genç yaşta hakkın rahmetine kavuşmuş olmasına rağmen kısa ömrüne büyük işler sığdırmış büyük düşünür. bıraktığı eserlerle düşünen gençliğe örneklik teşkil eden nadide şahsiyettir.
nice büyük islam alimi gibi katledilmiş büyük şahsiyet. dinin düşmanıın her zaman yine din olduğunu allahın dinine karşı çıkanın çoğu zaman insanların sosyolojik dinleri olduğu tezini ortaya koymuş, son iki yüz yıldır uydurulan bu dinlere tepki vermekte olan ilim sahibi insanların uydurulmuş dinlerle semavi dini birbirine karıştırmamaları gerektiğinin altını özellikle çizmiştir. eko-politik oalrak marxsizme yakın olan şeriati marxizmin temelindeki artı değer,sömürü, gibi kavramların zaten islam tarafından ele alındığını ve ekonomik bir kavram olarak sosyalizmin saltanatçı emevi islamı zehrini ortaya çıkarana kadar asrı saadette uygulandığını söylemiştir. zihin açması bakımından dine karşı din ve saltanatçı emevi islamının nasıl kur'an islamına galip gelmeye başladığını anlattığı ebu zerr adlı kitapları özlelikle tavsiye edilir. iranın çıkardığı en büyük modern düşünürlerdendir. çok sigara içmesiyle bilinir.
eserlerinde birçok iğrençlikler bulunmakta. ehli sünnete muhaliftir.
muhammed kimdir kitabında,
--spoiler--
osman görüş açısı dünya görüşü dar ve zayıf birisidir. peygamberle yaptığı işbirliği sırasında kimse onun en ufak bir üstün ve fevkalâde iş yaptığını görmemiştir. islâm'ın öz ruhunu, derinliğini, sınıfsal yönelimini hissedememiştir. islâm'ı, şiarlar ve islâm rehberini şiarları yüceltenden başka bir şey olarak niteleyemiyordu. servet ve süse, kavmine ve kendine düşkünlüğü, büyüklere ve altına, güç ve kan sahiplerine saygıda bulunma, onun ruhunda o kadar güçlüdür ki, onun ahlâkî bağı,islâm'dan daha çok cahiliyeye yakın ve iç içedir. en büyük tehlike, tehlikeli ve güçlü beni ümeyye hanedanına mensup oluşudur. kuşkusuz o'nun böyle bir ruhsal yapı ve görüş açısıyla, bu uyanık, layık islâm maskesi takmış güçlü düşmanların elinde bir sadık uygulayıcıdan başka bir konumu olmayacaktır. (s: 318)
--spoiler--
--spoiler--
muhammed'in ali hakkındaki sükutu, onu tarihte savunmasız bırakacaktır.
acaba muhammed, .ali'yi kollamayacak mıdır? sükutuyla o acımasız tarihin eliyle paymal etmiyecek midir?
nitekim öyle de oldu. onu tarihte en kötü adam olarak tanıttılar. (s: 322)
--spoiler--
insanın 4 zindanı isimli bir konuşması derlenip türkçeye çevrilmiş ki; okumayan çok şey kaybeder. kendisi son derece donanımlı müslüman bir filozoftur. bir çok aydın gibi, kahpece katledilmiştir.
şeriat,tarikat, marifet, hakikat diye 4 kapısı vardır. islam dini şu an halen şeriattadır. ilerlemek istememektedir, çünkü her yeni adımda şeriattan kopacağını düşünmekte ve kendini tekrar geri şeriata dönecek olgunlukta görmemektedir. 2 kapıyı da bir arada yaşayacak beceriden yoksundur, ayrıca bunu yaptığında taktığı at gözlüğünü çıkarmak zorunda kalacağını düşünmektedir. gözlüğü çıkarması da elindekileri başkalarıyla paylaşması demek olacağından böyle bir yola da gidememektedir. bunu en güzel anlamda zekat ibadetinin mevcut statüsünde görmekteyiz. ali şeriatı ise hakikata varmıştır. bütün kısıtlamalardan sıyrılmıştır.
herkesi, herşey hakkında yeniden bilgilenmeye ve öğrenmeye çağıran düşünür, ilim adamı, hâkim. ''aşk ve sevgi'' isimli makalesinde de günümüzü gördüğü ve bizleri aydınlatmak için eksra gayret verdiği açık olan alim.
''Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.
Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ve görünümler taşır. Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.
Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.
Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle bağlantılıdır. Schopenhauer'ın deyişiyle: "Sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin."
Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür. Aşk; tufan, dalga, coşku niteliklidir. Oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır.
Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir. Uzaklık uzun sürecek olursa azalır. ilişki sürecek olursa değerini yitirir. Ancak korku, umut, sarsıntı ve acı çekmenin yanı sıra "görüşüm-uzaklaşım"la diri, güçlü olarak kalabilir. oysa sevgi bu durumları bilmez. Dünyası başka bir dünyadır.
Aşk, bir yönlü bir coşkudur. sevgilinin kim olduğunu düşünmez. "Öznel bir özcoşu"dur. işte bu yüzden hep yanlışlık yapar. Seçimle hızla sürçer. Ya da hep bir yönlü kalır. Yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmedikleri için ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışığında birbirlerini görebilirler.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar. ışığın gölgesinde yeşerir; büyür. işte bu yüzen hep tanışıklıktan sonra ortaya çıkar. Gerçekte başlangıçta, iki ruh birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. "Biz" oluşları ise "tanışım"dan sonra olur, iki ruh, iki kişi değil daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar. işte bu konaktan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız çölüne ulaştıklarını, sevginin karartısız açık göğünün başlarının üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, "inanış"ın aydın, arı içtenlikli ufuklarının kendilerine açıldığını, tatlı okşayıcı bir esintinin hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni esinlerinin iletileri ve başka bahçelerin güzel, gizemli çiçeklerinin kokularının birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeniyle kendisini hep bu ikisinin yüzüne, başına vurduğunu... Kendi gözleriyle görürler.
Aşk, çılgınlıktır. Çılgınlık ise "anlayış" ile "düşünüş"ün bozulmuşluk ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir. Oysa sevgi tırmanışının doruğunda, beyin ötesini aşar, anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun yüksek doruğuna götürür.
Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır. Oysa sevgi, içinin çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur. Aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten bir doğruluktur. Aşk, denizin içinde boğulmaktır. Oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir. Aşk, görme duyumunu alır, oysa sevgi, verir.
Aşk, kabadır, şiddetlidir. bununla birlikte dayanıksız, güvensizdir. Oysa sevgi, tatlıdır, yumuşaktır. Bunun yanı sıra dayanıklı, güven içindedir.
Aşk hep kuşkuyla bulunur. Oysa sevgi, baştan başa kesin inançlıdır. Kuşkuya yer vermez. aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız. aşk korundukça eskir. Oysa sevgi yenilenir.
Aşk, sevenin içinde varolan bir güçtür. Kendisini sevgiliye çeker. Oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür. Aşk, sevgiliye egemenliktir. Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.
Aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. Aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal, hayvansal ruhun bir çekiciliğidir. Kendisi kendi kötülüğünün bilincinde olduğu için de onu bir başkasında görünce ondan nefret eder, ona kin besler. Oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister. Bütün gönüllerin de kendisinin sevdiği için beslediğini , beslemelerini diler. Sevgi, kişinin Tanrısal ruhu ve Ahurasal doğasının bir çekiciliğidir. Kendisi kendi doğaötesi kutsallığını görebildiği için onu bir başkasında görünce onu da sever. Kendisine tanış, yakın bulur.
Aşkta, rakip sevilmez. Oysa sevgide, "Köyünün tutkunlarını kendi özleri gibi severler." Kıskançlık aşkın özelliğidir. aşk, sevgiliyi kendi lokması olarak görür. Bir başkası onun elinden kapmasın diye hep acılar içinde kıvranır durur. kapması durumunda ise ikisine de düşmanlık beslemeye başlar. Sevgiliden nefret edilir.
Sevgi ise inançtır. inanç ise salt bir ruhtur. Sınırsız bir sonsuzluktur. Bu gezegenin türlerinden değildir. Aşk, doğanın kementidir. doğadan almış olduklarını kendi elleriyle geri verip; ölümün aldıklarını aşkın oyunlarıyla ellerinden bıraksınlar diye başkaldıranları yakalar. Oysa sevgi, kişinin doğanın gözlerinden uzak, kendi yarattığı, kendi ulaştığı, kendi "seçtiği", bir aştır. Aşk, içgüdünün tuzağında tutsak olmaktır. Oysa sevgi, isteklerin baskısından kurtulmaktır. Aşk, bedenin görevlisidir. oysa sevgi, ruhun elçisidir.
Aşk, kişinin yaşama dalıp güncel yaşamla oyalanmasına yönelik büyük, aşırı bir "bilinçsizlendirim"dir. Oysa sevgi, yabancılıktan dolayı yabansıllıktan doğma, kişinin bu pis, gereksiz yabancı pazar içerisindeki, korkunç özbilincidir.
Aşk, tat aramaktır. oysa sevgi, sığınak aramaktır. aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir. Oysa sevgi, "yabancı bir ülkede dildaş bulmak"tır.
Aşkın yer değiştirdiği olur. soğuduğu olur. Yaktığı olur. Oysa sevgi; yerinden, sevdiğinin yanından kalkmaz. soğumaz, kızgın değil; yakmaz, yakıcı değil.
Aşk, kendinden yanadır. bencildir, kendisi için ister. Kıskançtır. sevgiliye tapar, onu kendi için över. Oysa sevgi, sevilenden yanadır, sevilencildir. Sevgili için ister. Kendini sevdiği kişi için ister. Onu onun için sever. Kendisi ortada değildir.''
"düşünmek" gibi tehlikeli bir işe kalkıştığı için nerdeyse tüm ömrünü bıçak sırtında geçiren ve genç yaşında en verimli çağında bir kurşun ile hayata veda eden iranlı düşünür, filozof, alim, entellektüel.
Sadece iranın değil tüm asyanın gururu ali şeriati. Resmi çoğu ezilen yerlerde che'nin resmi ile beraber taşınmıştır. Sadece maddi değil manevi sömürünün önünde de set gibi durmuştur. Batıya " sadece sen medeni değilsin. Sadece sen yoksun. Biz de varız." diyebilmiştir. Ve de bunu kalemle yapmıştır.
dava adamı.. her şeyiyle.. ateşli bir devrim savunucusu
eserlerinde ve söylemlerinde daha çok varoluşçu filozoflardan etkilenmiştir.
örnek olarak jaspers, kierkegaard, erich fromm ve hocası sartreyi zikredebiliriz. ama bunların arasında birisi var ki, onunla diğer tüm mütefekkirlerin düşüncelerini kıyaslarken, "konuşmaya yeni başlamış bir çocuğun, bir filozofla konuşması" gibi çok iddialı bir benzetmeyle dile getirir. neyse sizleri fazla çatlatmadan söyliyeyim, bu mübarek zat fromdur. dr. şeriati frommun psikolojik semboller(şifreler) teorisinden o kadar etkilenmiş ki, tefsir(hermenötik), tasavvuf ves. gibi alanlarda bile bu teorini uygulamaktan geri durmamış. şimdi azacık ta şeriatini bu haktaki görüşlerini özetimsileyelim*. "dini metinlerde geçen her hangi bir söz, salt sembolik bir anlam taşıyor ve asıl anlam onun arkasındadır". burda jaspers etkisini görmemek elde değil. zira jaspersin, "kişinin her an yorumlamak zorunda bulunduğu tek şey varlığın şifresidir. kişi ancak bu şifreyi çözmekle bilgi edinir, yoksa nesnel dünyayı algılayarak değil" sözlerini, şeriatinin hermenötiği ile birlikte okursak; ateist olmayan varoluşçuların öze inme metotlarını, oldukça güzel bir şekilde islami alanlara adapte ettiğini görürüz..
şeriatinin,devrimin sosylojik arkaplanını hazırladığı herkesçe bilinir. zira kerbela vakıasına atıfta bulunurak, "zalimin zülmüne karşı ya hüseyn olup isyan ediceksin, ya zeynep (hüseynin kardeşi) gibi zalime zülmünü açık açık söyleyeceksin, ya da yezid olacaksın" diyerek, zaten bu konuda hassaslığı ile bilinen iranın şii nüfusunu, o zamanın zalimi - yezidi şaha karşı ayaklanmasında büyük rol oynamıştır. her ne kadar girişiminde büyük ölçüde başarılı olsa da, bu konuda -ehli beyt fenomenini devrime malzeme yapması- seçici davrandığını- görüyoruz. zira ehlibeytte, imama cafer sadık gibi sadece sivil - entelektüel zeminde muhalefet yapan, imama hasan gibi zalim olsa bile, fitneyi önlemek için, muaviye lehine hılafetten çekilen, imam rza gibi halifenin yanında yer alarak zulmü öyle önlemeye çalışan şahsiyetler var. bu sebepten dolayı olsa gerek ki, ayetullah mutahhari, misbah yezdi, allame tabatabai ve abdülkerim süruş gibi düşünürler onu katı bir biçimde eleştirmişlerdir.
dr. süruşun bu konudakı düşünceleri için: http://www.drsoroush.com/...nt-shariati_june2008.html
yığın yığın kitapları arasında en çok kapitalizm adlın kitabını beğendiğim gerçekten aşmış yazar. islam reformu üzerine görüşleri çevresindekileri rahatsız etmiş ve sonunda faili mechul bir şekilde bu dünyadan ayrılmıştır. kimilerine göre savak'ın, kimilerine göre pehlevinin kimilerine göre ise ingiliz gizli servisinin kurbanı olmuştur. ha bana sorarsanız öldürüldüğü tarih ve sosyal şartlar düşünüldüğünde katillerinin islamcı ihtilalciler olması kuvvetle muhtemeldir.
Savak tarafından öldürülmüş eski bir Savak ajanı. " Allah gerçek bir Janustur * demesiyle Allah'ı puta benzeterek ne kadar müslüman olduğunu göstermiş.
şiilerin sünni,sünnilerin de şii olduğu iddiasıyla sıcak bakmadıkları büyük mütefekkir.
iran devrimi'nin ideolojik arka planının hazırlayıcısı olduğu söylenir,halbuki bu doğru değildir.çünkü ali şeriati'nin birçok eseri iran'da yasaklanmıştır,hatta bazı kitapları 20 yıl boyunca yayınlanamamıştır bile.
son dönemde yetişen en büyük entelektüellerdendir.ben kendisine "nefer düşünür"diyorum,çünkü fikirlerinin yanında bir aksiyoner kişiliği de vardır.
kitaplarından biri "sizi rahatsız etmeye geldim"cümlesiyle başlar.
ingiltere gizli servisi tarafından şehid edilmiştir,Allah rahmet eylesin.
günümüz türkiye'sinde müslümanların arasına sınıf farkını yerleştiren, yoksulları gözardı eden, altını; gümüşü ve gemicikleri dağ gibi biriktiren ve kendi sosyetik yaşam şeklini oluşturan burjuva dincileri her gördüğümde aklıma gelen kişidir.
devrim ayetullah humeyni'nin ellerinde çok başka bir kutba gitmiş ve bu büyük düşünür iran gizli servisi savak tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.
iran islam devrimine çok büyük katkıları olmuş , ancak islam devriminin gerçekleşmesinden hemen sonra humeyni tarafından kitapları yasaklanan, özellikle de "dine karşı din" adlı kitabında harika tespitlerde bulunmuş yazar.
akıbeti " devrim önce kendi çocuklarını yer" sözünü hatırlatıyor.