeni dünya dizisine; çok afedersiniz ama amına koydunuz efsanenin!
kimileri için çok şey ifade eden filmdir.
mustafa altıoklar bakış açısında güvenlik,soyal adalet,aşk,arkadaşlık,eşcinsellik,dayanışma ve hüsran temaları öne çıkmıştır.mahallenin bitirim delikanlısı klarnet sesinin eksik olmadığı kolera sokaklarında gördüğü en şuh kadına hasta olur.hatta ölümüne tav olur.göğsündeki buz taneciği ile kan damlası arasındaki bedensel ve ruhsal sıcaklık farklarının arasında yani aşkla nefretin arafında bi sevda yaşanmaktadır.daha sonra ağlanacaktır o sevdaya boş kalan han ve saraylarda.çalışmasına katlanabilmesi zordur.balık ayhanın darbuka vuruşlarında piiz getiren genç salihe neşeyle bakmaktadır.daha sert ve haşin görüntüsü mahalle liderliğiyle tanışmasına varacaktır.onu görenlerin methiyesi ise
savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın,
raksederken mahallenin maşallahı-eyvallahı,
güzelleş be oğluuum şimdilik ölümüne kadar hayattasın.
Şekilinde olmuştur.dünyanın orta yerinde tarlabaşının
ömrün sonlarındaki sahnelerinde ise dış ses mahalleyi şöyle tanımlar:
"güneş buluttan sıyrılırken, gökkuşağının renkleri koleranın damlarında sevişti.çan sesleri, ezan sesi hafiif esrar kokusuna karışıp gökyüzünü kapladı.imparatorlar cıgaralarından babacasına çektikleri dumanı üflerken,adam mickiewicsin şair ruhu dumana tutunup yüz yıllık müzesinden kalkarak kilisenin ıstavrozuna kondu.ağır ablalar esrarı daha kallavi çekebilmek için zıvanalar hazırlamaktaydı..."
Eski delikanlıların dinozor olanlarının efsaneleri hala berber sohbetlerinde dilden dile sürmekteydi.kolera günlerinin ağır roman zamanlarında ise bu iş en çok arap sadodan sorulmaktaydı.ne jilet yaraları görmüştü.berber kotuğundaki naapardı ki ona?
Kahpe kurşunlarla geceyarısı sokarasında karşılaşan harbi adam varisine kanlar içinde devrederken sustalısını mahalleli akan sado kanının dumanını solumaktaydı.örtüp cebine koydu salih.son kez...
Şermin ablamızı süslemekten hiç vazgeçmemiş tıbı ahırı çakallara vermek zorunda kaldı.hiç yalnızlık çekmese de aslında yalnızdı o.çığlığında kanına karışanla zihninden geçen buluşuyordu.duvarlara yansıyıp geri dönüyordu çoğalarak,arşa yükseliyordu hain feryat...
bir çift kanattınız hüznün rüzgarlarında
dağılıp gitti melekleriniz beyaz'ın öte dağlarında
ağlasın ardınızdan, bir ağızdan, bütün dehşetiyle kolera
güzel adam! sen harbi bitirim, sağlam gariban...
ruhuna el fatiha!
Zor zamanlar başlamaktadır.çakal -polis işbirliği,hayatın pahalıya malolan akışı,paranın dayanılmaz ihanetlere öncü oluşu,dayanışmayı zorlayan insani zaaflar,berbat yaşamın dayattığı gözleri kör eden acımasız kahpelikler...
Ömrün sığdığı zaman dilimi hangi çağın bu adaletsiz günlerine denk düşecekse sevdanın şiddeti de ihanetin zirvesi o denli yüksek olacaktır.
Tüm bu karmaşanın arasında yine de güzel be şunu duymak:
-kalbimi çaldın pezevenk çocuk, ölümüne tav oldum sana-
Değerdi bir orospuya.asıl orospuysa aşık olunan değecek bi aşk aramaktadır tüm beden,zihin ve ruh.o yüzden çalkalanıyordu salihin ruhu...
Çakalın yatağındayken sen eleni hangi gerçeğin ardından bakıyordun odanın tavanına.
Haklıydın.HEP KÖTÜLER KAZANACAK...
Film kocaman bakışlarıyla okan bayülgenin,
Alevleriyle kolera sokağının,
Savrulan külleriyle çakal ve eleninin
Kameranın vizörüyle uzağa yol alır.
Filmin eşsiz müzikleri için cem karacaya,aysel gürele,özdemir erdoğana,demet sağıroğluna ve elbette yusuf taşkına şapka çıkarılır.
Bugünlerde programda,tvde agresif görünebilen,ruhu zarif bir istanbul beyfendisi olan okan bayülgenin oyunculuk ziyafetine takdim olunur.
metin kaçan öldükten sonra bir kere daha izlemek istenen, aşk, tutku, duygu, ego, suç, intikam vs vs. içinde günlük yaşamda geçen bütün duyguları barındıran ilginç bir kitap\film.
bir türlü tek parça halinde baştan sona izleyemediğim film. ne hikmetse hep bir mani çıktı ve hep mutlaka bir yerinde izlemeyi kesmek zorunda kaldım. gerçi puzzle gibi tüm sahnelerini izlemişliğim vardır. hazır aklıma gelmişken önümüzdeki hafta sonu izleyeceğim filmler listesine ekleyeyim.