"Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.
efendim edebiyata karşı zerre kadar ilgi duymaz ilgisini geometri ve cebire veriri.başarırda bir gün asker bir akrabasının tayinin çıkması üzerine lan bunun okuduğu kitaplar ne ayak lan bir bakayım der ve bakış o bakıştır..ilk şiirini on dört yaşında yazar beğenmez okuldaki çekmecesinin en gizli yerinde saklarken eli uzun arkasının biri şiiri ele geçirir.bu şiiri bir dergiye yollar ve bu şiir bu dergide yayımlanır...gizli gizli hayranları peyda olur kafasına göre takılır akşamı lırmızıyı ve annesini deliler gibi sevmektedir.yedi yaşında annesini kaybettikten sonra af buyrun .mı götü dağıtır ağlak bir adam olur ahmet haşim geleceği değilde geçmişe döner hep yalnızdır o kadar edebiyatçının içinde...
(bkz: hayal-ı aşkım)
mallarmé, poe, hopkins gibi dile sadece yorum gücü katmakla kalmayıp yepyeni boyutlar, anlamlar ekleyerek modern şiiri hazırlayanların bizim şiirimizdeki nasiplisi.
ahmet haşim, bir ebru sanatçısı olsaydı (ki bana göre öyledir) işimiz daha kolay olurdu belki. şiiri, meramları başka şeyler olanlar kullanmazlar tarihte yalnızca. duygulu ve de sözgelimi ellerinden hoşnut olmayan insanlar da kullanabilir. şiir yazarak kendilerini arkadaşlarına, kız arkadaşlarına beğendirmeye çalışmak herhalde yaşamın bir boyutudur (D; 111).
biz 21.yy insanlarının anlayamayacağı kadar temiz hislerle şiir yazmış ve ölmüş şairimizdir. "arapmış olum, kürtmüş" gibi salak sözlere bile sadece dizelerindeki kendi deyimiyle o sonsuz nevmit ile cevap verecek olan adamdır. sadece yazdığı kadınlarla olan o ilişkisi bile göz dolduran bir adamdır.
kendisi bağdat doğumludur.
20. yüzyılın başlarında istanbul'a gelmiş, fecr-i ati dergisinde yazılarını ve şiirlerini yayınlamıştır. buna ek olarak fransızca ve türk dili öğretmenlikleri görevlerinde de bulunmuştur.
çok esmer ve çirkin olduğunu düşündüğü için gündüzü sevmez, hep akşam ve gece olsun ister. şiirlerinde de bu kolaylıkla hissedilir.
sürekli akşamı, hüznü ve kötümserliği kendine tema edinmiştir bu sebepten.
bir de yanağındaki bağdat çibanı de bu çirkinliğinin üstüne eklendi mi insanlardan ve dünyadan tamamen soyutlamıştır kendisini.
kendisi iyi bir edebiyatçı olmasının yanında iyi de bir gurmedir.
tüm şiirsel uslubunu ortaya koyan bir eseri için
(bkz: merdiven)
bağdat doğumlu şair yazardır. şiirleri göl saatleri ve piyale adlı iki kitapta toplanmıştır. hayatında kendisini annesinden başka hiçbir kadının gerçekten sevmediği ve bu yüzden bunalımlar yaşadığı söylenmektedir.
yorgun gözümün halkalarında
güller gibi fecr oldu nümayan,
güller gibi... sonsuz, iri güller
güller ki kamıştan daha nalan;
gün doğdu yazık arkalarında!
altın kulelerden yine kuşlar
tekrarını ömrün eder ilân.
kuşlar mıdır onlar ki her akşam
alemlerimizden sefer eyler?
akşam, yine akşam, yine akşam
bir sırma kemerdir suya baksam;
üstümde sema kavs-i mutalsam!
akşam, yine akşam, yine akşam
göllerde bu dem bir kamış olsam!
ahmet haşim, simgeci diye bilinir; simgeci olarak tanıtılır. Bu, belki çok genel bakışta doğrudur ancak mutlaka bir etiket yapıştırmak gerekiyorsa ona simgeci yerine izlenimci demek daha doğru olacaktır. Çünkü o, dış dünyayı kendi ruhsal durumuna göre algılayıp şiirine yansıtmıştır. Siirlerinde önceden iyice düşünülüp hesaplanmış, bir anlamı en yetkin biçimde iletmek için belli bir öngörüyle kurulmuş belirli imgeler yoktur. O, dış dünyayı puslu bir perdenin ardından görür; sanki tüm yoksunluklarını akşam'da yoğunlaştırmıştır. Her şeyi "akşam" kavramından anlatıma kavuşturmak ister gibidir. Simgecilerin "şiirde geleneksel kuralları yıkma" biçiminde özetlenebilecek devrimci tutumunu da haşim'de göremezsiniz.
20.yy'ın aruzu en iyi kullanan dört şairinden biridir. * bence bu dördü arasında en iyisidir. tabiatı aruzla yeniden çizmiş, denizi-akşamı-güneşi yeni orijinal bir duyumla kaleme almış, her bir nesneyi keman sesinin büyüleyiciliğiyle aktarmış büyük şair.
(...)
dönmek mi? ne mümkün geri dönmek,
düştüyse gönüller bu melâle?
bir eldir ufuklardan uzanmış,
zulmet bizi çekmekte visâle...
fecr-i ati dergisinde yazmış, şiir de olduğu kadar düz yazıda da başarılı yazar kişisi. karamsardır, genelde akşam gün ışığında şiirlerini yazmayı tercih etmiştir. aynı zamanda kadınları beğenmediğini şu sözleri ile ifade etmiştir;
"kadin süssüz püssüz bir şeye benzemez. o yüzden süse ihtiyaç duyar,tavus kuşu gibi süslenir. erkek ise sade güzeldir; o adeleler, o kalçalar, o bakıştaki kartal edasi hangi kadında vardır?"
bir takım önyargıları sebebiyle asla kendisiyle barışamamış, kadınlardan uzak durduğu için de onlara karşı bir nefret besleyen, tek evliliğini ölümünden yaklaşık iki ay önce yapmış harika şiirlerin sahibi insan.
kendisinin arap kökenli olması sebebiyle edebi ortamlardan dışlandığını ve bu yüzden bizzat katıldığı çanakkale savaşı hakkında en ufak bir eser vermeyen kişi.
hayatta kadın olarak sadece annesini sevmiş; tek evliliğini de kansere yakalandığından dolayı kendisine bakacak bir bayan bulma sebebiyle yapmış, gerçeklik duygusundan ve gün ışığından nefret eden akşam şairi. bize göre adlı kitabında kadınlar için aşağılayıcı ifadeleri vardır.
gerçek dünya onu o kadar rahatsız ederdi ki o belde isimli şiirinde kafasındaki muhayyel dünyayı anlatmıştır. hayali dünyaya öylesine kapılmıştır ki arkadaş ortamlarından hep hayali sevgililerinden bahseder olmuş ve bu hayallere belli bir zaman sonra kendisi de inanmaya başlamıştır.
deniz
sürüklenir zehebî kumlar üstünde
bütün menâzır-ı hüzn-ü gurup ile yalnız
yükselen reng-i şâmın altında
öksürür nâtüvân-ü nâlende
hasta bir genç kız
bu baharın kolunda bir erkek
hüzn-i sâriye mezc-i ruh ederek
inliyor sessiz...
sonra
durgun sularda bir yıkanan gölge
göklerde nurunu kırpan
büyük, derin, nazar-âvâre
mâi bir yıldız
zehebî: altın, altın renkli
menâzır: manzaralar
nâtüvân: güçsüz, zayıf
nâlende: inleyen
sâri: bulaşıcı
mezc etmek: birleştirmek