vazgeçilemeyecek şeyler değildir alışkanlıklar. en kötü ihtimalleri düşünürsek, bi yakınınızın ölmesine bile alışıyorsunuz, alışkanlıklardan vazgeçtikten sorasına da hayli hayli alışırsınız. onlarsız olmaz denen birşey yok yani.
insanın hayatında süregelen faaliyetler bütünü ve bağımlılık anlamı taşır. hayatınızda bunlardan biri eksildiğinde yenisine tutulmanız zaman alır ve sizi acıtır. hatta balzac'ın "hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez." diye açıkladığı duygudur.
farkında olamadığımız veya üzerine gidilecek bir sorun olarak görmediğimiz sürece ''vazgeçilmezlik'' gibi bir biçiminde yaşamımızda yer eden şeyler. ''şundan vazgeçemem, bunsuz yapamam, hele bu olmadan duramam'' ... bunlar uzayıp gidiyor, Yeme içme, yatma kalkma, üslup, giyim kuşam, bunun gibi birçok konuda, ''bunlardan vazgeçemem'' diyoruz ama gelişmek, değişmek istiyorsak alışkanlıklarla savaşmayı öğrenmeliyiz. olumlu değerli alışkanlıklardan bahsetmiyorum elbette. ''Benim değişemem imkansız, çocukluğumdan beri böyleyim... alışmışım işte..'' gibi savunmalar birbirini izler. ama bu savunmaların hiçbiri bilimsel değildir, değişimi reddetmekdir.
--spoiler--
ne kadar küçük şeylere ağlardık: bir tutam saç, bir oyuncak araba, bir bebek...
şimdi büyüdük;
çok büyük olaylar bile ağlatmıyor bizi; ölümler, iflaslar, savaşlar...
Şimdi daha mı güçlüyüz? Yoksa daha mı alışkın?
hayatı öğrenmek, alışmak mı acaba?
--spoiler--