kendine biçtiği kanaat önderliği rolünü esas mesleği olan iktisat profesörlüğüne nazaran ön plana çıkarmış olan kişi. eh, getirisi daha yüksek tabii ! gerçi ne iktisatçılığında ne kanaat önderliğinde matah bir üretimi yoktur. döner döner aynı şeyleri söyler. dönmek dedim de, çok hoşlandığı bir eylemdir. on yıllar geçse de vaz geçemediği yegane şey, türkiye cumhuriyeti'ne duyduğu hınçtır. oradan buraya geçer, 180 derece değiştirir pozisyonunu, t.c'ye düşmanlığı baki kalır. hayatındaki istikrar noktası budur. bir de sakalları. ne yaparsa yapsın üretiminin o hep bahsettiği evrensel çizginin daima altında kalması istikrarı yakaladığı üçüncü konudur.
yalnız ezberine aldığı demirbaş konulardan birisi tarihe karıştı yakınlarda. en sevdiği
retoriklerden birisi olur olmaz, her vesilede türkiye ile yunanistan'ı mukayese etmekti bu zatın. biraderi ile birlikte babalarından devraldıkları bir karşılaştırmadır bu. yunanistan ab üyesi, biz giremedik ya, işte onlarda şu şöyle, bu böyle. yunanistan'ı göklere çıkar, kendimizi yerin dibine sok.
şimdi komşu battı batacak, mehmet altan dut yemiş bülbül. soruyorum kendisine buradan:
ne oldu sn altan, bir analiz yap ta istifade edelim. kendisi hakkında bir iktisat profesörü olacak çıkarılacak iki sonuç var;
1) yunanistan'ın alt yapısı, ekonomik göstergeleri, kamu örgütlenmesi, özel sektörü, üretimi ve tüketimi hakkında ya hiç bir fikri yoktu, ki o zaman sen ne iş yaparsın mehmet altan?
2) yahut hepsini bal gibi biliyordu ve gözümüzün içine baka baka yalan söylüyordu.
söyleyin bu iki şıktan hangisi daha küçültücü kendisi için?