aylak adam

entry259 galeri3
    33.
  1. " insanlar birgün hiç çalışmamak için çalışırlar "

    " dünyada hepimiz sallantılı,korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.
    tramvaylardaki tutamaklar gibi.uzanır tutunurlar.kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına.
    çocuklarına tutunanalar vardır.
    herkes kendi tutamağının en iyi,en yüksek olduğuna inanır.gülünçlüğünü fark etmez."

    gibi efsane cümleciklerin olduğu baş yapıt.
    5 ...
  2. 32.
  3. 31.
  4. türk edebiyatının mihenk taşı niteliğinde sayılabilecek bir eserdir. keza edebiyatta işgal ettiği yer, karakterinin sıra dışılığı, zaman, mekan Ve tematik işleyişi ile olağanın dışındadır. huzur romanı ile tutunamayanlar arasındaki-tarz olarak konuşuyorum-bulunur.

    elipaketliler

    sıradanın, modernin, alışılmışın, aile'nin, ehlileşmenin kitlenin emme ve notralize etme gücünün bir ifadesidir. C. ise alışılmışın dışında bir karakter olduğu, sıradanın bu yükünden kurtulmaya çalıştığı, modernin insan aklı, entellekti ve duyguları üzerine uyguladığı tahakküm dolayısı ile güler ile olan ilişkisini bitirir. Modern toplumda ailenin ifsada uğramışlığı bireyler arasındaki yalnızlaşma ciddi analmda bu eserde anlatılır. evlilik birliktelikten ziyade iki yalnızlıktır; "etin ete sürtünmesi"dir.

    sessizlik

    genellikle "aylak adam" tarafından verilen tepki olmakla birlikte modernden postmoderne geçiş metinlerde sık sık karşılaşılan bir tepkidir. eserin sonundaki kahramanımızın etrafındaki biriken kalabalığa karşı- sessizlik ve suçlayıcı bakışlara- verilen tepkidir. UlyssesMr BLoom ya da beckett oyunlardaki "ara sessizlikler" bunun örnekleridir.

    zaman

    yazar tarafından tamamı ile ters düşünülmüştür. roman dörde bölünmekle ilkbahar(gençlik), yaz(olgunluk)0, sonbahar(yaşlılık), güz/kış(ölüm) şeklinde dörde bölünür. ama bu mevsimlerin sembolik ifadeleri bazı mevsimlerde tersine işler. roman okurmerkezli bir bakış açısı gerektirmektedir. modern hayatın bireyi tahakküme alan en önemli problematiği belki de zamandaki bu bölünmüşlük bu programlı yaşamaktır. aylak adam ın "aylak"lığı belki de bundan dolayıdır. bu "başkaldıran birey"in moden hayat tarafından emilip içinin boşaltılmasına karşı bir tepkidir. aslında burada daha çok "arzu" girmeye başlar ve "aylak adam" bu zamanı kendi isteklerine göre eğip büker.

    takvim yapraklarını yırtıp atmaması bundan dolayıdır. anayurt otelinde de benzerlikler söz konusudur. bu modern hayatın belirlediği herşeye olan karşıtlıktır. mesela "gazete kültürü"nü örnek alalım. bu da modern hayatın getirisi olmakla birlikte insanı tahakküm altına alan kitle iletişim araçlarından biridir bir yerde insanların akıl ve düşüncelerini bu simülatif dünyalar belirler. çünkü tam anlamı ile kopya bir dünyada yaşadığımız bir gerçektir. Zebercet oteli terk ettiğinde artık gazete gelmemesini ister ve otel defterini de yazmamaya başlar.

    Mekan

    modern edebiyatımızdaki kopuşlardan birini de bu mekan kavramı oluşturur. mekanı belki de en etkili kullanan iki yazar olarak peyami safa(fatih-harbiye'deki istanbul semtleri içersindeki alafrange-alaturka yaşamalar arasındaki fark ile) ve yakup kadri örnek gösterilebilir(sodom ve gomorra daki istanbul(daha çok yozlaşmışlığın düşükahlaklığın merkezi olarak-anadolu karşıtlığı(milli mücadelenin yeni bir iradenin temsilcisi olarak)
    "aylak adam" bu sayılanların hepsinin ötesindedir. hatta dokuzuncu hariciye koğuşu karakterinin mekanla özdeşleşmesi babında incelendiğinde tam karşıtı diyebiliriz. aylak adam'ın ikinci kez bir mekana gitmemesi bunun klasik bir örneğidir.

    bununla birlikte postmodern romanlardaki zamanın belirsiz olduğu gibi bu romanda da mekan oldukça belirsizdir. Panoptikonların hakim olduğu modern bir toplumda(ki modern iktidarı doğasını betimleyen belki de en sembolik kavram budur) modern hayatta mekan insanı tahakküm altına alıp içini boşaltan güçlerin bir yerde sembolik ifadesidir. bu denetçi mantık birey kavramını yok ederek bireyi özne haline getirmekte ve daha sonra da özneyi de şeffaflaştırarak içini boşaltmakdadır. bu meyanda joesph k'nın mahkeme salonundaki yarı baygın hali gözler önüne getirilebilir.

    iletişimsizlik

    yusuf atılgan'ın anayurt otelindeki diğer karakteri olan zebercet gibi bu karakter de iletişimsizdir. empoze edilenin dışında davranır ikisi de. fakat aralarında ciddi analmda fark söz konusudur. Zebercet'de aslında yazar tarafından sürekli derinden derine telmih edilen kadınsılık("annesi oğlan doğurmuş, zebercet hamur yoğurmuş") C.'de söz konusu değildir. genellikle ortak yanları iletişimsizliktir. diğer insanlar ile aralarında büyük sınırlar söz konusudur; fakat sürekli bir temastan kaçınırlar. Bu meyanda Berna moran'ın belirttiği gibi otel zebercet için "ana rahmi" anlamına gelir. otel'den ayrıldığında ve iletişim kurmaya çalıştığında ise işler sarpa sarmaya başlar. bununla birlikte her iki romanda da freudyan özellikler önemli yer işgal eder. Aylak adam'ın kadınların-belirli kadınlar dışında- kadınların bacaklarına dokunamaması daha çok küçüklüğünde babası ile teyzesi arasında yaşadığı travmatik olaydan dolayıdır (bkz: affective memory).
    14 ...
  5. 30.
  6. Saat sabaha karşı altıya geliyordu.

    onikiyi biraz geçerken, az bir şey okiyim diye başlamıştım oysa; tek solukta bitti.
    okuduğum en sahici Türk Romanı. yeraltından notlarfamilyasından...Yabancıgillerden... sıradaysa tutunamayanlar var, merakla beklediğim. altını çizmediklerimi buraya yazsam daha az vakit alabilir. Abartılı oldu sanki? Eh, biraz. Neyse. dönüp dolaşıp birkaç kere daha okutturur, eminim.

    bay c harbi bi adam. Zor bir adam. Aylak bir adam. Yalnız bir adam. Hep yalnız kalacak bir adam. Mutsuz bir adam. Hiç mutlu olamayacak bir adam. Yaralı bir adam. Yaralarına merhem bulamayacak bir adam. Arayan bir adam. Hiç bulamayacak bir adam. Keşke bulsa???

    insansoyunun zaaflarıyla yüzleşmek kolay değil. doğuştan gelen defolarımız var. defoların üzerine defo ekleyerek yalapşap ve yüzeysel hayatlar yaşamak...ve bunlara dışarıdan bakıp tahammül etmek. tahammül ederken derinlere inmeye çalışmak. derinler sarhoş eder. sarhoş oldukça, derinlere giden yol keskinleşir. yetmez daha da yol var. insan seni seviyorum. insan senden nefret ediyorum. bakalım hangisi galip gelir?

    kahve ve sigara sabahın köründeki kötürüm düşüncelere ne güzel eşlik ediyor. biraz sonra işe gidecem. Yemişim lan işi. çalışmasam olmaz mı? biraz daha idare etmek lazım. biraz daha? bugün çok iyi ve çok kötü bir gün. bu kitapla tanıştım. ve ben sırf bu kadar geç tanıştığım için kendimi zor affetmeliyim.

    Saat sabaha karşı altıya geliyordu. kitap bittiğinde 26 yaşındaydım. ve "tedirgindim."
    5 ...
  7. 29.
  8. yusuf atılgan ın aylak adamı zor bir karakter, fakat istikrarlı, sıradan olan her şeye karşı.

    günümüzün kadın ve cinsellik bolluğundan kaynaklı moda sendromu ıssız adamcılıktan çok daha derin bir yalnızlığı var. baş kaldırısı sadece kadın erkek ilişkilerindeki monotonluğa değil toplumsal her türlü dayatmaya karşı.

    --spoiler--

    sevişen (birbirini seven) iki insanda bile bir anda aynı duygular olmuyor... Aynı anda ortak duygular ancak iki etin birbirine dokunmasıyle başlıyor

    --spoiler--
    2 ...
  9. 28.
  10. Her şeyin farkında olup sırf bu yüzden hiçbir şey yapmayandır, aylaktır c. düşünceler hiç bırakmaz onu, yetinemez hiçbir şeyle ve tutunamaz hiçbir dala. Öteki olmamak için, onlardan biri değildir o.

    "Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. 'iş avutur.' derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler varmek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu. Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi."

    yusuf atılgan, oğuz atay'a tutunamayanlar için esin olacak güzellikte anlatmıştır, günümüz ıssız adamını.
    1 ...
  11. 27.
  12. yusuf atılganın okumaktan sıkılmayacağım harika romanı.meyhanede oyuncu arkadaşıyla yaptığı muhabbet meyhanedeki adamın ismine takıp gülmeleri sinema salonundaki tespitler v.b. sizi okudukça okumaya sevkeden ayrıntılar bulunmakta.kesinlikle okunmalı,okutulmalı.
    1 ...
  13. 26.
  14. arayış içindeyken elime geçen ve cuk diye oturan kitap.insan "o" nu gördüğü anda farkedebilir mi yada tanıdıkça mı farkeder?"o" diye biri var mıdır cidden?hayatında özlemle beklediğin kurduğun insanın bir bedene giymesi mümkün müdür?eğer hayatının insanıysa, yine ve yeniden karşına çıkar mı?( ki "b" ve "c"nin hayatları sürekli çakışasıdır buradan görüyoruz )

    "c" ayşenin günlüğünü karıştırırken yazdığı notu görür"23 temmuz.onu seviyorum."
    "c"nin yorumu düşündürücüdür:"beni sevseydin o günün 23 temmuz olduğunu bilmezdin."
    bir solukta biten takdire şayan bir roman.

    edit:"c" o kızı bulsa bile aynı kalacak.bacaklarını öpecek, kadını yapacak.uyumak için kendi yatağını seçecek ve iki sigarayı ardarda içecektir.
    6 ...
  15. 25.
  16. zeki demirkubuz bu kitaba bir el atsada enfes bir film çıksa dediğim yusuf atılgan şahseseri.
    3 ...
  17. 24.
  18. --spoiler--
    sinemaya girdiğinde üstü başı ıslaktı. önce yüz numaraya girdi, çıktı. bir sigara içti. salon pek kalabalık değildi. paltosunu çıkarıp ortalarda bir koltuğa oturdu. gelenlerin çoğu kadın. bir de bir iki saatlik aylaklar, okul kaçakları... "şunların arasında sevilmeye değer birkaç kişi niye olmasın? tok karın iyimserliği mi yoksa?" başlama saati yaklaştıkça boş yerler doluyor. bir kadın yanındaki koltuğa doğru geldi. kadının yüzünde sanki koyu vişne bir ağızla romalı heykel burnundan başka bir şey yoktu. koyu vişne kıpırdadı:

    -Sahibi var mı efendim?

    orada duran paltosunu kucağına aldı. kadın oturdu. çantasının üstünde uzun tırnaklı uzun parmakları vardı. az sonra ışıklar sönünce kadın koltuğun ötesine doğru toplandı. bu çabuk kaçış onu yanındakinin bir yerine gerçekten değmiş gibi üzdü. içinde kıpkızıl bir öfke kabardı. "hay lanet olası. insem mi beynine?" kendini güç tuttu. bu öfke bir kırgınlık, bir başkalarına küsme duygusuyla karışıktı. seveceğini sandığı insanlar bunlar mıydı?
    --spoiler--
    1 ...
  19. 23.
  20. yorgun adam.
    "ben çoğu geceler içiyorum. şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için. belki kendi kendimden. iki çeşit içen vardır. biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. bir de şu çevrendekilere bak. bunlar neden içiyorlar? toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. dışarda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. sokakta hiç gülmemek için burada gülerler. böylesi az içer. ya ben? içiyorum da kurtulabiliyor muyum? belki yalnız baş ağrısından...."
    der, yusuf atılgan ın kaleminden.
    2 ...
  21. 22.
  22. okduktan sonra eskisinden farklı olduğunuzu hissetiren kitap.

    "...yoksa her şey ben olmadığım zaman,benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?"
    (bkz: yusuf atılgan)
    8 ...
  23. 21.
  24. "Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz" diyen adamdır aylak adam. şu ana kadar okuduklarım içinde türk edebiyatının en iyi eseridir..
    4 ...
  25. 20.
  26. varoluşçu yazarlarımızdan yusuf atılgan'ın kaleme aldığı başkarekter "c" nin varolma mücadelesini anlatan harika bir başucu kitabı.

    ne mi arıyordu "c" ? bence bulmamayı.
    11 ...
  27. 19.
  28. keşke soyadı "alıngan" olsa dediğim yazardır, abidir, candır.
    nasıl yazdın be adam.

    ----Sabahları geç kalkmaya alışmış bir insan, bir gece yatarken, "Yarın erken kalkmam gerek" diye düşünüp ertesi sabah istediği vakitte uyanınca nasıl şaşarsa o da saatine bakınca öyle şaştı. Dörde beş vardı.
    3 ...
  29. 18.
  30. 'aylak adam' gibi bi isme sahip olması beklentilerimi arttırmıştı, ama bu haliyle bile sadece biraz fazla uyuşuk bi adam aramıştım kitapta. alakası yokmuş, aylak adamın işi hepimizden çokmuş.

    --spoiler--

    ... iki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarlarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." Saatine baktı: Dört buçuğa beş vardı. "Eve gidip okusam." Durağa yürüdü. "Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapılmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar..." Kafasından geçene güldü. Duraktakiler dönüp baktılar. Kadının biri kaşlarını çattı. Sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. "Ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?" Duramadı orda, yürüdü. Eve gitmeyecek. içindeki 'sinemadan çıkmış kişi' yi öldürdüler. Sağ kalan sıkıntılı, kızgın. Hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek? Kim demiş? Başkaları onu eve gidecek sanırken o gidip bir meyhanede içecek...

    --spoiler--
    11 ...
  31. 17.
  32. kesinlikle her yıl bir kez okunması gerektiğine inandığım bir yusuf atılgan şaheseri.
    5 ...
  33. 16.
  34. istediğim nicki almama engel olmuş yazar.benden önce davranmış zira.canı saolsun.o nicki alması bile bir yakınlık kurmama neden olur valla.çünkü o roman öyle böyle bir roman değildir.o roman hayatın kendisidir.c benimdir,sensindir,o'dur.az ama öz yazmış bir büyük romancıdan çok büyük bir romandır aylak adam.
    bu yazının yazıldığı dille yazılmış en önemli yazıtlardandır.yılda bir mutlaka okunmalıdır.
    2 ...
  35. 15.
  36. başucu eseri, attığın her adımda kitap yapraklarının insan beyninde tek tek yer değiştirmesi arayaşın en çarpıcı anlatımlarından biri tek kelimeyle enfes.
    5 ...
  37. 15.
  38. kitapta tutamak ile ilgili bir pasaj vardır ki, oğuz atay için tutunamayanlar ismini buradan aldığını düşündürtür. zaten ben buradayım'da yıldız ecevit vasıtasıyla yusuf atılgan'ın aylak adam'ının ve sabahattin ali'nin içimizdeki şeytan'ının oğuz atay için özel bir yeri olduğunu okuruz ki, bu düşüncelerimizdeki olasılık payı bir nebze daha artar.
    8 ...
  39. 14.
  40. aşkı arayan adamın romanı. oğuz atay'ın tutunamayanlar'ından önce okunması şiddetle tavsiye edilir..
    5 ...
  41. 13.
  42. "..sustu. konusmak luzumsuzdu. bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. biliyordu anlamazlardi.." diyor..

    (bkz: after the movies) * *
    17 ...
  43. 12.
  44. --spoiler--
    varoluşçu temaları romanlarında-ki anayurt oteli de öyledir- çok başarılı şekilde işleyen yusuf atılgan bu romanında , karakterine isim vermekten ziyade onu toplumun içinde ve kendi dünyasında bir kimlik oluşturmaya davet eder. ressamlık da bu bağlamda oluş ve yaratıyı ifade etmesi bakımından isabetli bir göstergedir. aylaklık gündelik dildeki boşvermişlik değildir; fransızca kelime olan bohem'e tekabül ettiği dahi öne sürülebilir.
    --spoiler--
    4 ...
  45. 11.
  46. Aylak Adam / Yusuf Atılgan

    1

    "Mufassal kıssa başlarsın garip efsane söylersin"

    Baki

    Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi. ( Bu sıkıntı garsonun yüzündendi. Öyle sanıyordum. Paltomu tutarken yüzünü görmüştüm: Gülmekten değil sırıtmaktan kırışmış, gözleri, ne derler, sırnaşık mı, yok yılışıktı. Para versem eli elime yapışacaktı. Vermedim.) Çevreme ilgiyle baktım. Erkekler yeni tıraş olmuşlar, kadınlar yeni boyanmışlardı. Yüzleri tasasızdı. Caminin dirseğindeki bacakları kesik dilenci, soğuktan morarmış, çorapsız gazeteci çocuk bile öyleydiler. Sanki onu tanıyormuşum, görsem bilecekmişim gibi bakıyordum geçenlere. Bu gece bencildim. Kendi kendime kızdım. Oysa onu bu caddeye pek seyrek gönderirdim: Binde bir, güzel bir filmi görsün diye. önlerde bir yere oturur, yanağı avcuna dayalı filmi seyreder, tam beni düşünmesini istediğim zaman beni düşünürdü. Film bitince eve yürüyerek dönerdi..
    7 ...
  47. 10.
  48. babasının gölgesinden kurtulmaya çalışan, tüm kadınlarda bir parça zehra teyzesini arayan adam.
    6 ...
© 2025 uludağ sözlük