falan kitabı okudum, okuduktan sonra kapattım, sonra kitaplığımın rafına koydum.ama bu kitapta unutamayacağım bir söz vardı.bu söz içimde o kadar derinlere indi ki, artık onu içimden ayırt edemiyorum.artık ben, onu bilmeden önceki adam değilim.bu sözü, okuduğum kitabı unutsam, onu okumuş olduğumu bile unutsam, ya da ancak şöyle bir hatırlasam ne çıkar?ben artık onu okumadan önceki adam olamam.
gülünç düşme korkusu en kötü korkaklıklarımıza yol açar. ne kadar körpe heves alabildiğine yiğit buluyordu kendim, ama kanılarına şu “ham hayal” damgası bastırılınca, aklı başında insanlarca hayalci görülmek korkusuna kapılınca birdenbire sönüverdiler.
ı̇nsanlığın bütün ilerlemelerini gerçekleştirilmiş ham hayallere borçlu değildik sanki.
sanki yarının gerçeği dünün ve bugünün ham hayalinden doğmıyacak - gelecek geçmişin tekrarı olmayı kabullenirse, yaşama sevincinden iz bile kalmaz içimde.
evet, mümkün bir ilerleme fikri olmadı mı, hayatın hiç bir değeri kalmaz benim için. dar kapı’mda alissa’ya söylettirdiğim sözleri şimdi kendime mal ediyorum:
“ne kadar mutlu olursa olsun, ilerlemeden yoksun bir durum istemiyorum... ilerleyici olmayan bir sevince hiç bir değer vermiyorum.”
yıllar yıllar önce isabelle isimli bir kitabını okuduğum yazar. orta ikinci sınıftaydım ve beni çok etkilemişti bu kitap. okuduğum en değişik kitaptı.
az okuyan biri değilim. rus klasiklerini ilkokulda bitirmiş bir adamım ve okuduğum klasikler içinde bir tek isabelle'i ikinci kez okumaya cesaret edemedim. büyüsü bozulur diye korkuyorum belki de. ama artık zamanı geldi diye düşünüyorum. o kitabı aldığım gün bitirmiştim ve kapağını kapattıktan sonra hiç açmadım. koyduğum yerde duruyor, kütüphanemi temizlerken bile yerini değiştirmezdim. şimdi, bunca yıl sonra, tekrar okuyacağım onu. bu entry kendini o zaman editleyecek.