beğenmeyenler buyursunlar bir de ben gezdireyim... Beğenenler de buyursunlar bir de ben gezdireyim.
Künefeyi, oruk u, tepsi kebabını, kaytaz böreğini bir de en iyi yapılan yerlerden tadın. Dönerken de hakiki nar ekşinizi ve har sabununuzu almayı ihmal etmeyin.
Sonra konuşun antakya kötü şehir, pis kokuyor diye!
4000 yıllık geçmişe sahip oldugunu
- Bu zamana kadar depremde 7 defa oldugu gibi yıkılıp tekrar kuruldugunu
- Dünyada kurulan ilk şehir oldugunu
- ilk sokak lambalarının Antakyada kullanıldıgını
- Dünyadaki ilk kilisenin burda oldugunu(St. Pierre)
- Türkiyenin en uzun kumsalının burda oldugu(14 km)
- Dünyanın en büyük 2. müzesinin Antakyada oldugunu(arkeoloji müzesi)
- Bisikletlere ilk defa Antakyada plaka ve ehliyet verildiyini
- Tutanaklara göre ilk hasarlı trafik kazasının Antakyada oldugunu
- Dünyanın ilk olimpiyatlarının Harbiyede yapıldığını
- Hıristiyanlara "HIRiSTiYAN" isminin ilk burada verildiğini
- Fetihler dışında müslümanlığın anadoluya ilk olarak burdan girdiğinin (habib-i naccar)
- Eski dünyanın bilinen en uzun surlarının burada olduğunu ( Antakya kalesi - 26 km.)
- istikameti dolayısıyla "tamamiyle" güneyden gelip kuzeyde dökülen iki ırmaktan birinin burda olduğunu ( Asi )
- Eski dünyanın en büyük ticaret yollarınin buradan başlayıp bittiğini (ipek-baharat)
- M.Ö. sinden 18. yy la kadar nehir vasıtasıyla içeriye kadar deniz ticaretinin yapıldığı tek yer olduğunu.
Dağları aşıp da gittiğimiz halde bana pek malzeme çıkmamış ilçe. Ne bileyim düğünde paso aynı ayakla ve kol şekliyle halay olunca hayallerim ufaktan suya düştü, oysaki ilk defa bir arap düğününe katılmıştım...
Önceleri basık ve sıkıcı olduğunu düşündüğüm fakat eski evlerin bulunduğu sokaklarında dolaştıktan sonra fikrimi tamamiyle değiştirdirdiğim medeniyetler kentidir.
Affan mahallesinde bulunan Affan kahvesi'nde(arka bahçesinde) haytalı yemeden dönmeyin.
bazı yerlerin değeri sonradan veya uzakken anlaşılırmış ya. burası da o hesap işte. şehirden 1 ay uzak kalınca pek bir eksiklik hissetmezsin ama o 1 aydan sonra özlemeye başlarsın havasından mıdır yemeklerinden midir bilmem.
tarih ve kültür meraklısı olarak uzun araştırmalar sonucunda gittiğim, yapılabilecek her şeyi yaptığım ancak doldurulamamış tuhaf bir hisle döndüğüm şehir.
öncelikle hatay'a 4 gün ayırdım ve 2 günü bu şehirde geçti. ilk gün harbiye'deydim. ikinci gün eski antakya, st. pierre, habib-i neccar ve çevresindeki kiliseler, şehir merkezindeki tüm enstantaneler. sabahtan geceye kadar.
3. gün samandağ (titus tüneli, vakıflı köyü, çevlik plajı, hz. musa ağacı vs.), son gün de iskenderun.
öncelikle bu toprakların tuhaf bir büyüsü olduğunun farkındayım. ayak bastıktan sonra kesinlikle sıradan türkiye izlenimi almıyorsunuz. suriye etkisi altında, binlerce yıllık geçmişin heybetini barındıran bir ortadoğu şehri burası. ülkedeki 60 ile giden biri olarak ve kendi kulvarındaki (mardin, gaziantep gibi) şehirlere defalarca gitmiş biri olarak şunu söylemeliyim ki, o şehirlerden çok farklı bir lezzeti ve büyüsü olmasına rağmen onlar kadar etkilenmediğim şehir olmuştur.
bunda şehri yönetenlerin payı var mı bilemeyeceğim ama, harbiye'de yediğiniz yemekte lezzet kalmamış. fastfood ürünü gibi tüketim odaklı bir sistem kurulmuş. şehirde çevreyolu haricinde yol yok. geri kalan tamamen oyuklarla dolu tarla görünümlü asfalt. üstelik şehir merkezinde en çok dikkatimi çeken şey, merkezî yerlerde trafik ışıkları yok! tam bir karmaşa. herkes kafasına göre.
şehri ikiye bölen asi nehri, cazibe merkezi olacağına çöplük ve pislik yuvası olmuş. tam bir rezillik. ayakkabıcılar çarşısı ve çevresindeki eski çarşı sanki hâlâ bin yıl önceye hizmet veriyor. bu iyi mi kötü mü anlayamadım.
şehrin her tarafı harabe görünümünde. yeni binalar bile antakya'ya yakışmamış o derece. primemall gibi alışveriş merkezleri de bu yüzden sanki eğreti durmuş.
evet, şehre asıl anlam veren şey yemekleri. bu kültüre asla lafım yok ama bu da artık sanki evlerde yaşatılıyor gibi. meşhur denecek yerler, yukarıda da belirttiğim gibi fastfood tarzına geçmişler. tam bir hayal kırıklığı.
kozmopolit kültürüne de diyecek yok. hıristiyanların müslümanlarla, türklerin araplarla ve diğer kimliklerin iç içe bu kadar güzel yaşamaları çok hoş. sizi etkileyen en büyük tarafı da bu zaten.
ama bir şeyler eksik kalmış burada. zaman durmuş gibi. şehrin tadı, tuzu eksik. mardin'de her kareye aşık olan ben, burada vay be dediğim bir an bile yaşayamadım.
hatta samandağ'ı, antakya'dan çok daha etkileyici buldum diyebilirim.
antakya günümüzde halep'ten, lazkiye'den çok çok geri kalmış. kıyaslayabileceğim şehir bunlar olabilir çünkü kültürel yakınlıkları çok fazla. türkiye'de bu konseptte dediğim gibi fazla il yok.
özetle, kendimi yer yer yabancı hissettiğim, binlerce yıllık tarihinden gerekli lezzeti alamadığım, gerekli hizmeti göremeyen şehir.
ama siz yine de bana güvenmeyin. gidin, kendiniz gezin, görün. belki benim tutturamadığım o frekansı siz yakalarsınız.
her caddesi,sokağı ayri bir dünya belkide hayatımda kendimi en özgür hissettiğim evet burda yaşarım dediğim ama bazen de bunaltan kaçıp gitmek istediğim yer.
kurtuluş caddesinde dolaşırken kendinizi bambaşka bir ülkede hissedebiliyorsunuz... insan gökyüzüne her baktiğinda eski antakya evlerini goruyor kocaman bir dag ve uzerinde yuzlerce ev biraz ilerleyince o evlerin arasinda kayboluyor insan kapilara baktikca kim bilir ne hikayelet var diye dusunuyor...
gezilecek,gorulecek yeri cok antakyanin saymala bitmez ama kesinlikle oturmaniz gereken bir yer varsa la mistik kafe limon agaclarinin altinda yazin ayri kisin ayri güzel...
künefe yemek icin meclis künefe,sofra kuracaksaniz da toros ocakbası iyi bi mekan olsun diyorsaniz da mahonun yeri efsanedir.
hataya gelmisken affana ugramadan haytali yemeden gitmeyin derim kahvehane olarak gorunup arka tarafindaki bahce guzeldir.
akdeniz ikliminde olmasına rağmen adana-mersin kadar sıcak değildir. nem az sanırım. iklim olarak gaziantep'e yakın.
sayısız tarihi mekan mevcut.
kilise cenneti. kimileri hala aktif olarak hizmet vermekte.
halkını oluşturan pek çok dini grup var. sünni, alevi, katolik, gregoryen, ortodoks..
ancak şehir olarak büyüleyici bir yer değil.
şehir merkezi osmaniye kadar bir yer. birkaç mahallesi dışında çoğu yer bakımsız.
burayı büyükşehir görüp adana ile gaziantep ile kıyas etmek hata olur. osmaniye kadar, gelişmişlik olaraksa k.maraş kadar bir yer.
kesinlikle iskenderun şehir olarak tur bindirir. iskenderun kendi yanıbaşındaki ilçelerle de antakya civarından daha gelişmiş bir görüntü çizmekte. iskenderun, dörtyol, arsuz, payas. geriye çok bir şey kalmıyor zaten antakya haricinde.
yemekleri güzeldir.
ama kimi yemek tatlarına tam olarak aşina olduğumuz söylenemez. adana ve gaziantep'in aksine hafif bir suriye damak tadından da bir katkı mevcut sanırım.
peki doğu akdeniz'de yaşanacaksa tercih edilebilir mi? sıcağının boğucu olmamasından ötürü evet. aksi takdirde hiçbir genel tercih sebebi yok.
afyonkarahisar'ın aydın hali. *
Düne kadar ben buralı insanların yarısını arap, tamamını ise arap fenotipine benzer sanırdım.
Bugüne kadar tanıdığım antakyalıların çoğu böyleydi. Hatta kafa dengim dahi olmayan insanlardı.
Neyse. Birkaç günlük bir sertifika alma süreci oldu.
Babam dedi ki arkadaşının kızı da alacakmış, yakın mesafe zaten soğuk, al arabayla gidin dedi.
Kar kış arabayla gidecek olmama stres oldum.
Kızı ise hiç merak etmiyorum babam antakyalılar dediğinden.
Neyse arabayı ısıtayım diye (tabi hava çok soğuk olunca bilmezsiniz bu ne demek) erkenden arabaya geçtim.
Biri cama tıklattı.
indim. Direkt eylulsabahi? dedi. Şaşırarak evet? dedim. Kendisiymiş. Asıl şaşkınlık ondan sonra başladı.
Kız bildiğin Buharalı lan. Belki daha güzeli.
Tanıdığım hiçbir antakyalı böyle değildi. Uzunca, yanaklar belirgin, göz hafif çekik, kibar, beyaz tenli, çook tatlı bir kız.
Neyse bu yanıma oturdu.
Ama kar kış buz stresim bile kalmadı.
Vardık. Yanyana oturduk 3-5 saat, dinledik.
Aralarda bir şeyler içtik.
Kızın yüzünden iyi biri olduğu belli olur mu?
Bunun belliydi. Birde kafa dengi ki.
Güya bitince dönecektik.
Bir yemek yiyelim dedik. Kibar derken Öyle kasıntı bir kız da değil. Ne küfreder, ne ördek gibi konuşur bir kız işte.
Sonra saat kaç olmuş evlerden arandık.
Halbuki biter bitmez dönerim diyordum en başta. Ve saati fark etmedik bile.
Dahası bu kızla hatay adana yemek tartışması yaptık. Kim daha iyi falan. Bu kız bizi misafir olarak davet ettirecek bakalım, yemekleri annesi olmadan kendi yapacakmış.
Yolu uzata uzata eve vardık.
Şu sertifika işi az uzun sürsün.
Gerçi tanıştık. Bitse de iletişimde kalırız muhtemelen.
Buradan tüm antakyalılardan önyargım için özür diliyorum.
Hatay'ın iki merkez ilçesinden birisidir.
Eşsiz bir doğası vardır.
insanı büyüler adeta. Asi de bu doğaya güzellik katan unsurlardan birisidir.
Burayı gezmek için en az 10-15 gün ayırmak gerekiyor.
O kadar güzel bir doğası, konumu ve tarihi var ki.. Çok zengin bir şehir görüntü olarak. içinden asi geçiyor, insana huzur veriyor.
Bunca güzelliğe rağmen belediyesi bir tane çivi bile çakmıyor şehire.
Yollar kötü, asinin kokusu rahatsız ediyor, şehir içinde yeşil alan diye bir şey yok. Park yok, ağaç yok, oturacak çimen bile yok..
insan şu güzeller güzeli şehre neden bakmaz, neden değer vermez?