çok sevdiğim bi arkadaşımın - mutlaka bu kitabı okumanı istiyorum - sözü üzerine elime aldığım ve 2 hafta içinde bitirmeyi başardığım hoş bi kitap. lakin çok basit. çok yalın. cümlelerde geçen bazı sözcükler kendini çok fazla tekrar ettiği için, biraz da sıkıcı. ha ama okudum mu? elbette. kitabı bitirdiğinizde aklınızda saçma sapan bi dünya soru işareti kalıyor. bu muydu yani diyosunuz. daha fazlasını beklercesine...
hani yeni yeni yayınlanmaya başlanmış bir dizinin tutmadığı görünce allak bullak, tuhaf sonla bitirilmesine benzemiş kitabın sonu da. yarım yamalak, yavan bişey.
kitabın içeriğine gelecek olursak... şiir aşığı bir piraye var. özgürlüğüne düşkün bir piraye... öğrencilik yılları boyunca kiminle oynaşsam diye düşünürken, mavi boncuk dağıttığı erkeklerin maddi durumunun yetersizliğini göz önüne alarak tek tek eleyen bir piraye. (bkz: paranın gücü)
daha sonra bu hanım kızımızın karşısına kişiliği ve yaşantısıyla tamamen ters düşen bir ağa çıkıyor. zengin mi zengin. havalı mı? oldukça. küçük ağa'nın adı haşim. önce haşim'le evlenip daha sonra burnundan kıl aldırmayan kızımız diyarbakır'a yerleşiyor. bildiğin asmalı konak gibi birşey la bu. şahsen ben okurken hep bu izlenime kapıldım. dedim ya, son derece basit. canınız sıkıldığında, yapacak birşey bulamadığınızda elinize alıp okuyabileceğiniz türden.
ayrıca canan tanı'n ilk romanıymış. daha çok çalışmalısın canancım. daha iyi olabilir, denemeye devam.