geç olmakla birlikte, eniştenizin ve benim orada bulunmaktan büyük keyif aldığımız, düzenleyenlerin emeklerine teşekkürlerimizi sunduğumuz zirvedir. gerçekten de sözlükte mesajlaşıp daha henüz zirvede tanıştığımız yazarlarla, iki dakkada nasıl kanki olunduğu görülen bir zirvedir efenim. çok mutlu olduk, sevenlerle tanıştığımıza. seveni seviyoruz. tekrar yeni bir zirvede görüşmek ümidiylen.
acil edit: enişteniz sizi çooook seviyor.
ikinci edit: onu benden daha çok sevdiğiniz için teessüflerimi bildiriyorum. yazar olan benim yahu, aşkolun.
üçüncü edit: her iyi yazarın arkasında güçlü bir erkek vardır. (bunu zorla yazdıran eniştenizdir.) *
insanda "ulan öyle bir video yapmışlar ki sankim içmeye değil dünyayı kurtarmaya gidiyorlar" şeklinde düşünceler oluşturacak bir video'ya sahip zirve.
burada verdik bir de youtube'da ayar verelim montajımıza *
askerden kaçacagım derken zirveden oldum. var mı ötesi? o kadar da hazırlanmıştım şarap içiyorum diye vişne soda içecektim. dedim ben jack nar ekşisi içerim bir de en az 30 yıllık kırmızı saraptan baska bir içki içmem diye ama bu imkanı sağlamadıkları için gelmedim.... diyemiyorum tabi. anlasılan herkes hasta olmuş ve duvarları sarhoş edememişler. tabi ben yoktum ondandır. herşey bir yana siz eğlenirken ben saçımı başımı yoluyordum ve bir kez daha kahrettim bazı şeylere... hayata kadere zirveye kendime. *
şimdiye kadar içinde bulunduğum en eğlenceli zirveydi valla, ayrıca en uzun süreniydi de. Daha önce 12 saat sürenini * görmüştüm de, bu 21 saat - yolcukluğu da katarsam 365 saate yakın- oluyor*..
HEr neyse, öyle eğlendik, coştuk, yorulduk, kah güldük, kah ağladık * falan filan...herkes yazmış zaten bir şeyler, ben yazmıcam o yüzden...** Üstelik yazsam ne anlayacaksın? şimdi ben "divx" desem, "traditional" desem, "organizasyon" desem ne anlayacaksın?? hea?? ne anlayacaksın arkadaşım cevap versene.veremezsin tabiii..niye?? çünkü bir şey anlamıcaksın.EE o zaman ne diye anlatayım kardeşim? dağılın leaynn!!
şimdi bir sor niye böle yazdım, niye böle agresifleştim, kompleksleştim..bir dahaki zirvelere gel de burdan öğrenme yaşananları * diye, bak ne kadar düşünceliyim...ulan hay allah iyiliğimi versin ya...
zirveye katılan bütün arkadaşlara ve de özellikle bize evini açan şef kezman'a * teşekkürlerimi sunarım..iyi ki gitmişiz teeeee ankara'lara, iyi ki tanışmışız herkeşlerle...
ayrıca organizasyon süperdi...valla bak..*
not:hea bu arada yazı biraz geç oldu ama ne yapayim, holding toplantıları falan derken * anca yazdım..geç olsun ama güç olmasın.değil mi canım?
katılan bütün yazarların ibrahim tatlıses hayranı olduğunu anladığım zirve olmuştur. herkes bir ağızan "yalnızım dostlarım, yalnız." diye bağırmıştır. o yüzden kimse bir başkasına "ay ibo mu dinliyosun sen, kıro falan mısın?" demesin, yemezler. ben mi?, ben söylemedim vallaha. sadece uzaklara bakıyordum.*
kazayla o tarihte papa ankarada olsa idi ve karsılasılsa adam kesınlıkle musluman olurdu.fasılda bile tezahuratlar yapılınca mekan sahipleri neye ugradıklarına sasırdılar.*** sonuc olarak az daha kalsak ankara papayı musluman yapıyoruz zirvesi olacaktı.
"eğlencenin kelime anlamını yeniden yazdığımız, dolu dolu geçen ve bir o kadar güzel zirvedir" formatın ellerinden öptükten sonra gelişmelere geçiyorum efenim.
vize haftam olmasına ve hatta hatta ilk vizemin salı gününe tekabül etmesine aldırmayarak çıktık yola. her daim kardeşim kalacak bursa ekibi ile ****. ikamet adresim olan ankara da, hele de bir içmece, bir fasıl zirvesinde yer almamak olmazdı. olmadı da zaten.
yol hikayeleri belki de en çok hatıra taşıyan kısmı oluyor zirvelerin. bursa ekibi günün öğlen saatlerinde beni almaya geldiklerinde, akşam yaşayacaklarımızın zerresini tahmin edemezdim emin olun. her türlü ekipmanı hazırlayıp, şarkılar eşliğinde koyulduk yola.. eskişehir den sonra bastıran sis bizi engellemeye cüret etti bir an ama yawuz kişisinin bir f1 pilotu edasıyla, söz verdiği vakitten tam 1 dakika evvel bizi ankara ya ulaştırmasıyla eğlence tam anlamıyla başladı bizim için. yazar arkadaşlarımızın bizi kapılarda karşılaması jesti ile ankara ya gelmekle ne güzel bir iş yaptığımı kesin olarak anladım. daha önce iki ankara zirvesine katılmamdan mütevellik bir çok insanı tanıyordum zaten ve sarılmalar, kahkahalar arasında girdik kanatçı isimli mekana. istanbul dan da gezici zirve ekibi gelmiş neşemize neş-e katmıştı. gözlerimle şöyle bir tarama yapıp mekandaki o kadar insanın uludagsozluk mensubu olması gerçeği şaşırtmadı değil beni. selamlaşma faslından hemmen sonra, yanına oturacağım adamı buldum o kalabalıkta: devedikeni. zira bursa zirvesinde çok harika vakit geçirmiştik beraber. sonra organizatör kisvesi altında ortalıkta dolanan redwinemania ve gothic evil ı da alıp yanıma koyu muhabbete başladık. yemeği yiyip kendime gelince, biten biramı yenisiyle değiştirmek hususunda çok ısrarcı oldum. ancak ve ancak tüm çabalara karşı alamadım ikinci birayı. bu sırada devedikeni kişisiyle fasıl ekibinin sesinini duymamamıza rağmen başladık döktürmeye. ve salca nın papa yı hak yoluna davet etmesiyle beraber son buldu kanatçı gecemiz. yok orayı dağıtacaktım ben ama götik tuttu, aman abi gerek yok, bırak şerefsizleri dedi, kırmadım kendisini, sessiz kaldım. kara kara düşünmeye başlamıştık ki ahali olarak, ankara sokaklarını arşınlarken, bir anda kendimizi eller havaya durumunda bulduk. kaynaşma arttı, eğlence tavana vurdu. redwinemania ile bir türlü kafayı bulamama nedenimizi araştırdık uzun uzun, baktık olmayacak tekila vurduk birbiri ardına. ııhh ııhh. olmuyor bir türlü. bunu pek sorun etmedik biz de, afendilik bizde kalsın dedik. akabinde gidilen çorbacıda doyma işini halledip, takıldık kırmızı başlıklı kezman ın peşine. ben şahsen evin yolunu bulacağından şüpheliydim ancak, hayal meyal kapıdaki ayakkabıları görünce doğru yerde olduğumuzu anladım. bizim bursa ekibine özel tahsis edilen odada uyandığımızda ise sadece 2 saatlik uyku çekmiştik daha.. kahvaltı faslı mis gibi simitler ve çay eşliğinde halledildikten sonra başka mekanda devam ettik muhabbete. ayılmak için içtiğim koyu türk kahvesi bile fayda etmedi, masa üzerine koyup kafayı hülyalara dalmama. ve bir zirve böyle bitti. dönüş yolunda yaşadıklarımız ise gerçekten anlatılmaz yaşanır cinstendi.
şimdi burada tek tek nick yazarak teşekkür etmeyi çok istiyorum; ama mutlaka anımsayamadığım biri olacak ve bunu hiç istemiyorum. bizi en güzel şekilde ağırlayan ankara yazarlarına, istanbullardan gelerek eğlencemize ortak olan istanbul tayfasına ve artık ayrılmaz ekip olduğumuz bursalı kardeşlerime binlerce kez teşekkürler. iyiki varsınız ve iyiki tanıdım hepinizi..
pitiless ın daveti ile misafir olarak katıldığım zirvedir. universite bittiğinden beri gece dışarı çıkıp eğlenmişliğim olmadığından ısınmakta biraz zorluk çektiğim, ama ilerleyen saatlerde yavaş yavaş kendimi bulduğum zirvedir ayrıca.
katılan yazarlar inanılmaz derecede samimi ve sıcaktı. ortamda kendimi hiç yabancı hissetmediğimi söyleyebilirim. sanki kırk yıllık yazarmışım ve hergün görüşüyormuşuz gibiydi.
hatta bir ara yazarlardan biri bursa grubu gelsin diye çığırtınca ayaklanmıştım. pitiless beni zorla oturtup bursalı olmama rağmen bursa grubundan olmadığıma ikna etti.
yazarlar hakkında bazı görüşlerin yapılması gereken zirve.
sol frame'de yazar başlıkları çoğalmaması açısından, aklıma gelen yazarlar hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum;
öncelikle bana yol arkadaşı olan, montajelemani, yawuz, don santino corleone ve sivrisinek'ten oluşan bursa ekibine çok teşekkürler. moralim bozuk olsa da, bana hep destek çıktılar, moralimi üst seviyeye çıkarmaya çalıştılar. bu çabaları bile benim için çok önemli. kötü gün dostu olduklarını, bir kez daha kanıtladılar.
devedikeni, karga, atan alır spor, ümit ve tucimania'dan kurulu istanbul tayfası ile aldığımız ortak kararla hareket edip, kafa uyumu sağladıkları için, onlara da teşekkür ediyoruz. uludag sozluk gezici moral ekibi olarak ankara'ya renk katmak adına bu zirveye katılışı onlarla düzenlemek gerçekten çok keyifliydi.
organizasyonu yapan arkadaşlarımız katılımcı listesi yapmadığı için, bazı kişiler hakkında yazmayı unutabilirim. o sebepten dolayı, bu entry sonrasında editlenecektir;
redwinemania: bu adamla uzun zamandır tanışıyoruz. kendisi has beşiktaşlı ve görmek istediğim bir insandı. ama sadece ben onu değil, o da beni görmek istiyordu lakin bir türlü denk gelemiyorduk. sonunda muradımıza erip, bir zirvede denk geldik. kendisine satıcı derim, bir organizasyonu beceremedin derim ama her ne kadar satıp, bazı aksaklıklar yaşatsa da çok severim. her şeyden önce temel sağlam, adam beşiktaşlı. özünde iyi biri. bu sezon bir beşiktaş maçına mutlaka beraber gideceğiz. ayrıca ocak ayında kendisi bursa'ya geleceğine dair söz verdi. eyvallah kardeşim..
gothic evil: gece boyunca kendisiyle sık sık uğraştım. ama iyi adam vesselam. insan sevdiğiyle uğraşırmış, kanım ısındı. o belki bana kendisiyle bu kadar uğraştığım için bana gıcık oldu ama benim onun hakkında pozitif en ufak bir düşüncem olamaz. bu zirvenin olmasında onun da büyük payı var, kendisine teşekkürlermizi sunuyoruz. zirvede kendisine yaptıklarımdan dolayı üzüldüğünü düşündüm, resmen benim içimde ki zirveye gölge düşmüştü. fakat telefon görüşmesinden sonra, tekrar güneş doğdu. neyse ki durum sandığım gibi değilmiş. şubat ayında bursa'ya gelecek, söz verdi..
kırmızı başlıklı istasyon şefi: adam öyle bir eğlendi ki, resmen dağıttı kendini. ama herkes onu eğlendirmek için uğraşmalıydı. sonuçta ev sahibi, iyi geçinmek lazım. bizi en kral şekilde evinde ağırladı, çok memnun kaldık. ankara'nın o dondurucu soğuğunda bizleri sokakta bırakmadı. ne kadar teşekkür etsek az.
fewzi1907: bu adam sözlüğe ilk girdiği zamanlar aynen şu şekil düşünüyordum; "hah antu.com'dan biri daha gelmiş." sonrasında bir yazmaya başladı bakıyorum ki takımını eleştiriyor, beşiktaş'ın iyi ve kötü yanlarını objektif bir şekilde söylüyor. takdir etmek için özel mesaj attım. sonrasında bir de zirve de tanıdım, özel mesaj attığıma hiç pişmam olmadım. karakter olarak söylenen her şeyi aynen hakediyormuş. helal olsun fevzi, aynen böyle devam..
zabalayn: sağolsun varolsun bizi satmadan zirvenin ertesi gününe kadar bizlere eşlik etti. sürekli insanları gözlemledi, kimin ne yaptığını çok iyi takip etti. bence zirvede insanlar hakkında önemli fikirler edindi. yakın zamanda sözlüğe yazar oldu ama ankara'da bulunan yazarlarla iyi bir uyum sağlamış. efendi bir adam, umarım bu halini hiç bozmaz.
gmp: kanatçı'ya geldi. sima olarak bildiğim için, ilk olarak ben selamlaştım. adaşız bu adamla, öyle bir benzerliğimiz var. kendisi fenerli ama daha hiç futbol muhabbeti yapamadık. kanatçı'dan kovulunca barı hemen organize etti, adaşının hayatını kurtardı. o olmasa ya bir mekanda sıkış tepiş eğlenecektik ya da donma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktık. zirvede emeği geçmiştir, kendisini unutmamak lazım.
shyer: bu adamla nesildaşız, daha hiç görüşememiştik ve nasıl sevimli adammış. bir zamanlar msn de çok geyik yapardık ama sonradan sözlüğe ara verdiği için bir kopma oldu. mekandan içeri girdim, biri boynuma sarıldı. önce bir tedirginlik oldu, dedim napıyoruz. vay salça sen misin yaa, bu akşam sana hep içki ısmarlıcam dedi durdu. ben de zaten direk tanıdım, kim olduğunu anladım. fotoğrafını görmüştüm, sima olarak biliyorum. biraz konuştuk, müjdesini vereyim.. sözlüğe tekrar yazmaya başlayacak. ama kimse bu adama göz kulak olmamış, kafasına göre içmiş. geceyi erken noktalamak zorunda kaldı. ama 1. yaş zirvesi ve akabinde yapılacak bursa zirvesinde bu adamla çok eğlenicez, hissettim bunu..
ismail aq: bir isyanın parçası. ismail'e olan yakarışın sembolü.. zirvede hiç bizi satmadı, sonuna kadar dayandı. bazen bar köşelerinde az daha uyuyacak sandık ama yıkılmadı ayaktaydı, yazarlarla başbaşaydı. helal olsun..
mystery: bu sıpayı sözlüğe kazandırdım. baktım ki ankara'nın önde gelen isimlerinden olmuş, herkes çok seviyor. bir süre aramız açıktı ama bayramlarda insanlar barışıyorsa, zirvelerde de insanlar barışıyormuş. hasret giderdik. benim babaannemi bile tanır kendisi, o derece yakınızdır.
seamea: cumartesi sabahı msn konuşmasında bana moral vermek için elinden geleni yaptı. "yiğidi öldür, hakkını yeme" demişler. bunları söylemesem ihanet etmiş olurum. bildiği dövüş sanatını üzerimde hiç denemedi. zaten öyle hiç aikidocu tipi yok, pek bir hanım. aramızdan erken ayrılmak zorunda kaldı ama içi burkuktu, bunu hissettirdi.
pammuk: kendisi bacımdır. bana adaşımın emanetidir. pamuk helva gibi bir insan. araba da kullanmasını biliyormuş, bunu kanıtladı bana. tanıştığıma çok memnun olduğum yazardır.
marla singer: kanatçı'da kendisini hiç göremedim. sonra bara gittik, ancak orada tanışabildik. aslında samimiyetimiz vardır, msn de konuşuyorduk ama kendisini o ana kadar hiç farketmemiştim. neyse ki sonra yanıma geldi de, konuşabildik. o da zirveyi en son terk edenlerden.
witch: ev zirvesinin gülü. birinci nesil olduğu halde, sözlük 1 yaşına geldi, daha kendisiyle ancak denk gelebildik. sürekli yüzünde bir tebessüm, böyle eğlenceli tavırlar. neşe saçıyor etrafa. saçtığı neşelerden bir kaç parça da benim suratıma geldi.
peytonpeyton: valla enişte mi yazar, bu ablamız mı ben çözemedim. enişte ile bir samimiyet kurmuşuz, sözlükte sanki o yazıyor. uzun zamandır mesajlaşıyormuşuz da, ilk kez görüşüyoruz imajı çizdik. ama bu yazar ablamız da pek iyi birisi. yalnız yeğenimi getirmemiş, onu göremedim. neyse başka sefere artık..
polen: kendisi belli ki sosyetik biri. evinde herhalde ayakkabıyla dolaşıyor. koltukların üstüne bile ayakkabılarıyla çıktı. çıkar ayakkabılarını dedim, "yaa uğraşamam" dedi. sonrasında garsonlar onun bu halini gördü, ben o sırada yanında olduğum için, garsonun ona bakışlarını farkedince gidip konuştum. adamlar sizde koltuk ücreti alıcaz dediler. ben de "yaa mazur görün, kendisi üçüncü nesil, daha yeni yeni öğreniyor her şeyi, bir dahakine yapmaz" dedim.. affettiler.. beni mahçup etmesin, bir daha koltuğa ayakkabılarıyla çıkmaz inşallah maşallah..
freedean: ankara'da yaşayan, tanıdığım ilk bayan yazardır. onca uzun zamandır konuşuyoruz, zirvede daha ben ortama ısınamadan aramızdan ayrıldığı için bir türlü konuşamadık. bir daha ki zirvede daha çok konuşma fırsatı buluruz inşallah..
dramtatatam: fasıl zirvesinden kovulmayan belki tek yazar. bara gidildiği vakit aramıza katıldı, öyle bir göründü, sonrasında zirveden ayrıldı.
ayrıca bu zirve sonunda devedikeni, montajelemani, salca ve yawuz dörtlüsü, arka arkaya sıralı dört hafta sonu, dört farklı ilde, dört zirveye katılarak kırılması güç bir rekora imza atmıştır.
yoğun bir katılımla gerçekleşen eğlenceli zirve. zirveyi anlatan en kısa cümle bu olsa gerek. lakin bu tanımın içinde öyle olaylar vardır ki, buraya yazmaya zaman yetmez.
uludag sozluk gezici moral ekibi bursa tayfası olarak yola hareket ediş saatimize kadar, daha gideceğimiz konusunda net bir karara varamamıştık. bir takım insanların keyif kaçırıcı olaylarından sonra, "kötü havayı oraya da taşır mıyız" düşüncelerine daldık. ayrıntıları geçerek, sonunda söz verdiğimiz saatte yola çıktık.
yol maceralarımız yine yaşandı. eskişehir'de yarım saat migros aradık, orada oyalandık. yol da sis vardı, yavaş gitmek zorunda kaldık, ankara'ya girişte araba arızalandı.. ankara'ya vardığımız zaman telefonla ankaralı yazar arkadaşlar ile irtibat kuran arabada ki arkadaşlarım, yerin tarifini almakta biraz zorlandı. klavuzumuz sözlük yazarlarımızdan karga değildi ama, asıl karga nickini hakeden don santino corleone ankaralı olduğunu bizlere söylese de, bizleri pek inandıramadı.
bir benzinliğe arabayı park ettik. sonrasında yine ankaralı mekanda bulunan yazarlar ile yanımda bulunan arkadaşlarla sıkı bir telefon trafiği yaşandı. tüm bunlara rağmen yine de mekanın yeri tam olarak anlaşılmadı. hadi dedik mekana taksiyle gidelim. mc donalds'ın orası tarif edilmiş. taksiyle mc donalds'ın oraya gittik ve bestekar sokak'tan aşağıya doğru yürümeye başladık. biraz ilerledikten sonra "ya yine dönüp dolaşıp benzinliğe geldik" diye bir serzenişte bulundum. dünya yuvarlakmış ama bestekar sokak'ta yuvarlakmış. sonrasında devedikeni ile görüşme yapıp, mekanın yerini öğrenince ne kadar haybeye taksi ile tur atıp, o soğukta yürüdüğümüzü anladım. aslında o kadar yakınmışız ki..
kanatçı'ya vardığımızda misafirperverliğin kralını gördük. sıcak bir karşılama komitesi, herkes üşüyor olsa bile kapılarda karşılıyor. o ana kadar, 6 saate yakın arkadaşlarla yol yapıp, araba da neredeyse yorgunluk, moral bozukluğu ve keyfimin olmamasına rağmen, insanları o şekilde görünce, kendimi toparlamayı düşünmeye başladım. neyse içeri girdim, böyle labirent gibi bir masa dizilişi, hepsi yazar. bize ayrılan yere ulaşmaya çalışırken kaç kişiye merhaba dedim, sayılcak gibi değildi.
sonra yerlerimize oturduk, yemek söylendi. bursa'dan gelen benimle birlikte 5 yazarın içkileri geldi. ilk içkilerimizi içerken, yemeklerimiz de bize ulaştı. yemekler bitti, sonrasında ikinci içkiler geldi.
eğlence artık başlasın, insanlar coşsun diyerekten açılış parçası olarak "bir taş attım pencereye tık dedi" diyerekten gezici moral ekibi geçte olsa hadi dedik papaya gönderme yapalım. sandalyenin üstüne çıkıp, söylemeye başladım. tam böyle kopma noktasına gelicez, neredeyse 60 kişi müslüman ol papa diyerek, bestekar sokak'ı inletecek, pat yarıda kaldı. garsonlar neredeyse papanın güvenlik korumaları gibi üzerime atlıyordu. görende papaya yumurta attım sanacak.
sonrasında mekandan "alın pılınızı pırtınızı çabuk kaybolun burdan" dercesine apar topar çıkarıldık. kimse itiraz etmesin, adamların yaptığı aynen buydu. ama sonrasında ne mi oldu? asıl eğlence yeni başlıyordu. zaten kanatçı'ya bizim gelmemiz biraz geç olduğu için, ben bilerek kovdurttum kendimizi. mekanda ki insanlarla bir kopukluk vardı, o mesafeleri kaldırmak adına iyi bir atılımdı. * sonrasında mekan aramaya başladık. anladım ki ankaralı yazarların yön bulma ve tarif etme yetileri pek gelişmemiş. garip bir şekilde sokaklarda yürümeye başladık. attığımız her adımda kayıp veriyorduk. lakin yine de 30dan fazla yazar ile gecenin sonuna kadar beraber eğlendik.
neyse bestekar sokak'ta bir süre dolandıktan sonra bir bara sığındık. zaten herkes kurtlarını dökmek istiyormuş, hemen oynamaya başladılar. garsonlarla çeşitli görüşmelerde sonra, papaya teklifimizi burada sunduk. atılma tehlikesi önceden kaybolmuştu. ama gecenin ilerleyen saatlerinde, koltuğun üstüne çıkıp 1-2 arkadaşı da yanıma çağırınca, sonrasında yerde eğlenen herkesin koltukların üstüne çıkmasıyla ufak bir kovulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. sonrasında olay kimseye hissettirilmeden tatlıya bağlandı ve eğlenceye devam edildi.
oynayarak o soğuk havada çufçuf yapar gibi treni oluşturduk ve dışarı çıktık. koltukların üstünde tepindik. farklı şeyler sık sık gerçekleşti.
anlatılacak o kadar çok olay var ki, hangisini yazmasam haksızlık etmiş gibi olacağım. ama herkesin bilmesi gerekenleri ve bildiklerini yazarak, olayı genel bir hale getirmeyi planlıyorum.
neyse eğlence de bitti, hep beraber çorbacıya gidildi. herkes sıcak çorbayla kendine geldi. yavaş yavaş bazı yazarlarla ayrılma vakti geliyordu.
kızlarımızı taksiye bindirdik ve şoför amcalarına sağ salim evlerine bırakması şeklinde gerekli uyarılar yapıldı ve uçankuş programı tarzında konuşursak; "gecenin karanlığında kayboldular.."
ama kalan 18 yazar için eğlence bitmemişti. hep beraber kırmızı başlıklı istasyon şefi'nin evine gidildi. içeriye en son ben girdiğimde, bir de baktım ki gören mevlüt var sanacak, her yer ayakkabı. tuvalet sırası beklendi, odalar paylaşıldı. fedakar arkadaşlar bursalı ve istanbullu yazarlara odaları bırakıp, kendileri o soğukta salonda yattılar. burada da artı oyları topladılar. bu fedakarlıkları unutulmayacaktır.
sabah 09.00'da koğuş kalk dercesine bütün yazarlar uyandırıldı. basılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımız için, evi terk ederek hep beraber kahvaltıya gidildi. simit evinde yapılan kahvaltıdan sonra, neskafe diye bir yere gidilerek, sohbete devam edildi.
sonrasında bursalı ve istanbullu yazarlar, derbi maça yetişmek için artık yola çıkması gerekiyordu. öyle de oldu. şelalenin önünde fotoğraf çekildi, kameraya görüntüler alındı. herkesle vedalaşıp, iade-i ziyaret için söz alındı.
gerçekten böylesine farklı olaylara sahne oldu. ankara'da insanların bize davranışları, ilgileri, sıcakkanlı oluşlarından dolayı minnettarız. herkese çok teşekkürler.
benim için tamı tamına 24 saat sürmüş zirvedir. zirve günü 12.45'ten ertesi günü 12.45'e kadar...
maraş'tan bir çocuk gelmiş, wolfshade diyorlar kendisine. zirve günü sabahı "abi canım sıkılıyo, nolur gel al beni" demesin mi. gittik tuttuk elinden. bir yandan da görevim devedikeni ve adamlarıyla habire irtibat halindeyim. "abicim bana haber verirsiniz nerde olduğunuzu" şeklindeki soruma karşılık, devedikenin her 10 km'de bir mesajlarla "şurdayız, burdayız, demin kedi ezdik, tuçi kafasını tavana vurdu..vs.." biçimindeki mesajlarıyla an ve an onların yolculuklarını da bir yandan canlı canlı yaşamış oldum.
wolfshade bazı kişisel işlerimi hallettikten sonra marla singer kişisiyle ayak üstü görüşüldü, neymiş efenim kursa gidiyolarmış da bir göreceklermiş. sanki biz dükkanız da geçerken uğradık ayağına yattılar resmen. ha evet bir de polen var kankası, onu da ilk orada gördüm. deli olduğumu anladı hemen. acayip zeki.*
istanbul kadrosu ve görevdaş redwinemania oradaydı ilk. bu arada tenıştığım her insanın, nickimi söyledikten sonra sanki sözleşmiş gibi "aaaa....o sen misiiiiinn ??" demesine bir anlam verebilmiş değilim maalesef. ne bekleniyordu 3 gözlü 4 kollu bir android mi bilemem ama tuhaf bir selamlama cümlesi olduğu kesin. baktım şöyle mekanın yarısı bize ayrılmıştı ama yetecek gibi de gözükmüyordu. red kırıkkale'den gelmiş, yol yorgunudur gitmedim üzerine çok. ikişerli üçerli gruplar ardı ardına gelmeye başladı zamanla. biz herkesi oturtmadan oturamayacağımız için uzun bir süre aç kaldık. "bu nasıl organizasyon" diyen ayrılıkcı gruplara duyurulur ! *
hakkaten de sığdığımız pek söylenemez. ufacıkta bir kargaşa yaşanmadı değil ama koyu bir sohbet, görülmek istenenlerin görülmesi pekte büyütmedi bu durumu. kimleri desem ki misal
bir dukur vardı. daha önce bahsedilmişti bana ve aramızda metal bağı olduğunu da biliyordum. gördüm en sonunda. kral insan ama çok konuşamadık. feci kalabalıktı ve ben her daim dolanmalıydım. o oturdu anca.
ha bu arada ben birisini gördüm, tam redwine'a "limitli menü alıcam" diyordum ki o içeriye girdi ve görür görmez ağzımdan "abi benimki limitsiz olsun" lafı çıktı. neyse bir şey demiyorum da ben hiç kusursuz görünüme sahip bir insan görmemiştim, şaşırdım birazcık. entropi abi de kırmadı beni ve ben hariç kimseyi tanımadığı halde ilk adımını 55 civarı insanın arasına atmış oldu. ha bu arada katılım sayısı önemli bir şey tabi. şöyle diyelim. bize ayrılan taraf 47 kişilik oldu ve ayakta olanlar, sırayla oturup kalkan kişiler de oldu.
ben 55 kişiydik diyorum. o kadar *
insanlar arasında bir "şurdalar, burdalar" geyikleri dönüyordu. bursa tayfası beklenenlerdi. sis varmışta, şehir girişinde kaybolmuşlarda cartmışta curtmuşta...ama evet en sonunda kocatepe camii'sinin ordalar haberiyle kapıya çıktık. herkes değil tabi de vardır bir 10 kişi.
ve evet onlar da geldi sonunda. hepsinde de siyah ceket böyle mafya gibin. basbaya zirve basmaya gelmişlerdi işte. artist hepsi *. montajı gördüm bee, yetmez mi diyordum ki...onu da gördüm..
salça idi nicki...hiç hazzetmedim...psikolojik deli olduğunu hemen anladım. o da bana karşı özel bir şekilde hazırlanmıştı ama...bir kere olsun bana adımla seslenmedi ya da gotik demedi...hep götik dedi. bu ne inat bu ne cüret anlam veremedim. don santino kankanın "abi o psikopat görmezden gel" telkiniyle de ses çıkarmadım *
don santino dedim değil mi, olay şu ya.
- lan benim biram bitti....bu ne biçim organizasyoooooonnnnnnnnn !!!!
- olm ne alaka mal mısın
- ben anlamam, arkadaşlar bu ne biçim organizasyon böyle !!!
isyancı grubun başıydı. despotluk yapıyorum ezdirmiyor da kendisini. ha sonra ne oldu. kıvılcım yaktı ya kendisi. salça da sağolsun fitili ateşledi. manyak.
kuuraabiyeee fener....kurabiye fener.....lan tamam da dakikada bir uyarı yiyen bir grubuz, naaptın neeettin demeye kalmadan ;
ben : 15 dakika içerisinde mekanı terketmemiz gerekiyormuş
redwine : dur bi konuşuym şunlarla
bir süre sonra
ben : nooldu ?
redwine : 5 dakika içerisinde mekanı terketmemiz gerekiyormuş
adam papayı hak yoluna davet etti. lan sana ne ? yok işte şizofrenik belirtiler de mevcut adamda.
kovulmadık, istifa ettik. ardından alemlere aktık. ama....ama...
2 aralık günü geç saatlerde tunalı da dolaşan herkes "götik ivıl" diye bir şey duyup anlam verememiştir. salça denen canlı, adamlarını toplayıp götikli neli ne kadar marş varsa uydurdu, bağırdı ve bütün yazarlar da onlara eşlik etti. kendimi geçtim goth akıma yapılan bu terbiyesizliğin cezasını, şefin evinde salça'ya vermeyi kafaya koymuştum.
sonra feci bir ortama geçtik. dans, müzik vs vs. ve silentcry'ın dün benle alay etmesine neden olacak davranışlarım...ulan ne var iki dansettik, oynadık diye. ortama ayak uydurduk ne var yani ????? çok uğraşıldı benle çok...ama o salça denen canlı yok mu. her defasında bana "senin eğlenmeye hakkın yok" dedi. her zaman. adamı tuttum kaldırıp duvara çarptım yok, sıktım yerine oturttum yok, elense çektim boğdum gene yok...bu ne inat, benim için özellikle bileylendiği belliydi bunun.
çıktım sabaha karşı 3 çorbacı zirvesi...ardından şefin evi. nerdeydi lan orası ??
- hani şu belediyelerin çatıştığı park var ya, ordan sağa dön hemen orda.
2+1 eve 18 kişiyi sığdırmak büyük bir marifettir. uludağ sözlüğün neden bu kadar kısa sürede "ekşinin arkasından geliyorlar" lafının dolanmasının nedenidir. bir sınıf gibi sağlam bir çekirdek var ve insanlar kaliteli(tabi ki salça hariç). sözlüğü güzel yapan da yazarlardır zaten, yalan mı *
donmaya yüz tutuyorduk ki şef uyudu ve yeni bir konu çıktı şefin uyuması olayı. bir an bile yerinde durmayan insan şimdi başparmağı üzerinde uyuyordu ve yanında attığımız hayvani kahkalardan da etkilenmiyordu. kafasını sallıyordu bazen ama efendi montajelemanı'nın kanısı olayı çözdü;
- abi bu kafasını sallıyor
- görüntü net değil ya, böyle cell-o gibi
- antenleri var yani
- yani
- aha durdu, düzeldi mi şimdi
- aynen..çok kaliteli rüya görüyor şu an
- kaliteli ??
- evet, divx formatında
- montajını da sen yap o zaman abi
- ben niye montajelemanıyım, tabi
salça gene benle uğraştı. göt bir şey sorucam, lan götik, götoş bıdı bıdı. acaba gece uyurken kirletsem bir şey olur mu diye düşünmedim değil ama 4 kişi arasında yattığını görünce "ava gidenin avlanması" hadisesi yaşanmasın diye tepkisiz kaldım. donuyordum zaten...**
sabaha karşı 5. güneşin doğmasını beklemeye başladık(herkes uyudu ama ben ı ıh...) devedikeni horluyor arkadaşlar, bakın bunu belirtiym. ayrıca bütün uyuyan yazarların resimleri ben de mevcuttur.
sabah poğaça zirvesi oradan çıktık başka bir mekanda geyik vs. süperdi tabi. etlik'i de şenlendirdik. papa, burada da hak dinine davet edildi.salça hala yanımızdaydı çünkü.
ardından 3 araba kalktı şehir dışına gitmek için, el salladık orada da klip çektik gene. mahalle sakinlerinin o bakışlarını çekmek isterdim.
kimler kaldı, kızılay'a gidecek 4 kişi. birileri daha birakıldı ve yola çıktığım insanla baş başa kaldım.
redwinemania...
yani bu dükkanı biz açmışız gibi ya da bu rüyayı biz görmüşüz gibi. birlikte başlattık ve ayrıldığımız da her şey bitmişti zirveye dair.
kara kış zirvesinden sonra dinlenin biraz. mola falan alın.
kraL zirve oLmuştur.. her türLü aksiyon yaşanmıştır.. gözLerden yaşLar akmıştır, başımız ** ağırmıştır.. organizasyon güzeLdi.. eLLerinize sağLık efendim.. organizatörLere zirve boyunca bok atıLsada ben bunu kabuL etmiyorum.. istanbuLda yapıLan zirveLer kadar güzeL oLmuştur.. yeni yazarLarLa tanışmaLar, kaynaşmaLar, muhabbetLer... dadından yenmeyecek bir zirve oLmuştur.. kahkahaLarımız şiddeti 132 desibeL'i göstermiştir.. özeLLikLe tanımak istediğim 1/2 yazar vardı.. onLarı tanımaktan ötürü pek bir sevindirik oLmuşumdur.. ayrıca şunu beLirteyim ki ben aLkoL kuLLanmıyorum efendim.. içmedim yani.. "az içtin be tuci" gibi sözLere maruz kaLdım.. buna bir açıkLama getireyim dedim.. asıL doğru söz/soru öbeği şöyLe oLabiLirdi; "tuci niye aLkoL kuLLanmıyorsun?" *