teori-1 tanri vardir: "nietzsche tanrı öldü dedi ama kendi öldü"
"eger tanri yoksa inananlar da inanmayanlar da ayni. olup gidecekler"
"eger tanri varsa biz cenette gidip huri kizlariyla gunumuzu gun edecegiz. inanmayanlar ise cehennemde yanacak"
teori-2 tanri yoktur: "nietzsche öldü ama en azindan var da oldu. tanri hic var olmadi"
"eger tanri varsa biz cehenneme gidecegiz. inananlarin da buyuk bolumu yaptiklari kotuluk ve gunahlardan dolayi cehenneme gidecek"
"eger tanri yoksa biz ceneti bu dunyada yasamaya calistik. bu dunyada bulduk hurileri. biz gunumuzu gun ederken digerleri olmayan birsey icin yasadilar. cunku felsefeleri bu dunya icin degil ahiret icin yasamakti."
bu sözü söyleyenler genellikle hiç bir şeyden tatmin olmazlar.
her fırsatta allahı agızlarından düşürmez. başlarına bir olay geldiğinde allah'a dua eder, yardım isterler. duaları tutmayınca 'allah yoktur'* gibi denyocan kelimeler kullanırlar.
ayrıca binlerce asır inanan insanlar salak siz akıllımısınız. bune kudret, bu ne bilim, bu ne irfan.
Örneğin, kendi güneş sistemimizi gözlemleyelim. Bir an için uzayın güneş sisteminin dışındaki başka bir yerinde konumlanarak, güneş sistemine bakalım, NE GÖRÜYORUZ? Bilimsel verilere dayanarak, şunları gördüğümüzü söyleyebiliriz; Ortada bir güneş, yada alev topu, yada yanan bir ateş, yada ısı ve ışık saçan bir kaynak ve çevresinde, hem kendi ekseni etrafında, hemde güneş etrafında, hemde güneşle beraber kainatın içerisinde dönüp duran adına gezegen dediğimiz, kendi çapınca büyük fakat bütüne göre çok küçük maddeler göreceğiz. Bu manzaranın resimlenmesi durumunda göreceğiz ki buradaki tüm hareketler belli bir hızla, belli bir hedefe yönelmiştir. Yani bir uzay bilimci, hangi gezegenin hangi tarihte, hangi pozisyonda olacağını bu hesaplara göre önceden bilebilir. Güncel olması bakımından, bir sonraki güneş veya ay tutulmasının günü ve saati, hatta en iyi nerelerden gözlemlenebileceği şimdiden bilinmektedir.
Şimdi bu noktalardan hareketle, aklını bu gözlemlere göre çalıştıran bir insan kainatta güneş sistemi adıyla adlandırdığımız, bu bölgede BiR DÜZEN, BiR PLAN, BiR SiSTEM olduğunu rahatlıkla söyleyebilir...
Bakışımızı güneş sisteminden oradaki mavi gezegen yada dünya dediğimiz, kütleye çevirdiğimizde, bu gezegenin dış yüzeyinde yada etrafında, adına bilimin atmosfer dediği bir takım tabakalar olduğunu göreceğiz. Dikkat edilirse, veya bilimsel bir incelemeye tabi tutulursa, bu tabakaların aslında koruyucu özellikler taşıdığıda saptanacaktır. Gözlemlendiğinde bu tabakaların dünyada yaşam için uygun olan bir takım ısı ve ışık ayarlarını yaptığını rahatlıkla tesbit edebiliriz. Dahası bu mavi gezegene büyük bir hızla düşen ve muhtemelen zarar verecek olan kitlelerde bu tabakalarca etkisiz hale getirilmektedir.
Bir başka gözlemide aynaya bakarak yapabiliriz. NE GÖRÜYORUZ? Göreceğiz ki, elips şeklinde ve adına baş dediğimiz, bir şekil ve bu şeklin üzerinde çeşitli organlar var. Dikkat edilirse başımız yada yüzümüz üzerindeki bu organlar yerleri itibariyle son derece özelliklidirler. Mesela; 2 kulak, 2 kaş, 2 göz, birbirlerine simetrik olarak yerleşmişlerdir. Yine burun ve dudaklarda göz ve çene arasına orantılı olarak bulunmaktadır. Yine bu organların şekil olarakta birbirleriyle uyum içerisinde oldukları görülecektir. Tıpkı mevlananın, mesnevisinde dediği gibi; "Yayın eğriliği, doğruluğun ta kendisidir."
Yani kaşların, gözlerin, kulakların, dudakların, çenenin şekil olarak yay benzeri olmaları düşünüldüğünde şekil olarak en uyumlu görüntüyü yansıtmalarına neden olmaktadırlar. Şimdi sadece buradaki gözleme dayanarak dahi aynadaki suretimizde, BiR PLAN, BiR DÜZEN, BiR SiSTEM, olduğunu görüyoruz.
Vücudumuzun her yanındaki organlarımız hem kendi çaplarında işlevlere sahip olup, hem de hepsi birlikte büyük parçanın işlemesinde rol oynamaktadır. Her bir parçayı ayrı ayrı gözlemlediğimizde ilginç tespitler yapabiliriz.
Nefes borusuyla, yemek borusunu ayıran küçük bir et parçası vardır. Nefes aldığımızda yada konuştuğumuzda bu et parçası kendiliğinden harekete geçerek yemek borusunu kapatır. Yada yemek yediğimizde yutma esnasında bu et parçası yemeğin nefes borusuna kaçmaması için nefes borusunu kapatır. Bu küçük parçanın bu işlevleri bizden hiç komut almaksızın kendiliğinden yapması bu noktada da BiR SiSTEMiN, BiR PLANIN, BiR DÜZENiN varlığını göstermektedir. Hatta buna müdahale edersek bu sistem bozulmaktadır. Yani yemek yerken, konuşmaya çalışırsak yemeğin nefes borusuna kaçma ihtimali vardır. Yani öyle bir mekanizma ki bizi bize rağmen korumaya çalışıyor.
Kalbimizi gözlemlediğimizde bu küçük et parçasının herhangi bir dış destek almaksızın almaksızın sürekli kasılmalarla vücudumuza kan pompaladığını görürüz. Pilsiz, bataryasız, jenaratörsüz bu işlevi yapan organımızın işleyişininde BiR PLAN, BiR DÜZEN, BiR SiSTEM dahilinde olduğunu görüyoruz.
Sindirim sistemimize göz atalım. Herhangi bir yemeğin vücudumuza girdiği ilk andan itibaren son derece muntazam bir takım işlerin olduğunu görüyoruz. Yemek önce, çene kemiğindeki dişler vasıtasıyla parçalanıyor ve dişler bu konuda son derece işlevsel rol oynuyor. Bu esnada biz isteyelim veya istemeyelim, ağızda birtakım salgılar oluşuyor ve yediğimiz yemek bir takım kimyasal etkilere maruz kalıyor. Yutkunma yada kasılma hareketiyle çiğnediğimiz parça, yemek borusuyla mideye iletiliyor. Yine midede irademiz dışında bir takım enzimler, salgılar vasıtasıyla kimyasal bir yığın işlem oluyor. Yediğimiz yemeğin her bir parçası değerlendiriliyor. Gerekli organlara naklediliyor. Ve sonuçta işe yaramaz kısım sindirim organları tarafından vücudun dışına atılıyor. Hatta bazı parçalar, daha ağızdayken çiğneme esnasından gerekli organlara iletilebiliyor. Yani bu olayın detayları incelendiğinde açıkca görülecektir ki, burada da BiR PLAN, BiR DÜZEN, BiR SiSTEM vardır.
Hücrelerimize bakalım. En küçük yapı taşlarımızdan olan hücreler, incelendiğinde bunların içerisinde yer alan parçaların biz istesekte istemesekte, bilinçli bir şekilde hareket ederek vücudumuzu koruduğunu görebiliriz. Vücudumuza her hangi bir şekilde giren, yani derideki, kemikteki, burun yada ağızdaki koruyucu sistemleri atlatarak içimize yerleşen, adına virüs yada mikroorganizma dediğimiz ve çoğalıp hastalık yapan ve vücudun işleyişine zarar veren cisimleri sözkonusu bu hücredeki bazı elemanların çevreleyerek, kuşatarak yok ettiklerini görürüz. Buradan da anlaşılacağı gibi, vücudumuzun dış yüzeyinden başlamak suretiyle hücrelerimize kadar vücudumuzun korumaya yönelik bir savunma ağının olduğunu gözlemleriz. Burada da tıpkı dünyanın çevresini saran koruyucu katmanlar türünden planlı, sistemli, düzenli savunma mekanizmasının olduğunu görürüz.
Sinir sistemi ve Kan dolaşım ağına bakalım. Büyük bir metropolü gözlemlediğimizde bu şehirde bazı ana merkezlere bağlı olarak işlev yapan su ve elektrik şebekesinin yada hatlarının olduğunu görürüz. Bunlar planlamacılar tarafından en etkin, en uyumlu çalışacak şekilde dizayn edilmişlerdir. Nereden çıkıp, nerelere, nasıl gideceği, nerelerden geçeceği en ince ayrıntılarıyla uzmanlar tarafından hesaplanmıştır. işte içimizde de tıpkı bu şehirdeki su ve elektrik şebekelerine benzer sinir hücreleri ve kan dolaşım ağı vardır. Bunlar vücudun her bir parçasına her an düzenli bir şekilde ulaşmakta, merkezi yerlerle vücudun organları arasında çeşitli alışverişleri sağlamaktadırlar. Hatta sinir sistemi, omrilikteki özel bel kemiği vasıtasıyla özel bir koruma altına da alınmıştır. Yine kan dolaşım sistemide kemik, et ve kaslarla koruma altına alınmıştır. Hatta hücrelerimiz belli ölçülerde kendini yenileme özelliğine sahiptir.
Beynimize bakalım. Dikkat edilirse, bu en önemli organımız, en özel korumaya alınmıştır. Öyleki bu organımız, kafatasının tam ortasında yerleşmiş olup, bütün darbelerden zarar görmeyecek şekilde dizayn edilmiştir.
iç organlarımıza bakalım. Gerek mide, gerek ciğerlerimiz, gerek böbreğimiz, ayrıntılı olarak incelendiğinde bunların her birisinin hem kendi içerisnde, hemde diğer organlarla son derece uyumlu çalıştıkları görülecektir. Yine dikkat edilirse, bunlarında deri ve kas dışında gögüs kafesi dediğimiz bir kemik koordinasyonuyla koruma altına alındığını göreceğiz.
Sayısını dahi bilmediğimiz bu alemdeki her bir canlıyı ayrı ayrı incelediğimizde tıpkı kendimizi incelerken gördüğümüz koordinasyonu görebiliriz. Dahası her bir canlı türünün de kendine has bir takım özellikleri işlevleri barındırdığını tespit edebiliriz. Mesela: yarasalar; gecenin karanlığında yönlerini rahatlıkla bulabilme özelliğine sahiptirler. Aynı yeşil otu yiyen arı bal üretirken, ipek böceğinde koza, inekte, süt, koyunda et, üretilmektedir. Bazı canlılar kulaklarıyla bizim hiç duymadığımız sesleri algılamakta, bazı canlılar kilometrelerce uzaklıktaki kokuları hassas burunlarıyla algılayabilmektedirler. Bazı canlılarda bu işlevler sarp kayalıklarda yürüyüp, koşup, zıplayarak gözlemlenirken, tavşan türünden bazı canlılar gözleriyle önlerini ve arkalarını aynı zamanda görebilmektedirler. Her canlının kendisine has akıllara hayret veren mekanizması vardır. Mesela; deve; çölde susuzluğa çok uzun süre dayanabilmekte, göz zarının üzerindeki tabakayla gözlerini çöl fırtınalarında bile açık tutabilmekte, uzun kirpikleri sayesinde kum parçalarından korunabilmekte, dudağındaki yarık vasıtasıylada dikensi çöl bitkilerini yiyebilmekte, ayak tabanındaki yastıksı biçim vasıtasıyla yumuşak zemin üzerinde rahatlıkla hareket etmektedir.
Yani hayvanlar aleminin hangi parçasına bakarsak bakalım, her yerde gördüğümüz PLANI, DÜZENi, SiSTEMi görmekteyiz...
Dünyamızda yer alan ve yine sayısını bilmediğimiz bitki türlerinin hangisini incelersek inceleyelim hepsinde de mikro ve makro düzeyde uyum olduğunu görürüz. Burada da son derece koordineli yapılar olduğunu görürüz.
Yukarda sayılan tüm bu gözlemlerimizi, yap boz oyunu (Puzzle) gibi düşünebiliriz. Her bir parçanın kendisine has bir şekli olduğu gibi, her bir parça komşu parçadan başlamak üzere, diğer parçalarla uyum içerisindedir. Ve tüm parçaların birleşimi bize kainatın fotografını vermektedir. Bu noktada söyleyebiliriz ki, mikro ve makro düzeydeki gözlemlemiş olduğumuz tüm parçalar BELLi BiR PLAN, BELLi DÜZEN, BELLi BiR SiSTEM içermektedirler. Sistem hem mikro anlamda hem makro düzeyde çok açık olarak gözlemlenebilmektedir. Yeterki insan bu noktada bağımsız bir akılla, gözlemlere dayanarak, muhakeme etsin.
Bunu yapan her insan, akıl kapasitesince bir çok PLANI, DÜZENi VE SiSTEMi gözlemleyebilecektir. Bilimsel verilerin artması kişinin bu konudaki şüphelerini bertaraf edecektir...
Sorunun daha kolay anlaşılabilmesi için, tüm gözlemlerimizde hakim olan unsurun PLAN, DÜZEN VE SiSTEM Mi?, YOKSA KAOS, KARMAŞA VE TESADÜFiLiĞiN Mi? Olduğuna verilecek cevap bu sorunun cevabı olacaktır.
işte islam anlayışına göre, bu sorunun cevabı temel kabul ettiğimiz ilk çelişkinin çözümündeki ilk adımdır. Yani bizler bağımsız aklımız ve muhakememizle hareket ederek, kainatın her bir parçasında BiR PLANIN, BiR DÜZENiN, BiR SiSTEMiN olduğunu görüyor ve buradan hareketle, zorunlu olarak BiR PLANLAYICININ, DÜZEN KOYUCUNUN, SiSTEMATiZE EDENiN varlığını kabul ediyoruz. işte varlığını kabul ettiğimiz, kainatı yaratan ve tanzim eden bu güce, ALLAH diyoruz. Ve onun varlığına inanıyoruz... *
Bir harf kâtibini, bir iğne ustasını bildirdiği gibi, bu varlık alemindeki her mahluk da kendisini yaratanı çok cihetle bildirir ve gösterir. Bunun içindir ki, Allah ın varlığının delilleri mahlukatın sayısı kadardır hatta daha da fazladır.
plan ve düzen gibi kelimelerin sadece bizim algımız doğrultusunda anlamlandığını gözden kaçırmadan üzerinde durulması gereken önermedir, lakin kanıtlanamaz, orası ayrı.
şimdi şöyle düşünelim, mesela hepimiz, gökte süzülen, evrende uçan, şekilsiz, hacimsiz hatta kütlesiz velakin algılama yetisine sahip mahluklar olsaydık(farz-ı misal, saçmadır falan demeyiniz, farzedelim diyorum), ve yaşadığımız evrende gezegen yada kütle vs gibi kavramlar olmasaydı, düzen ve plan gibi kelimelerin çağrıştırdığı algılar-anlamlar tamamen değişik olurdu şimdikinden, hatta ve hatta düzen ve plan gibi kelimeler belki de hiç bir şey çağrıştırmazdı bizlere. bu yüzden, düzen ve plan gibi kelimeler "olasılığa göre göreceli"dir diyebiliriz.
yani:
biz bu evrende bu şekilde, bu fizik kuralları arasında doğduğumuz, oluştuğumuz, yada yaratıldığımız için düzen ve plan gibi kelimeleri şu anki algısıyla anlamlandırdık, ama yukarıdaki gibi olsaydı bu kelimeler daha değişik şeyler çağrıştıracaktı.
sonuç olarak, önermenin karşıtı için yapılan savunmada "düzen" yada "plan" görüyoruz gibisinden kelimeler kullanmak yanlıştır kanımca.
söylerken hiç mi hiç yutkunmadığım cümle.
şüphe içinde de kalmıyorum.
gayet de eminim.
cicero der ki,başkalarının anlattıkları vicdanımın söylediklerinden önemsizdir.
en-el hak diyen insanın canını alanların hiçbir zaman anlamayacakları önermedir, kültürel gelişmişlikten kaynaklı olsa bile "aha bakın allah dedi" cümlesine sığınabilenler orjinin sol tarafında kaladursun, diğerleri için söylenebilecek tek söz vardır, bilim aksini ıspat edene kadar allah vardır, çünkü insanların inanması gereken kendilerinden daha güçlü ve tüm soruları çözebilecek birşeye ihtiyacı vardır. soruları,sorunlarını çözmeye cesaret edemeyen kimselerin kabulüdür bu önermenin aksi duruumu, bu önermeyi kabul edenler ise temelde şunu söylerler; materyalist hayatı yaşarım diğer inanlarımdan kime ne?
saçı sakalı birbirine karışmış adamı gösterip berber yoktur demekle aynı argümanla savunulmasını basit bulduğum ifade. allah yoktur çünkü kötülük vardır öyle mi, o zaman hastalar ölüyor demek ki doktor filan yok. şaka gibi yahu. farkında olmadan tartışmaya girdiysem kusura bakmayın ama zaten bu tartışılacak bir şey değil, varsa nerede diye sormaktan daha ciddi söyleyecek bir sözü olmayan bence laf kalabalığı yapmaktadır, ya da safları sıklaştırıyordur, bilemiyorum.