arabeskin kollarında dans eden kitlenin kültürüdür.dolayısıyla bu çemberin içindeki insanların da arabesk bir yapıya sahip olduğu da su götürmez bir gerçektir.türkiyenin dış ticaretinde önemli bir yer tutan konfeksiyon ürünlerinin üretildiği bir atölyeye gelin bakalım bu kültür nasıl yaşanır, yaşanıyor, yaşatılıyor:
makinacılar, kızlı erkekli gruplar halinde ellerinde poğaçalarla atolyeye dalarlar, fıkır fıkır fıkırdayarak herkes makinasına ayar verir, akşama kadar hiç dinmeyecek zırıltı başlar.
hemen çay molası verilir, hani en arabeskinden orhanlı ferdili müslümlü...parçalar çalan radyo açılır, işte ızdırap pardon konfeksiyon kültürü daha çay içerken yaşanmaya başlar.
radyoda çalan şarkılardan kafası güzelleşen işçiler, hemen yemek yemeye koşarlar.arabesk radyo duvarları çatlatacak şarkılar çalmaya devam eder o boşlukta.
yine radyoda çalan dayanılmaz parçalar ve konfeksiyondaki makina zırıltısı işçilerin kafasını patlatacak derecede şiddetlidir.bir çay molası girer yine devreye makineler kapatılır, kulaklar hep o arabesk radyodadır, herkes içinden bir parça geçirir çayını çorbasını içerken.
işçiler artık mesai bitimine yaklaşmaktadır, herkesin temposu düşmüştür,kimsede kafa beyin kalmamıştır; küçük çırağı bakkala gönderip abur cubur aldırmak için para toplarlar.bu saatin en yoğun işçisi çıraktır, bütün yük ondadır ama o tam tersini düşünür.çırak dışarı çıkınca resmen göbek atar kapının önünde, onun için içerisi cehennemden farksızdır.
işte arabesk bir gün geride kalmıştır; herkesin üstü başı toz içinde, ruhu olabildiğince ağırlaşmış bir halde, giydikleri ayakkabı iplik yumağına dönmüş durumdadır.ama en önemlisi bu dayanılmaz kültür kafalarına bir gün daha tecavüz etmiştir, hem de hiçbir kültürün tecavüz etmediği kadar.sadece dinledikleri radyo, onların hayata bakış açısını, hayallerini, ruh sağlığını alıp götürmeye yetmiştir...