övgüler düzülesi şehir. her şeyiyle güzel olanından.
yalı hanı'ndayım.*
bahar.
o kocaman morsalkım açmış; masaların, sandalyelerin üstü düşen minik eflatun çiçeklerle bezeli.
buz gibi bira içiyorum.
üst katta birisi keman çalışıyor, bir ezgiyi üstüste çalıyor, ama kötü değil çalışı, sanki son şekillendirmesi, mükemmele yakın.
murathan mungan okuyorum, kırk aynalı kırk oda; girişteki iki kitabevinin (paradigma ve ayışığı) birinden yeni almışım.
hemen dizimin dibindeki sandalyede şişman, kocaman bir tekir kedi sırtüstüne yakın bir şekilde yatmış mırıl mırıl uyuyor. arka ayağı dizimde.
ben gemiyi bekliyorum.
gökçeada'ya, sevdiğimin yanına gideceğim.
Evdir çanakkale minik bir ev. içinde huzuru hissettiğin yanlız kaldığında bile seni yanlız hissettirmeyen kucaklayan bir şehirdir çanakkale. Çok duygusal şeyler bunlar çok. ama böle gerekmekte idi.
Övün ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
Ömründe göstermedin bin düşmana bir gün.
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
Başına yüz milletin birden üşüştüğü yersin!
Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla.
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!
Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
Koştu senin koynundan çıkar çıkmaz evinden.
Sen onların açtığı bayrağın alevinden,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!
Toprağından fazladır sende yatan adamlar,
Irmağın kanla çağlar, yağmurun kanla damlar.
O cenkten armağandır sana kızıl akşamlar,
Sen silahın inançla son döğüştüğü yersin!
Bir destana benziyor senin bugünkü halin.
Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
Övün ey Çanakkale, ki sen Mustafa Kemal'in,
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!